Türkçe

Sosyalist Strateji

İzlenme 1488

Sosyalist siyasetin yerel örgütlenmesinde tahlil ve strateji ilişkisi Sosyalistlerin örgütlendikleri ulusal toplumsal formasyonların sınıf analizini doğru yapmaları ve bu analizden çıkan politik sonuçları programlarına aktarmaları önemlidir. 1960larda ve 1970lerde Türkiye İşçi Partisi’nin savunduğu Sosyalist Devrim tezi Türkiye’de hakim üretim biçiminin kapitalist üretim biçimi ve hakim çelişkilerin de kapitalist çelişkiler olduğu argümanına dayanıyordu. Bu analize karşı Milli Demokratik Devrim Tezi ise Türkiye’de kapitalizmin gelişimine karşın üretim ilişkilerinin niteliğinin hala yarı-feodal olduğunu, bu nedenle de önce demokratik devrimin tamamlanması gerektiğini savunuyordu. Ulusal formasyonların sınıfsal analizi sosyalist partilerin parti programlarını da etkileyecek, genel stratejilerinin yönünü belirleyecektir. Öte yandan sosyalist strateji doğrudan sınıf ilişkilerinin ya da kapitalizmin gelişme aşamasının sonucu olarak da oluşmaz. Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi daha kapitalist ilişkilerin tamamıyla yerleşmediği bir ülkede Bolşevikler iktidara talip olarak sosyalizmi şartlar henüz olgunlaşmamışken de kurmayı hedeflediler.

Ancak analiz ve strateji arasındaki ilişki sosyalistler açısından farklı yerelliklerde de yeniden ve yeniden düşünülmesi ve kurulması gereken bir ilişkidir. Zonguldak’ta 1967-1971 arasında Türkiye İşçi Partisi’nin yaşadığı deneyim bu anlamda oldukça öğreticidir. Bu deneyim, sınıf analizi ve strateji arasındaki ilişkinin değişik boyutlarının izlerini sürmek için zengin veriler sunuyor. 1967 yılında Zonguldak maden işçilerinin ve demir çelik fabrikası işçilerinin yoğunlukta olduğu bir bölgeydi. TİP kurulalı 6 yıl olmuştu ve parti işçi sınıfının öncülüğünde tüm emekçi sınıfların partisi olduğunu açıklıyordu.
TİP Zonguldak İl Yönetimi’ni o dönemde ilk olarak proleter olarak gördüğü maden işçilerine hitap etmeye çalıştı. … yılında gerçekleşen maden grevi de bu kararın alınmasında önemli rol oynadı. Grevden etkilenen yöneticiler çıkardıkları gazeteyi maden işçilerine dağıtma stratejisini benimsediler. Maden işçilerinin yattıkları koğuşlara girmek yasaktı. Bağlantıların gerçekleştirileceği sol bir sendikal oluşum da henüz mevcut değildi. Bu anlamda kendisi de bir tekniker olan İl başkanı Hüsamettin Güven ve parti üyesi (sınırlı sayıdaki) teknik işçiler dışında işçi sınıfıyla kurulan somut bağlantılar zayıftı. Yine de o dönemin zor koşullarında polise yakalanmadan gazete dağıtma işini sistematik olarak sürdürmeyi başardılar. Gazete yazarları daha ziyade parti üyesi işçilerdi.

Ancak parti yöneticilerinin sınıflara dair algısı pratikle doğrudan uyuşmuyordu. Örneğin gazete alt kademe işçilere kötü davrandıklarını bildikleri ya da baskı yaptıklarını düşündükleri başçavuşlara…vs. oldukça eleştirel yaklaşıyordu sütunlarında. Ancak partiye uğrayanlar bu başçavuşlardı, maden işçileri değil. Üstelik yapılan kahve toplantılarının birinde parti başkanının emperyalizm başlıklı yazısının işçi tarafından imparator olarak okunması ve algılanması da başkanı ümitsizliğe düşürmüştü. Maden işçilerinin ilgisizliği yöneticiler için içinden çıkılması zor bir bilmeceydi: Kendi yöntemlerinde mi bir sorun vardı yoksa işçilerin kendisinde mi?

Çalışmalarına başladıktan tam dört yıl sonra parti yöneticileri bu sorunun aslında kendilerinde ya da işçilerin yanlış algısında değil, işçinin sınıfsal konumunu doğru tespit edememiş olmalarından kaynaklandığı sonucuna vardılar. Maden işçisi tipik bir fabrika işçisi gibi sabah işine gidip akşam mesai sonrası evine dönen, işçi mahallesinde yaşayan, işyeri ve mahalle kültürüyle şekillenen proleter tipine uymuyordu. Maden işçisi bir ay madende, bir ay köyünde yaşayan, toplu halde koğuşlarda yatıp kalkan, köyüyle bağlantısı devam eden, köyüne döndüğünde dinlenen ya da kırsal işlerle uğraşan biriydi. Parti yöneticileri için bu sınıf halinin karşılığı, o dönemin Marksist sözcük haznesine göre “yarı-proleter”di. Ünlü Hintli tarım iktisatçısı ve Hindistan Komünist Partisi üyesi Jairus Banaji Hindistan örneği üzerinden 1960’lı ve 1970’li yıllarda açıklayamadıkları karmaşık her durum için “yarı” (semi) sözcüğünü kullandıklarını hatırlatır. Kuşkusuz yarı-proleter kavramı bugünün karmaşık sınıf ilişkilerinin ihtiyacı olan kavramsal aracı sunacak yeterlikte gözükmeyebilir. Banaji’nin dediği gibi kavramın kendisi o günün de karmaşık yapısını açıklamaya yeterli değildi büyük olasılıkla. Ancak yarı-proleter kavramı TİP Zonguldak yönetimine 1971 yılında şu olanağı sağladı: Genel sınıf şemasının içinde geçişlilikler, farklılıklar var, bunu da önceden verili bir sınıflandırmayla değil, pratikte yapılacak canlı ve tarihsel sınıf analiziyle çözümleyebiliriz. Maden işçisinin diğer çalıştığı alanları, farklı alışkanlıklarını, kültürel pratiklerini, yaşam biçimlerini analiz etmeden maden işçisiyle üretim ilişkilerinde belli bir zaman diliminde gözüktükleri noktadan yola çıkarak ilişkiye geçmeye çalışmak doğru değil.

Bu noktadan hareketle İl Yönetimi şehrin merkezindeki atölyelere (bakım, elektrik atölyesi…vs.) odaklanmak gerektiği sonucuna vardılar. Fark edileceği gibi hala sosyalist partinin öncü sınıfının proleter özelliklerine en uygun olan işçinin arayışı vardı yöneticilerde. Merkez atölyesindeki işçilere öncelik verilmesi bu arayışın bir sonucuydu. Bunun üzerine merkez atölyesinde çalışmaya karar verdiler. Merkez atölyesinde çalışan bir parti üyesi üzerinden ilişki kurulmaya çalışıldı ve sürekli gazete dağıtıldı. Gazete, artık üyelerin deneyimini yansıtan çok daha nitelikli bir şekle bürünmüştü. Sömürücüye Yumruk renkli baskılı, sadece Türkiye’den değil, dünyadaki işçi olaylarından da haberler veren bir gazete olmuştu. Ancak parti üyesinin atölye işçileri ile arası iyi değildi. Kendisi bilinçli bir işçi olmasına rağmen, kendisi gibi olmayanları küçümseyen bakış açısı işçileri yabancılaştırıyordu. Bu durum parti yöneticilerine işçi sınıfı liderlerinin niteliği açısından da çok önemli bir ders olacaktı. Ancak 12 Mart yapılan çalışmaları çok uzun süre durduracaktı.

Maden işçilerine dair çıkarılacak bir başka önemli ders radikal eylemin işçi sınıfı kültürü yaratmaya katkıda bulunduğu ama doğrudan siyasi anlamda güçlü bir işçi sınıfı bilincine denk düşmediğiydi. Grev sosyalist militanı kuşkusuz çok heyecanlandıran bir olgudur; ancak grevin dinamiklerini bile çözmeden greve çıkan işçilere doğrudan bir anlam atfetmek doğru gözükmüyor. Parti yöneticileri madenciler grevini, örgütlenmede stratejik önceliğin maden işçilerine verilmesi gerektiğine dair bir işaret olarak gördüler, ama bunun yetersiz bir işaret olduğu sonraki süreçte anlaşıldı. Bu durum kolektif eylemin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Ancak farklı tarihsel süreçlerde insanların maddi yaşam koşulları içerisinde verdikleri farklı tepkilerden, doğrudan sosyalist partinin örgütlenme tabanına tahvil edilecek bir sınıf hareketi çıkarmak kolaycı bir yaklaşımdır.

Zonguldak İl Yönetimi maden işçileriyle orman köyleri arasındaki bağlantıyı kurduktan kısa bir süre sonra Ulus İlçesi’nden CHP’li bir üyeden bölgedeki orman köylerini incelemek üzere bir davet aldılar. Hitap etmeye çalıştıkları sınıfların daha ayrıntılı bir tahlilini yapmanın önemine inanan yöneticiler bu teklifi kabul ederek orman köylerine ilk ziyaretlerini bir kamyonun tepesinde gerçekleştirdiklerinde siyaset ve güç ilişkisi arasında ilk derslerini alacaklardı: “Bu TİP’lilerin daha kendilerine hayırları yok, bir arabaları bile yok, kamyon tepesinde gelmişler, bir de bizi mi kurtaracaklar?” Köylülerin güç algısı kuşkusuz şaşılacak bir durum değildir. Demokrat Parti dönemiyle başlayan çoğulculuk döneminin demokrasi anlayışının çoğu zaman yereldeki güç ilişkilerinden faydalanarak bunları beslediği düşünüldüğünde köylünün bu algısı doğal görülmelidir. Ancak daha önemli bir sorun parti üyelerinin ellerinde kağıt ve kalemlerle tıpkı sosyolojik anket yapar gibi köylülerle diyaloğa geçmesiydi. Alan çalışmasının ilk zamanında düşkırıklığına uğrayan tüm sosyologlar gibi parti üyeleri de doğru düzgün bir bilgi edinemeden Zonguldak’a geri döndüler. Sonraki gelişleri hazırlıklıydı: Sadece insan ilişkilerini geliştirmeye yönelik, kağıt kalem olmadan, köylüyü önce tanımaya çalışan bir yaklaşım. Bu çalışmanın sonucu Sömürücüye Yumruk Gazetesi’nin orman köylüleri özel sayısı ve orman köyü mitingi olarak tarihe geçecekti: Mitinge gelenler üç beş parti üyesi değil, TİPlilerin kendine hayrı yok diyen, gerici olarak gördüğümüz köylülerdi.

Parti yönetiminin yaptığı orman köylüsü analizinin ana hatları şöyleydi:1 Yerleşim alanı olarak dağınık bir yerleşim alanına sahip, dağ ve yaylalarda konumlanmış orman köylerinde geleneksel tarım ürünleri (buğday, mısır gibi) ekilmektedir. Orman köylüleri orman işletmelerinde, tarımda mevsimlik işçi olarak, kiracılık ve ortakçılık yaparak, kentsel yerleşim alanlarında inşaat işçisi olarak çalışırlar. Ormanda tomruk kesiminde yılda yaklaşık 70 gün çalışılır. Tomruklar önemli bir gelir kaynağıdır, ancak orman köylüsünün elde ettiği gelir tüccara göre son derece azdır. Güvenli bir geliri, sigortası olmayan, üstüne üstlük sürekli borç içinde yaşayan orman köylüsü bugün anladığımız şekliyle topraksız yoksul köylü kategorisinde değerlendirilmiş, doğanın en çetin koşullarındaki mücadelesiyle radikal söylemle açık olarak düşünülmüş, bu anlamda 1971 yılında da kentlerdeki işçi sınıfıyla birlikte örgütlenebilecek önemli bir toplumsal grup olarak tespit edilmiştir. İlginç olan 4 yıl önce maden işçisi olarak örgütlenmeye çalışılan orman köylüsünün yarı proleter niteliği anlaşıldıktan sonra bu sefer orman köylüsü olarak yeniden örgütlenmeye çalışılmasıdır. Maden işçisi kimliğiyle parti söylemine ilgisiz kalan orman köylüsünün Ulus’ta parti militanıyla yeniden karşılaşması çok daha farklı bir sonuca yol açmıştır. Bu durumun uzun dönemli sonuçlarını ise yine 12 Mart darbesi yüzünden değerlendiremiyoruz.

2008 itibariyle Türkiye’de pek çok şey değişti ama çok katmanlı sınıfların varlığı, yıl boyunca inşaat işçiliğini, kağıt toplayıcılığını, pamuk ve fındık işçiliğini sırasıyla yapan onbinlerce işçinin durumu hala aynı. Farklı sınıfların sadece genel analizini değil, bölgesel farklılıklarını da incelemek gerekiyor. Şöyle bir parti hayal ediyoruz: Adana’dan, Antep’ten, Urfa’dan parti temsilcilikleri sınıf analizi raporlarını sunsunlar. Parti üyeleri etnograf gibi çalışsınlar. Yaptıkları çalışmalarda başlangıçtaki yanlış varsayımlarını (maden işçisine dair parti yönetiminin yaptığı gibi) tartışsınlar. Parti toplantısı, grupların kendi iç tartışmalarının değil, tarım mallarını ve işçilerini taşıyan kamyon şoförlerinin mola yerlerinin tespit edildiği, tarım işçilerinin seyahat ettiği trenlerde parti üyelerinin yaptığı gözlemlerin aktarıldığı yerlere dönüşsün. Bu bilgilerin sistematikleştirildiği ve sosyalist mücadelenin temelini oluşturacağı bir alan olsun.

Emperyalizm ya da maden işçisinin 40 yıl önceki okumasıyla İmparator bugün yeni ve yaratıcı stratejileriyle saldırılarına devam ediyor. Karşı saldırının yolu önce ayrıntılı, zengin ve analitik açıdan keskin sınıf incelemelerinden geçiyor. Bugün artık literatür bilgimiz, Zonguldak deneyiminin öğrettiklerini daha fazla belirgin kılacak nitelikte: İşçi sınıfı oluşumunun ilk dönemlerinin, proleter şemasına uygun olmayan radikal zanaatkarlarca gerçekleştirildiğini biliyoruz. Her kolektif eylemin ilerici nitelikte olması gerekmediğini biliyoruz. Türkiye’de tarihsel olarak işçi sınıfı oluşumunun başka pek çok yerde olduğu gibi parçalı ve bölük pörçük geliştiğini (hamallar, tersane işçileri, zanaatkarlar…vs.), heterojen, çok parçalı ve geçişkenli sınıf yapılarının istisna değil kural olduğunun farkındayız. Sınıf içinde örgütlenen bir sosyalist hareketin de her yerel bölgede kendi sınıf analizini yeniden yapması ve partinin genel analizini yenilemesine katkı sunması gerekmiyor mu?

1 Ayrıntılar için bkz. Ahmet Hamdi Dinler, Türkiye’de Tarımın Genel Durumu, Sosyalist Politika, 2000. Bu analizde köylülerin tomruk kesimi sırasında geçici olarak kaldıkları sayvan adı verilen yerlerden nakliye kamyonlarının tomrukları taşırken geçirdikleri kazalara kadar pek çok gözleme dayalı ayrıntıya ulaşmak mümkün.

17 Temmuz 2009
Ahmet Hamdi Dinler (Demet S. Dinler'in asistanlığıyla)

20/09/2018 Gün Ortalama:1361  Bugün85 ziyaret var  Sitede 1 Kişi var  IP:54.198.103.13