Türkçe

LİBERALİZM YA DA MİLLİYETÇİLİK: MAHKÛM MUYUZ?

İzlenme 1442

 

Bu yazı dünya ve Türkiye’nin içinde bulunduğu ideolojik kaosu analiz etmeyi değil, özellikle sosyalistlerin yaşadığı kafa karışıklığından yola çıkarak yaşananları sadeleştirmeyi hedefliyor.

1990’lı yılların başlarından itibaren sosyalist solun belirli bölmelerinin liberalizmin ideolojik salgılarından etkilendiğini biliyoruz. Ne yazık ki, her türlü burjuva ideolojisi karşısında bağımsız konumunu koruma iddiasında olan diğer bölmeleri de 2000’lerin başlarından bu yana milliyetçi salgıların etkisi altına girmeye başladı.
Durum öylesine vahimleşti ki, sosyalist aydın olarak bilinen bir yazar-profesör bir televizyon kanalından solcu milliyetçidir diyecek kadar ileri giderken, yine solcu olarak tanınan bir başka yazar 301. madde savunusu yapar oldu.
Solun sembolü sayılan türküleri jenerik olarak kullanan bir TV dizisinde “Türk kanı kutsal” olarak niteleniyor. Kimi sol partiler açıkça milliyetçiyiz demeseler de, bunun yerine farklı kelimeler kullanarak milliyetçilik kervanına katılmaya çalışıyorlar. Peki, bu kesimler milliyetçiliğin de tıpkı liberalizm gibi burjuvazinin emekçi kitleleri kendi çıkarları doğrultusunda harekete geçirmek için kullandığı, gerçek vatanseverlik duygusundan yoksun, ırkçı temayülleri ağır basan bir ideolojik salgı olduğunu bilmiyorlar mı?

Dünyada ve ülkemizde yükselen milliyetçiliğin, uluslararası sermayenin liberal söylemle sürdürdüğü küreselleşme saldırısına sermayenin başka kesimlerinin verdiği bir tepki olduğunu bilmiyorlar mı? Uluslararası sermayenin kendi yolunu açmak için her ülkede büyük sermaye kesimlerini liberalleştirerek kendi safına çektiği doğrudur. Bundan 30 yıl önce azılı anti-komünist olan TÜSİAD vb. çevreler şimdi “demokrasi” havarisi kesilmişlerdir.
Bunların küreselleşmenin zorunlu şartı olan ulusal sınırları aşabilmek için sosyalistlere ait olan evrensel değerleri benimsemiş gibi görünmeleri şaşırtıcı değildir. Şaşırtıcı olan, sosyalistlerin bir kesiminin büyük sermayeye direnmek adına evrensel değerleri unutmaları, bunlara sahip çıkanları liberallikle suçlamaları, bir diğer kesiminin de büyük sermaye çevrelerini ilerici ve bunların Avrupa Birliği gibi gerici bütünleşme çabalarını da ilericilik sanmalarıdır.
Uluslararası sermayenin iktisadi, siyasi ve ideolojik saldırıları karşısında “ulusal” (ya da daha doğrusu kaynakları aynı ölçüde büyümeye elverişli olmayan) sermayenin milliyetçiliğe sarılması doğaldır. Doğal olmayan, denize düşen sosyalistlerin yılana sarılmasıdır. Yükselen milliyetçilik dalgasına binip karaya çıkılabileceğini sanmalarıdır. Bizim görevimiz, hangi kaotik ortamda bulunursak bulunalım, emekçi kitleleri temsil ettiğimizi unutmamak, sermayenin hiçbir kesiminin ideolojik ve politik salgılarından etkilenmemek, emekçi kitleleri bu salgılara karşı korumaktır.

Liberalizme bayrak açalım derken, milliyetçilik çukuruna düşmek veya milliyetçilikle savaşalım derken liberalizmin kucağına oturmak tam da bugün Türkiye sosyalist hareketinin içinde bulunduğu duruma düşmemize neden olmuştur. Türkiye geriliyor. Bir ucunda ABD’ci, Avrupa Birlikçi liberaller, diğer ucunda kendi çıkarları doğrultusunda milliyetçiliği körüklemeye çalışanlar. Sosyalistler bu uçlardan herhangi birinde durup emekçi kitlelerin gerilmesini seyretmeye mahkûm olmamalıdır. Bizim ne yapacağımız bellidir. Marx 150 yıldan fazla bir süre önce yapılması gerekeni söylemiştir:
BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİNİZ! Herkes ayılmalı, ayağını nereye bastığını görmelidir. Sosyalistler ayılmadıkça emekçi kitlelerin ayılması mümkün olmayacaktır. Yapılması gereken bellidir.
Sosyalistlerin ENTERNASYONALİST olduğu hatırlanarak sosyalizmin BAĞIMSIZ İDEOLOJİK VE SİYASİ hattı yeniden çizilmelidir. Çok geç kalınmadan… …
Neşenur Domaniç

16/01/2018 Gün Ortalama:1632  Bugün 437 Ziyaret var  Sitede 3 kişi var  IP:54.242.115.30