Türkçe

Olasılıklar ve Olanaklar

İzlenme 784
Kapitalizm, yeni bir yüzyıla girişin mesajlarını savaş davullarını çalarak verdi ve daha ilk on yılda, Asya’dan Ortadoğu’ya, Kuzey Afrika’dan Orta Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyada dünya gündemine oturdu.
 
Emperyalist savaş koşullarının, ülke ve dünya siyasetinde onyıllar boyunca gelişerek olgunlaştığını, üstyapısından, ideolojisine kadar kendisini tahkim ederek hazırladığını biliyoruz
 
Kapitalizm, neo-liberal politik dönem, yeşil kuşak teorisi, 24 Ocak 1980-12 Eylül 1980, farklı kulvarlarda yol alan ABD-AET  sermayelerinin 1990’lı yıllarda ABD-AB konsepti içinde sermaye birleşimleri v.b. süreçlerle 1973 krizinden çıkamadığı oranda, yine aynı dönem politikalarının ürettiği ile gericileşti ve savaş koşullarını hazırladı.   
 
Geri dönüşümsüz konvansiyonal ve nükleer silah üretimi, uzay teknolojileri yatırımları (uzay teknolojileri yatırımlarının, 80’li ve 90’lı yıllarda kapitalist krize kısmen oksijen sağladığı söylenebilir) yine aynı dönemin çıkışsızlığına, gericileşmesine ve savaş koşullarının yeşermesine eşlik etti.   
 
Bütün bu süreçlerin, bir devam süreçleri olduğu ve 1973 krizinin aşılamaması sonucunda savaş dinamiklerini yarattığı ve uygulama safhasına geçildiği görülecektir.
 
Özelleştirme, neo-liberal politik döneminin beylik olgusudur. Düşen kar eğilimlerine karşı, kapitalizmin kendi havuzunda (devlet,kit,kamu) biriktirdiği sermayeyi, sınıfa doğru ithal etmesidir. Kapitalizm artık devletin rolünü ekonomik alandan siyasi alana doğru çekmekte ve bu alanda daha güçlü olmasını sağlamaya çalışmaktadır. Zira düşen karlara karşı daha fazla artı değere el koymaya çalışacak ve işçi sınıfı potansiyel bir güç olarak daha fazla tehlike arzedecektir. Uzun bir zamana yayılmış ve sonlanmıştır. Kapitalizmin derdine dermanlığı da bitmiştir. Artık yeni ufuklara ihtiyacı vardır.
 
Laisizmin, sekülerizmin, modernleşmeciliğin ve aydınlanmacılığın karşısında konumlanan klasik İslam, üretim ve mülkiyet ilişkilerindeki taraflılığından dolayı, aslında düşünsel (daha çok ahlaki) olarak uyuşamadığı burjuva ideolojisinin içinde kalmıştır. İslam coğrafyasındaki uluslaşma süreçlerinde (Baascılık, Nasırcılık ve Kemalizm) saha dışındadır. Uluslaşma süreçlerinin görece tamamlandığı bir zamanda, bu kez, aynı zamanda bir çeşit burjuva aydınlanmacılığını da içeren, Kemalizm, Nasırcılık ve Baascılığın, aşındırılması ve giderek tasfiyesi sürecinde etkin rol almıştır. Siyasal İslam, bölgedeki yeniden uluslaşma süreçlerinde başat aktör olarak öne çıkmış, ancak, kuramadığı ulusçuluk ideolojisi ile malul hale gelerek, emperyalistlerin operasyonel süreçlerine gömülmüştür. Buna rağmen Kapitalizmin, yeniden uluslaşma süreçlerinde kullanmaktan vazgeçemeyeceği yegane ideolojidir.
 
ABD ve Avrupa birliği sermayelerinin birleşme ve bütünleşmesini, gelmekte olan Asya kapitalizmine karşı rekabet gücünü arttırma ve 1973 kriziyle daralan (düşen kar eğilimleri) ekonomiyi düzenleme ve kendi iç rekabetlerinden doğan artı değer paylaşımındaki çatışmayı en aza indirme  eğilimi ile 1990’lı yılların ilk çeyreğinden aynı yılların sonuna kadar olan süreçte tamamladığını biliyoruz. 1990’lı ve 2000’li yıllar, Asya, Pasifik ve Afrika’nın daha çok artı değere el konulması adına hunharca katledildiği serüvenlerle doludur. Günlük çalışma saatlerinin 14-16 saati bulduğu, günlük mesai ücretlerinin birkaç doları geçmediği bu talan yıllarının ardından, patlayan işçi ölümleri ve ücret zamları talepleri ile görünür hale gelmiştir. Ortadoğu, Türkiye ve Kuzey Afrika’nın bu yaşananlardan muaf olmadığı söyleyerek geçelim.
 
Kapitalizmin, krizden çıkamadığı oranda kaosu derinleştireceği krizden de çıkamayacağı ortadadır.
 
Bu nedenle, savaş karşıtlığından sınıf politikasına, laisist,seküler ve özgürlükçü taleplerden kadın eşitlikçiliğine, kent meydanlarının korunmasından eğitim, sağlık v.b taleplere, enternasyonal dayanışmadan birlikte hareket etmeye kadar bir dolu gündem ve olanaklarla karşı karşıyayız.
 
İlhan Kabadayı
19.09.2014

16/01/2018 Gün Ortalama:1632  Bugün 435 Ziyaret var  Sitede 6 kişi var  IP:54.242.115.30