Türkçe

Eğitim Emekçilerine Çağrı

İzlenme 1337
Değerli Eğitim-Sen üyeleri,
Sendikamız bir seçim sürecine girdi. Şubat ve Mayıs ayları arasında yapılacak kongrelerle, yeni sendika yönetimleri belirlenecek. Eğitimde Sınıf Tavrı (EST) sendikamızın önümüzdeki zorlu dönemde yeni bir sendikacılık ve siyaset anlayışına sahip bir yönetime ihtiyaç duyduğunu tespit etmektedir.
Eğitim-Sen, eğitim emekçilerinin 100 yılı aşan mücadele geleneğinin yarattığı bir sınıf sendikasıdır. Eğitim-Sen, TÖS'lü, TÖB-DER'li eğitimcilerin mücadelesinin, işçi sınıfının hakları ve tarihsel çıkarları uğruna ödediği bedellerin, ülkemizde eğitim hakkını elde etmek için mücadele eden emekçi halkımızın yarattığı mücadele kültürünün ürünüdür. Eğitim Sen, parasız eğitim, toplumcu ve özerk üniversite, güvenceli çalışma, insanca yaşam, anadilinde, bilimsel ve kamusal eğitim isteyenlerin; eğitim ve bilim emekçilerinin, öğrencilerin, velilerin tüm emekçi halkımızla birlikte yarattığı mücadele örgütüdür. Tüm bu mücadele birikimi sendikamızın eşitlikçi, aydınlanmacı, kamucu ve özgürlükçü ilkelerinin yaratıcısı ve bu ilkelerin garantörüdür.
Değerli eğitim emekçileri,
EST, eğitim ve bilim emekçileri arasında, sendikamızın bu değindiğimiz ilkelerine ve değerlerine bugün daha da fazla sahip çıkması ve sendika siyasetinin merkezine koyması için mücadele etmektedir. EST'li eğitimciler olarak sendikamızın bugün içerisinde bulunduğu duruma dair değerlendirmemiz şu şekildedir:
 
Sendikamız eğitime yönelik gerici saldırılara karşı güçlü bir karşı duruş sergileyememektedir. Oysa AKP döneminde eğitimde gericileşme, 4+4+4 sistemiyle, imam hatip ortaokullarıyla, imam 'öğretmenler' ve din temelli seçmeli derslerle Türkiye tarihinde gerçekleşmemiş bir noktaya ulaşmıştır. Bu eğitim alanından laikliği tamamen silen gericileşmeye, etkili ve yaygın bir mücadele örülemezken, zaman zaman Eğitim Sen Genel Merkez MYK'sının yanlış tercihlerle aldıkları kararlarla, bu dönemde gericileşmenin ekmeğine yağ sürüldüğü de olmuştur. Örneğin, sendika üyelerini okullarında zor durumda bırakan serbest kıyafet eylem kararı bu yönde bir karar olmuştur.
Sendikamızın eğitimin piyasalaştırılması, velilerin ve öğrencilerin müşteri haline getirilmesine karşı verdiği mücadelede etkili olamamıştır. Bu etkisizlik bir boyutuyla elbette sendikamız dışındaki toplumsal süreçlerle de yakından ilgilidir. Ancak, bu piyasacılığa karşı güçlü bir mücadele örgütlenememesinin, sendika yöneticilerinin siyasi tercihlerine bağlı olarak başka gündemleri öncelikli hale getirmeleriyle, sendika içerisinde, sendikamızın tarihsel ilkelerinin görmezden gelinerek iç tartışmalarla sendikanın mevcut enerjisinin tüketilmesiyle de doğrudan ilişkili olmadığını söyleyebilir miyiz?
Sendikamız ülkenin genel siyasi başlıklarına ilişkin olarak emekçilerin çıkarlarını temel alan, doğru ve etkili bir siyasal karşı duruş geliştirememektedir. Emekçilerin gündemi AKP'nin emek düşmanlığına, toplumsal yaşama ve siyasete yönelik faşizan müdahalelerine karşı mücadele iken, KESK Genel Başkanı Lami Özgen'in AKP'nin "barış sürecinde", akil adam olarak yer alması bu açıdan değerlendirilmelidir. Üstelik bu süreçte Özgen'in akil adamlığı ne sendika üyelerine danışılmış ne de tabandan gelen 'AKP'yle barış olmaz' itirazları dikkate alınmıştır. Benzer şekilde Haziran Direnişi'ne merkezi destek, tabandan gelen güçlü talebe rağmen, isteksiz, gecikmiş ve oldukça etkisiz bir şekilde gerçekleşmiştir.
 
Sendikamız eğitimin tüm bileşenlerini (öğretmen, öğrenci, veli) birlikte örgütleme ve hareket ettirme noktasında bir irade sergileyememektedir. Eğitimde gericileşmeyi ve piyasalaşmayı yasalaştıran 4+4+4 sistemi, tam da böyle bir mücadeleye zemin oluştururken, sendikamızın içerisinde kimi siyasetlerin yaşadığı kafa karışıklığı, bu mücadelenin örülmesini de engellemekte etkili olmuştur. Bunun ötesinde atanmayan, ücretli öğretmenleri ve özel sektör eğitimcilerini örgütlemek ve sendikalaşabilmeleri önündeki engelleri kaldırmak yönündeki fiili mücadele de sendika gündeminde yer almamıştır.
Diğer taraftan Eğitim Sen üyelerinin sendika ile bağlarını sağlayacak araçlar yaratılmamakta, mevcut araçlar etkin bir şekilde kullanılmamaktadır, sendika üyeleri ile yöneticiler arasındaki açı giderek genişlemektedir. SMS yoluyla eylemlerden haberdar olan bir sendika üyesi, grev kararını kolektif bir şekilde almayan bir sendika ve yanlış kararların sorumlularının görünür olmadığı ve hesap vermediği bir örgütlenme yapısı... Sendika üyelerinin mücadele azmini kıran ve onları sendikamıza küstüren bu yöneticilik anlayışı acil bir şekilde değiştirilmelidir. Bunun kırılması öncelikle acil bir şekilde sendika üyelerinin iradesini yansıtacakları bir örgütsel model ve seçim sistemine geçilmesi ile mümkün olabilecektir.
 
Neler Öneriyoruz?
Değerli eğitim emekçileri,
EST bu tespitleri birlikte mücadele ettikleri sendika üyelerimizin eleştirilerine ve itirazlarına dayanarak yapmaktadır. Bizler bu sorunları sendikanın hem üye hem de etki kaybının temel nedeni olarak görmekteyiz.
EST olarak içerisinde olduğumuz secim sürecinin meşru olabilmesinin tek yolunun, bu sorunların masaya yatırılması ve bunlarla siyasal olarak hesaplaşılmasından geçtiğini düşünüyoruz. Delege sayısı, ittifaklar tartışmalarının bir yana bırakılıp seçimler süresince yukarıda sıraladığımız başlıkların tartışılmasını ve üyelerimizin ikna oldukları listelere oy vermesini istiyoruz. EST bu çerçevede seçim dönemi boyunca seçim sürecini teknik bir işten siyasi bir işe çevirmek için var gücüyle çalışacaktır.
EST önümüzdeki dönemde sendika üyesi emekçileri daha güçlü bir şekilde sürece katarak tüm bu sorunların çözümü için adımlar atacaktır.
Eğitim Sen ülkedeki her türlü soruna sınıf perspektifinden bakmalıdır. Hiçbir gündem sınıftan bağımsız değildir. Bazı başlıklarda sınıf merkezli bakarken bazılarında kimlik siyasetine yakın bir çizgi izlenmesi sendikayı sınıf örgütü olmaktan uzaklaştırmaktadır. Bir taraftan AKP'nin eğitim alanında saldırılarına karşı eylemlilikler içerisine girerken, diğer taraftan KESK'in en üst düzeyde temsiliyetle iktidarın oluşturduğu bir komisyon içerisinde yer alması başka türlü açıklanamaz.
Eğitimde yaşanan gerici dönüşümün öğrencilerimiz, öğretmenler ve velilerimiz üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğu ortadadır. Sendikamız gerici saldırılara karşı taviz vermeksizin ideolojik ve siyasal mücadele vermeli, bu noktada 'ama'cı yaklaşımlardan vazgeçilmelidir. Sendikamızı 2000'li yıllarda en fazla yıpratan şey doğruda durmakta ısrarcı olamayışıdır.
Örneğin, gerici ve piyasacı 4+4+4 sisteminin yasalaşması sürecinde gösterilen refleksler, okulların imam hatipleşmesi ve seçmeli din temelli dersler başlığında sürdürülememiş, bir bütün olarak toplum sisteme yavaş yavaş alıştırılırken, sendikamız etkili bir mücadeleyi büyütmemiştir. Bu süreçte sendika içerisinde mevcut kimi siyasi yaklaşımların bu mücadelenin Eğitim Sen'i din düşmanı bir pozisyona düşüreceğini ifade etmesi, AKP'nin gerici ve piyasacı saldırısını nasıl birbirine eklemleyerek yürüttüğünü anlamamak demektir. Bugün AKP'nin gerici müdahaleleriyle yarattığı tablo, emekçi halkın çıkarlarının eğitimdeki her türlü gericiliğe karşı ikirciksiz bir duruş sergilemekte olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.
Sendikanın seçim sistemi değişmeli ve delege sistemine son verilmeli, tüm üyelerin oy kullandığı doğrudan seçim sistemine geçilmelidir. Merkezi düzeyde ittifak yapılarak bütün şubelerin buna göre yapılandırılması seçim barajı kadar antidemokratik bir yöntemdir. Delege sistemi, sendika üyeleri ile sendika arasındaki bağı zayıflatmakta; ilkelerin, hedeflerin, yanlışların tartışılmadığı seçim süreçlerinin ittifaklara kurban edilmesi, üretken olmayan, üyelerle bağları zayıf yönetimlerin devamını ortaya çıkarmaktadır.
Sendikamızda örgütsel model değişmeli, birim sistemine geçilmelidir. Birimler, okullar, bölgesel olarak birleştirilmen ve o bölgede bulunan okulların üyelerinden bir bölge meclisi oluşturulmalıdır. Okul temsilcilerinden bir bölge birimi oluşturulmalı, bu birimler bölge çalışması yürütmeli. Bölgeler, veli dayanışmaları ya da birlikleri kurmalı, öğretmen veli birlikteliği sağlanmalıdır.
Öğretmenlere yönelik mesleki çalışmalar ve atölyeler oluşturulmalı, bugünün mücadele dinamiklerine yaslanan yeni bir öğretmen kimliğini kurmak için çaba gösterilmelidir.
Yeni atanan öğretmenlere yönelik olarak, MEB'in düzenlediği gerici, baskıcı stajyer eğitimlerine karşı alternatif stajyer eğitimleri oluşturulmalı, yeni atanan öğretmenlerin hızla sendikayla buluşması sağlanmalıdır.
EST'den Eğitim Emekçilerine Çağrı
Değerli eğitim emekçileri,
Türkiye öğretmen hareketi tarihi direnişin ve umudun tarihidir. Köy enstitülü öğretmenlerin köye taşıdığı aydınlıktan, 90'lı yıllarda sendikasını kurmak için her türlü baskıya direnen öğretmene kadar tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. Üstelik bir de şimdi Haziran'ın ışığı vardır.
Önümüzdeki dönem, ülkemizde emekçilerin kaderinin bir kez daha tayin edileceği bir sürece işaret etmektedir. Ülkemiz kaotik bir sürece doğru giderken emekçi sınıfların kendi kaderini tayin edecekleri olanaklar da ortaya çıkmaktadır.
EST, Türkiye'de emekçilerin ayağa kalkması ve ülkemizin geleceği için bir umut olarak kendisini göstermesinde, eğitim emekçilerinin önemli bir güç oluşturduğunu düşünmektedir. Bu nedenle sendikaların bir an önce üzerinde biriken tortudan kurtulması gerekmektedir. Türkiye'de yeni bir sınıf hareketinin ortaya çıkmasının temel koşullarından biri bugün sendikal mücadelenin de, tarihimizde bulunan ilkelere ve mücadele birikimine yaslanarak, bugünün koşullarını gerçekçi bir zeminde değerlendirerek yeniden kurulmasıdır.
Eğitim Sen'in önümüzdeki Genel Kurul sürecini anlamlı kılacak tek seçenek de budur. Böyle bir dönemde sendikal mücadelenin dar ittifak senaryolarıyla, koltukçuluk yarışlarıyla kaybedecek zamanı kalmamıştır.
"İnsanca Bir Yaşam, Eşitlikçi Bir Düzen" sloganıyla farklı sektörlerden emekçilerin bir araya gelişinin adı olan Sınıf Tavrı'nın bir parçası olarak Eğitimde Sınıf Tavrı, tüm eğitim emekçilerini Eğitim Sen seçimlerinde önümüzdeki mücadele dönemini kazanacak bir seçenek yaratmaya davet etmektedir.
 
Eğitimde Sınıf Tavrı
Bookmark and Share
 

21/09/2018 Gün Ortalama:1378  Bugün403 ziyaret var  Sitede 3 Kişi var  IP:54.198.23.251