Türkçe

DİSK TARTIŞILIYOR

İzlenme 1906

DİSK 1967 yılında nasıl bir boşluğa doğdu? DİSK’in işçi sınıfının mücadelesi ile politik hareketi, yani sosyalist hareket arasındaki bağları kurma yönünde bir işlevi olmuş mudur? 78 sonrası DİSK’in CHP’lileştirme operasyonları ve sosyalist sendikacıların tavsiyesi bu işleve nasıl bir etkide bulunmuştur? DİSK’in faaliyetten men edilmiş olmasının bu gün yaratmış olduğu bir boşluk var mı? Sendikal hareketin, DİSK deneyiminden kaynaklanan, bugüne taşıdığı mücadele dinamikleri var mıdır? Varsa bunlar hangi doğrultudadır?”

1960 sonrası toplumsal sarsıntılar Türk-İş’i de sarsmıştı. Gerçekte sınıf uzlaşmacılığı politikasına karşı ilk çıkış sendikal değil politik platformda meydana geldi: TİP’in sosyalist örgütlenme ilkelerini el yordamıyla olsa da hayata geçirmeye çalıştığı süreçle DİSK’in kurulması bir paralellik oluşturur. Fakat sadece bir paralellik.

Bir sosyalist ve eski sendikacı olarak DİSK’in kuruluşuna salt sendikal plandaki nesnel şartların o şartlardan güçlü bir biçimde kopamadan kimi suni zorlamaların eşlik ettiğini çıkarsayabiliyorum.
DİSK sınıf ve kitle sendikacılığı bazında, sınıfımızın sendikal birliği doğrultusunda oldukça sınırlı işlevler yüklendiğini görüyoruz. DİSK merkezi ve ona bağlı sendikalarda düzeni zorlayan nadir sınıf eylemi sürekli taban zorlamaları sonucu gerçekleşmiştir. Sosyalizm bilimsel içerikte değil, reformcu ve sosyal adaletçi bir içerikte tüzüksel bir olguya indirgenmiştir. Türk-İş’ten örgütsel planda ayrışılmış ancak ideolojik ve politik düzeyde Türk-İş’in mirası bazı yönleriyle DİSK içinde de yaşama olanağı bulmuştur. Türk-İş’ten transfer edilen sendikal yönetimlerin ve köklü bir sınıf partisinin yaratılamamış olmasının bu durumda önemli payları da vardır.

Devrimci sendikacılığın görevi işçi sınıfının ulusal ve uluslar arası düzeydeki çıkarlarını korumak ve bu çıkarlar temelinde sendikal birliği yaratmaktır. Bu bağlamda DİSK’in işçi sınıfının mücadelesi ile sosyalist hareketin politik gereklilikleri arasındaki bağların kurulmasında tarihsel bir işlev üstlendiğini söyleyebilmek oldukça zordur. DİSK’in politikası 1969’lara kadar TİP ile bir ölçüde çakışmış, ardından giderek sosyal demokrat sendikalizmin tasallutu altında ezilmiştir. Bunda elbette sağ reformist yöneticilerin “hinlikleri” asıl neden değildi. Onlar misyonlarının gereğini yapıyorlardı. Sorun işçi sınıfının bağrına girdiğinde sosyalizmi unutan ve unutturanlarda idi.

Bu açmazlar sosyalist hareketin zaaflarının yoğunlaştığı dönemlerde kendini daha çok hissettirmiştir. Kanımca hataları büyük sendikal taktikler ile politik tezlerdeki tıkanmalar, çarpık ittifak anlayışlarının iç içe olmasıdır. Bir taraftan kapitalizmin doğrudan aşılmasını hedef almadan, anti-tekel mücadele öneriliyor. Fakat metal iş kolunda orta ve küçük işletmelere karşı uzun grevlerle tekeller yararına ekonomik ortam yaratılıyordu. Dişimiz tekellere geçmiyordu. 12 Mart DİSK’in ne türden bir direnmeyi örgütleyebileceğini bilmediği ve giderek bunu kendine alıştırdığı bir evrede yakaladı. Bu durumun 72 sonrasına büyük etkileri olmuştur.

Sınıf sendikacılığı ise DİSK’in 5 inci Genel Kurulu’ndan sonra dinamitlenmeye başlanmıştır. Bazı apolitik sendikacılar, çoğu anti-komünist CHP’lilerin yönlendirdiği yönetimler “DİSK’in üye tabanını genişletmesi” adı altında DİSK’i kuşatmışlardır. Politikada sınıf çelişkisini ve sınıf mücadelesini benimsemeyenlerin sınıf sendikacılığı elbette CHP destekçiliği oluyordu. DİSK böylece örgütlenme ilkelerini de pratikte likide etti. DİSK üst yönetimi, CHP’liler ve ulusal demokratik cephe savunucuları asıl cepheyi sosyalistleri sınıftan koparma amacıyla kurdular.

İşte DİSK’in bünyesinde uzlaşmacılık virüsü bu evrede galebe çalışıyordu. Alelacele oluşturulan komisyonlar anti-demokratik ve ilkesiz kararlarla sendikalarda tekleşmeyi savunma perdesi altında uzlaşmacı sendikacılara büyük avantaj sağladılar.

Bu hangi dönemdi? Bu sosyalist işçilerin tensikata uğradığı, bazı sendikacıların tasfiye olduğu sendika genel merkezlerinin basıldığı bir dönemdi. Bu dönemde sosyal demokrasinin sola çekilmesi masalı emekçilere okundu. Geleneksel solun yasal ve yasa dışı partileri içlerindeki sosyalizme hala devrimci yoldan varmayı hedefleyenlerden kurtulmaya çalıştılar. Mücadele faşizme karşı mücadeleye indirgendi. 77’ 1 Mayıs’ında emekçiler katledildi. Bu dönemde 1 Mayıs 1979’un İstanbul’da kutlanması CHP-Sıkıyönetim anlaşmasıyla yasaklandığında birden bire “Tüm Ülke 1 Mayıs Alanıdır” belgisi keşfedildi.

Bunların sorumluları ister bu gün SHP içinde milletvekilliği yapsınlar, ister geriye yeni adımlar atarak düzene yamansınlar. Bu kamburları sırtlarında hep taşıyacaklardır. 1980 darbesi nerede ise gelmek üzere olduğunu söyleye söyleye geldi. Bilimsel sosyalist kavrayışlarını yitirmeyenler, CHP’den demokrasi beklemeyenler ve sınıf sezgisi öncü işçiler bu durumu görüyor, biliyorlardı. Fakat DİSK yöneticileri hiç karşı koymadan örgütlerini burjuvaziye teslim ettiler. Bunların asıl açıklaması yargıçlara, ya da yabancı insan hakları savunucularına değil, işçi sınıfının kendisine yapılmalıdır.

İşte “DİSK yeniden faaliyete geçip, sınıfı örgütlesin” önerisini gönül rahatlığı ile yapamamamızın temelinde bu olgular vardır. Yaşanan bütün bu olumsuzluklar sınıfın gündemine ve belleklere tekrar sokulmalıdır. Ben bu gün işçi sınıfının tüm örgütlenmelerinde ağır aksak olsa da için için bir yeniden yapılanmanın, kaynaşmanın başladığını, uzlaşmacı sendikalizmden kopuşların yaşanacağı ortamlara yaklaştığımıza inanıyorum. “Sendikal Birlik” açısından bakıldığında DİSK’in faaliyetten men edilmesi elbet bir boşluk doğurmuştur. Fakat bu boşluk DİSK’in yeniden faaliyet geçmesi ile kapanabilecek bir boşluk değildir. İşçi sınıfının tek ve en büyük konfederasyonunda birleşmesi konfederasyon düzeyindeki birlik sorununu çözer. Fakat bir çatının altında nasıl bir yapının temellendirileceği sorunu daha yakıcıdır. Önemli olan sınıfın birliğinin şahsı değil, temelidir.

Sosyalizmden ve sınıf sendikacılığı ilkelerinden fedakarlık ettiğimizde sınıfın birliği kolayca çözümlenebilecek idari bir soruna dönüşür. İşçi sınıfının öncü işçilerin, sosyalistlerin önce örgütlenme ilkeleri, sınıf ve kitle sendikacılığı ilkeleri ve bunların sosyalist politika ile ilişkileri düzeyinde bir irade birliği yaratmaları gerekmektedir. Bu gün bu irade birliği olmadığı için ne DİSK’in faaliyete açılması, ne yeni bir konfederasyon, ne de bu günün reformizmin savunduğu haliyle Türk-İş’te birlik, sınıfın benimseyebileceği politikalar olamıyor.

Bu gün DİSK’in pratiğinden çok kimi ilkeleri yaşıyor, tartışılıyor. Demokrasi ve barış mücadelesinden öte bir mücadelenin zimmen yasaklandığı bir evrede, sınıf ve kitle sendikacılığı anlayışı, tabanın söz ve karar sahibi olması ilkesi, bütün organların demokratik seçimlerle yönetime gelme ilkeleri, fabrika ve iş yeri komiteleri düzeyinden, başta Türk-İş olmak üzere tüm sendikal yapılarda gündeme taşınmalıdır. Bağımsız sınıf sendikasının gerekleri ile bir bütün oluşturulmalıdır.
Ben, işçi sınıfının bağımsız politik örgütlenmesi yaratıldığında, tüm üretimin ve siyasetin nabzının attığı yerlerde bu ilkeler hayata geçirildiğinde, tabandan gelen dalganın Türk-İş’in ve tüm uzlaşmacı sendikal yönetimlerin çatısını uçuracağına ve birlik sorununun da çözüleceğine inanıyorum.

(Siyaset Gazetesi’nin yazarı İsmail Özkan ile yapılan röportajdır.Bu röportaj 31.10.1989 tarihinde Çanakkale Olay Gazetesi'nde de yayınlanmıştır.) 

Bookmark and Share

15/11/2018 Gün Ortalama:1749  Bugün510 ziyaret var  Sitede 2 Kişi var  IP:54.163.20.57