Türkçe

Çocukların geleceği çalınıyor

Yıkım süreci başlayan, Boğaz manzaralı Beykoz Tekel Rakı Fabrikası'nın yerine büyük bir otel yapılacak

İşçilerin kolektif yaşam ve sosyalleşme alanı olan, içinde sineması ve kreşi dahi bulunan büyük kamu fabrikaları yıllardır sermayenin ağzım sulandırıyor. Satılan ve kapatılan her fabrika, işçilerin yaşam alanının, kültürel mirasın ve tarihi dokunun da tahribi anlamına geliyor.

Beykoz'u "Bey­koz" yapan, böl­geyi bir işçi hav­zası haline geti­ren üç büyük ka­mu fabrikasıydı: İstanbul İç­ki Fabrikası, Paşabahçe Bey­koz Cam Fabrikası ve Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası. Her üç fabrika da kar etme­sine rağmen kapatıldı ve satıl­dı. İçinde sinema ve kreş da­hi olan bu büyük fabrikaların kapanması ile birlikte işçile­rin yaşam alanı dağıldı, bölge de işsizlik ve yoksulluk arttı.

1800'Iü yıllardan kalma mum fabrikası kalıntılarının ve eski bir kilisenin de i­çinde bulunduğu Tekel Fabrikası'nın Boğaz manzaralı konumu yıllar geçtikçe daha da değerlendi ve en so­nunda tarihi binada yıkım araçları gezmeye başladı.

Tekel Rakı Fabrikası işçi­leri fabrikanın kapatılmasın­dan itibaren ekonomik ola­rak çok zorluk çektiklerini, fa­kat bundan da önemlisi, ka­mu fabrikaları ile oluşan ya­şam alanını ve oradaki sos­yal ortamı özlediklerini ifa­de ediyorlar.

İŞE KÜFÜR EDEREK GİTMİYORDUK

Konu ile ilgili görüş aldığımız mahalle sakinlerinden, 18 yıl Rakı Fabrikası'nda çalışmış olan Sevim Çalışkan, "De­dem, babam, dayım da Tekel Fabrikası'nda çalışıyordu. Ben üçüncü kuşağım ancak çocuk­larım orada çalışamayacak. Bunun için çok üzülüyorum. Tekel'in çalışma ortamı, insanları farklıydı. İnsanlar işe küfrederek gitmiyordu, çok severek gidiyordu." dedi. Rakı Fabrikası'nın özelleştirilmesinin ardından Tekel Genel Müdürlüğü'nde çalışan, daha sonra ise 4C'ye geçen Çalışkan, 4C'de 800 TL'ye çalıştığını belirterek, "Üç çocuğum var. Şimdi ek iş yapıyorum evde. İnsanların hayat mücadelesi değişti." dedi.

MÜCADELE EDİLSEYDİ FARKLI OLURDU

Bir arada durulsa fabrika­yı kurtarabileceklerini ifade eden Çalışkan, "Zamanın­da ben değil, biz olarak dü­şünmüş olsaydık kapanmaz­dı. Neler kaybettiklerini geç fark ettiler. Tütün işçileri al­kol fabrikaları kapanınca ken­dilerine bir şey olmaz sandı­lar, bize desteğe gelmediler. Halbuki bizden sonra sıra on­lara geldi. Televizyonda Te­kel işçilerini görünce daya­namadım, atladım, hemen Ankara'ya gittim." şeklinde konuştu.

ÇOCUKLARIMIZ GELECEĞİNİ KAYBETTİ

"Beykoz'da esnaf kaybetti, halk kaybetti, çocuklarımız geleceğini kaybetti. Fabrika­nın kapanmasının ardından Beykoz üretici toplumdan çıkıp, tüketici toplum oldu. Daha önce orada çalışan in­sanların yüzde 90'ı şimdi işsiz ya da emekli. Memleketlerine dönenler de oldu." diyen Ça­lışkan, 2B Yasası ile bölgede yaşayan kimsenin yaşadığı evleri alamayacağını, bölgeyi terk etmelerinin beklendiğini anlattı.

BİR YIL ÜCRETSİZ ÇALIŞIRIM

Yıkım başladığından bu yana fabrikanın olduğu kısımlara gidemediğini belirten Ça­lışkan, Rakı Fabrikası'nın bölge halkı için önemini, "Çocukluğum gençliğim orada geçti. Binalar yıkılana kadar hep bir ümit vardı. 'TEKEL'i tekrar kuracağız, bir yıl ücretsiz çalış' deseler gider çalışırım. Benim gibi düşünen bir sürü insan var, oranın her şeyi farklıydı, sözleriyle vurguladı.

TAŞERON GİRDİ, FABRİKA BİTTİ_

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz, 1979 yı­lında fabrikaya girerek 20 yıl çalışmış olan, Tek Gıda-İş eski Şube Başkanı Hasan Başkaya ise, 1200 kişinin çalıştığı fabrikada, taşeron firmanın da girmesiyle birlikte işçi sayısının 700'e indiğini belirtti. Başkaya, "Yükleme işini taşeron firma yaptı, çün­kü sözleşmeye göre kişinin yük taşıma sınırı 25 kilo ve biz onun fazlasını taşımıyoruz. Taşeron firmadakilere en az 50 kilo taşıtıyorlar. Biz taşeron işçilerine 50 kilo taşıttık­larını fark edip, o arkadaşlara da sahip çıkmaya çalıştık, ama 'size ne' diye kızdılar. Taşeron firmaya müdür de söz geçiremiyor, çünkü işler tepeden bağlanıyor. Taşeron girdi, fabrika bitti." dedi.

ZENGİNLERE OTEL YAPIYORLAR

Fabrikanın satışı sürecine de değinen Başkaya, "Fabrika uzun süredir atıl duruyordu, fabrikayı sattılar. Kiler Gru­bu teminatsız girdi, satın aldı. Teminat olayı ortaya çıkınca iptal edildi. En son 2012 yı­lında başbakana yakınlığı ile bilinen Torunlar Grubu satın aldı. Yıkıp büyük lüks otel ya­pılacak. Sahile lüks bir marina yapılacak, otele deniz yoluyla gelip gidecekler, müşterileri çok zengin insanlar." dedi.

Çok önemli bir rant alanı

Fabrikanın kâr etmesine rağmen özelleştirildiğini anla­tan Hasan Başkaya, fabrikada günde 100 bin litre rakı üretildiğini ve bu miktarın Marmara Bölgesi'nin tüm ihtiyacını karşıladığını ifade etti. Özelleştirme sürecine de değinen Başkaya, "İlk başta Beşiktaş, Cibali, Üsküdar Tütün Fabrikaları kapandı. Oradaki işçiler buraya geldi. Daha sonra Bomonti ve likör fabrikası kapandı, oradaki işçilerde buraya geldi. Bundan sonra, Beykoz'dan işçi almamaya başladılar. 2009 yılında bir İngiliz firmasına 2 milyar 100 dolara verdiler. Sekiz katı kâr elde etti­ler satıştan." dedi. Hasan Başkaya, bu süreçte işçilerin çoğunun kapının önüne koyulduğunu ve 4C'ye geçi­rilen işçilerin de çok düşük ücretlere mahkum edildiğini, 900 TL'ye ev geçindirmek zorunda kaldıklarını ifade etti. Fabrikaların kapatılmasının ardından Beykoz esnafının da çöktüğünü, göçün başladığını, işsizliğin arttığını ve Beykoz'un emekli cenneti haline geldiğini belirten Başkaya, "Beykoz'da fabrikaların kapatılma­sı Beykoz'u küçültmek için. Yani tamamen politik bir olay yaşanıyor. Devlet üretim yapmıyor, vatandaşı so­yuyor. Beykoz çok önemli bir rant alanı. Kentsel dö­nüşüm kapsamındaki yerlere göre çok daha fazla para getirişi var. Ancak burada imar izni değişmeden kimse birşey yapamaz, boğaz da var çünkü." dedi.

Beykoz'un tarihi yıkılıyor

 

Beykoz'da yıkılan yalnızca bir fabrika değil aslında. Böl­gede yaşayanlar, yıkılanın topyekün Beykoz'un tarihi, kültürü ve simgesi olduğunu ifade ediyor. Cumhuri­yet döneminin ilk fabrikalarından biri olarak 1920'li yıllarda hizmete açılan Rakı Fabrikası, tarihi boyunca hiç zarar etmedi.

akitera.com adlı sitede yer alan yazısında Emrah Bal, fabrikanın önemli tarihi eserleri barındırdığını belirte­rek, "1800'lerin sonlarında mum fabrikası olan ve ya­bancılar tarafından işletilen binayı 1922 yılında Türkler satın almış ve burada içki üretimine başlamışlar. Ha­la mum fabrikasından kalma bölümler mevcut." dedi. Hasan Başkaya da konuyla ilgili olarak, fabrikanın için­de pek çok tarihi eser bulunduğunu ama sorun çıkma­sın diye bu eserlerin ortadan kaldırıldığını belirtmişti.

Bölge halkı, fabrikanın Beykoz'un simgesi olduğu­nu dile getirerek, birkaç sene öncesine kadar Beykoz'a gelindiğinin "anason kokusu" ile anlaşıldığını anlattı­lar. Fabrikanın aynı zamanda önemli bir sosyalleşme ve yaşam alanı da olduğu vurgulanıyor. Bal da bahsi geçen yazısında konuyla ilgili olarak, "Bu fabrikalar­da insanlar evlendiler, emekli oldular, yaşadılar, öldü­ler. Gazinolarında, lokallerinde ve sosyal tesislerinde eğlendiler. Beykoz'daki bir toprak parçası değil, bura­sı aslında Beykoz'un ve Beykozluların kendisi. Araziyi satın aldık diye kimse arazi üzerindeki kültürü, tarihi, geçmişi ve geleceği de satın aldıklarını sanmasın." dedi

Neslihan Koçaslan

SoL Gazete

16 Ekim 2012

Bookmark and Share

23/01/2018 Gün Ortalama:1715  Bugün 284 Ziyaret var  Sitede 4 kişi var  IP:54.226.179.247