Türkçe

Emperyalist Savaş

İzlenme 427
Bir önceki ayda bir gündem yazımızda, faşizmin gücünü sınadığından söz etmiştik. Son bir ayda ki gelişmelere baktığımızda, faşizmin, gücünü sınamada bir hayli yol aldığını tespit ediyoruz. Akademisyenlerin barış çağrısına karşılık, AKP’li burjuva siyasetinin tahammülsüz saldırıları ile karşılaştık. Bu saldırılar vesilesiyle AKP’li burjuva siyasetinin demokrasi hukukundan vazgeçip, savaş hukukunu devreye soktuğuna şahit oluyoruz. Gerçi bu süreç 2013 gezi-haziran günlerinden itibaren kendisini hissettirir biçimde geliyorum demişti, ancak, derinleşmesinin boyutu bugün itibarı ile savaş hukukudur. Savaş hukuku ise, hukukun rafa kaldırıldığı hukuksuz hukuktur.
Savaş ve faşizm, kapitalizmin zor zamanlarındaki iki kadim dostudur. Bu kadim dostları biz, ikinci emperyalist savaş öncesinde, İtalya’da Mussolini ile Almanya’da Hitler ile, İspanya’da Franko ile çok iyi tanırız. Bizim kadar bütün dünya halkları, işçi sınıfı ve emekçiler de çok iyi tanırlar.
Emperyalist savaş –en azından bizim coğrafyamızda- hayli kızışıyor olmalı ki, faşizm Türkiye’de davul çalmakta. Emperyalist savaş öylesine geliyorum demektedir ki, Suriye toprakları, bütün emperyalist dünyayı bağrında toplamakta.
***
Emperyalist savaşın işaret fişeği 11 Eylül 2001 günü, ABD başkanının deklare ettiği savaş planı, batılı emperyalistlerin, yeterince kontrolü altında olmadığını düşündüğü bölgelere -terörist ilan ederek- bizzat orduları ile girme çağrısıydı. Çok kısa zamanda Afganistan saldırısıyla başlayan emperyalist savaş, Irak ve Libya ile devam edecekti. Bundan sonrası ise deklarasyonda var olan, (Afganistan, Irak, Sudan, Libya, İran, Suriye) henüz girilmemiş ve sırası gelmiş olanlardan bir diğeri olacaktı. İran için erken, Sudan ise arada halledilmişti zaten. O halde sıra Suriye’de idi.
Suriye savaşına kadar tedrici ve düşük yoğunluklu devam eden emperyalist savaş, bundan sonrasında, artık böyle gitmeyeceğinin izlerini de taşıyordu. Bir yandan 2008 ivmesiyle derinleşen kapitalist krizin zorlamasıyla, diğer yandan, aynı nedene bağlı olarak, diğer bir emperyalist bloğun, mevzi kaybetmeye artık tahammül edememesi, savaşın çapını da genişletiyordu.
“Vekalet savaşları”, asıl emperyalist aktörlerin savaş sahasında karşı karşıya gelmeleriyle dönemini kapatıyor, ya da başka bir döneme geçiyordu. Bugün artık Ortadoğu’daki emperyalist savaş, emperyalist güçlerin ve müttefiklerinin bütünüyle devreye girdiği, diplomasi boyutunun işlemez hale geldiği, sıcak savaşın eşiğidir. İran-S.Arabistan, Irak-Türkiye, Türkiye-Rusya, İsrail-Suriye, S.Arabistan-Yemen, v.b. şeklindeki gerginlikler geri dönülmez niteliktedir.
Emperyalizm, kapitalizmin tüm gücünü tükettikten sonra, çöküşe geçtiği aşamadır. Bu çöküşün nedeni üretici güçlerin gerek özel mülkiyet çerçevesinde, gerekse de ulus devletin sınırları tarafından elinin kolunun bağlanmış olmasında yatmaktadır. Emperyalizm dünyayı bölmeye ve yeniden bölmeye çabalamaktadır. Bu noktada ulusal savaşların yerini emperyalist savaşlar alır. Bunlar tepeden tırnağa gerici bir karaktere sahiptir ve tekelci sermayenin içinde bulunduğu çıkmazın, durgunluğun ve çürümenin bir ifadesidir.
Savaşın nesnel tarihsel anlamı proletarya için belirleyici öneme sahiptir: savaşı hangi sınıflar yürütüyor? Ve bunu ne amaçla yapıyorlar? Belirleyici olan budur, düşmanın daima halka başarılı bir şekilde saldırgan olarak resmedilebildiği diplomasi kurnazlığı değil. Emperyalistler tarafından demokrasi ve kültür sloganlarına yapılan göndermeler de aynı derecede yalandır.
Emperyalist kamplar tarafından yürütülen savaş, anavatan savunması ya da demokrasi için değil, dünyanın yeniden paylaşımı ve sömürgeci köleleştirme için yapıldığından, sosyalist siyasetin bir haydut kampı, diğerine tercih etme hakkı yoktur. Uluslararası proletarya açısından, savaşan iki ulusal gruptan hangisinin yenilgisinin sosyalizm için daha az zararlı olacağını belirlemeye çabalamak boşunadır.
AKP’li burjuva siyasetinin emperyalist savaşa dahil olma girişimi ve hevesi salt AKP dönemine dair değildir. 1990’lı yılların başında Özal’lı ANAP döneminin hevesi 1.Körfez savaşında hatırlanmalıdır. 1990’lı yılların koşulları, zorunlulukları ve olanakları ile 2010’lu yılların durumu bir ve aynı değil, ancak 2010’lu yılların koşul, zorunluluk ve olanakları 1990’lı yıllara oranla daha müsaittir. Bunun farkında olan AKP siyaseti, kapitalizme ve Türkiye burjuvazisine bu mesajı büyük bir hevesle ve talepkar bir biçimde verebilmektedir.
Çünkü AKP’li yılar, emperyalist savaşa dahil olmayı, içe doğru ilan ettiği savaşla olanaklı hale getirmişti. İçe doğru ilan edilen savaş, en son altı aydır devam eden Kürt savaşı ile;
1-Kamu sermayesinin ve mülklerinin burjuva sınıfına transferinde, yani peşkeş çekilmesinde süreci tamamlayan yıllardır.
2-Neo-liberal dönemin omurgası olan, esnek işçilik, taşeronlaşma, düşük ücretli işçilik ve sendikasızlık politikasının neredeyse tamamlandığı yıllardır.
3-Kentsel dönüşüm adı altında, emekçi mahallelerinin işçilerin başlarına yıkılıp, ranta açıldığı en etkili yıllardır.
4-Kadının üretimden kovularak, evlere kapatıldığı ve cins ayrımcılığı üzerinden gericileşmenin en hızlı olduğu yıllardır.
Geriye artık AKP’li burjuva siyasetinin, savaş koşulları ve savaş hukukunu devreye sokması kalmıştır.
Beykoz Birleşik Haziran Hareketi
26 Ocak 2016

19/02/2018 Gün Ortalama:1347  Bugün 419 Ziyaret var  Sitede 3 kişi var  IP:54.221.131.67