Türkçe

Marksist Duruş

İzlenme 532
Bu yazıyı, 7 Haziran seçimlerinin hemen ertesinde, özellikle HDP’nin %13 oy oranıyla parlamentoya girişiyle gelişen yeni durumda; sosyalist hareketin AKP’yi ve sarayı gerilettiğini düşündüğü, ancak bu geriletmede kendisinin payının ne olup olmadığına karar veremediği, bu geriletmede payı olan HDP ile ilişkisini tarif edemediği, Kürt siyasi hareketinin sosyalist harekete taşıyacağını varsaydığı sorunların neler olup olmadığı , ve bunların üstesinden nasıl gelineceğini düşünmeye başladığı bir durumun tarif edilebilmesi meselelerine dair yazmaya başlamıştık. Ancak şunu unutmuş olmalıyız ki; bizim başımıza gelen de, yazının başına gelen de, Ortadoğu ve Türkiye siyasetinin başına gelen de, 20 Temmuz günü Şuruç’ta hatırlatıldı.
 
7 Haziran’dan 20 Temmuz’a giden süreç, AKP’li burjuva siyasetinin yeni duruma alışamamasının nasıl tarif edileceğinin hazırlık evresidir. Bu hazırlık evresinde, uluslararası ölçekte nelerin biriktiğinin muhasebesi, ve bu muhasebede cari hesap tablosunun nasıl oluşacağı; yine bu hazırlık evresinde ülke içi siyasi dinamiklerin paylarının cari hesap tablosunda nasıl olması gerektiğinin tekrar nasıl hatırlatılacağının özel çalışmaları vardır.
 
Bu özel çalışmaların çıktısı, Ortadoğu’daki emperyalist savaşın yeni bir evreye girişi ile doğrudan ilişkilidir. Ortadoğu’daki çok bilinmeyenli denklemin görünen yüzü (din ve mezhep savaşları) bir yandan bölge ülkelerine, (İran, S.Arabistan, İsrail v.b.) çıkartılan savaş davetiyesine katılmayı kolaylaştırırken, diğer yandan Türkiye gibi ülkelerin “terörle mücadele” savaşı ile hazır hale gelmeleri ve dolayımlı katılımı olanaklı hale getirmektedir. Türkiye burjuvazisinin Kürt siyaseti ve halkına açtığı savaş meselesi başka bir çalışmanın konusu olduğu için, burada değinilmeyecektir, ancak, şunu söyleyerek devam edebiliriz. Suriye Kürdistan’ının ortaya çıkışı, ABD emperyalizminin bölge politikalarında bozucu etki yaratmış, bu politikaların revize edilmesine neden olmuş ve aynı nedenle bir diğer emperyalist blokun sürece dahil olmasını olanaklı hale getirmiştir. Emperyalistlerin bölgede karşı karşıya gelişleri diplomasi boyutlarının çok ötesindedir. Sıcak hamleler, sıcak savaşlara dönüşme eğilimi taşımakta, her bir emperyalist blokun müttefikleri, savaşı kızıştırmaktan imtina etmemektedir.
***
Başlığın iddialı olduğunun farkındayız. Ancak bu yazının amacı bütünlüklü, dört başı mamur bir Marksist duruşu tarif etmek değil, güncelde öne çıkan kimi karmaşık siyasal ve dinamiklerin, Marksist referanslar ile çakıştırılmasında güçlükler taşıyan, gerek sınıf dinamizminin eylem ve taleplerinde, gerekse de sınıf bağlaşığı dinamiklerin eylem ve taleplerinde ortaya çıkan ve bunun, siyasi alanda var olan örgütlenme ve siyaset yapma tarzları ile çakıştırma güçlüğü oluşturan, ya da bizzat bu eylem ve taleplerin yeni bir tür siyasi örgütlenme ve siyaset yapma biçimi yaratmasını gündeme getiren durumlardır.
 
19. ve 20. Yy devrimci dönemlerinin içinde var olup, bugün büyük oranda biten ya da başka bir boyuta geçen tartışma ve devrim stratejilerinin, bitişi ve boyut değiştirmesiyle ortaya çıkan olanaklar kadar, açığa çıkarttığı yeni tartışma ve devrim stratejileri ile de Marksizm dışına düşme ve reformizm tehlikesine de kapı araladığını tespit etmek gerek. Daha açarak söylemek gerekirse; kapitalist krizin derinleştiği, işçi sınıfının ağır saldırı koşulları altında olduğu ve fakat bu döneme örgütsüz girdiği ve sınıf taleplerinin dahi örgütsüzlüğü örgütlediği, Ortadoğu savaşının Türkiye sınırları içine sızma boyutunun derinleşip, iç savaş koşullarını olgunlaştırdığı, Kürt siyasi hareketinin Türkiye siyaseti içinde kalmakta ısrar ettiği ve bütün bunların yeni bir tür siyasal olanaklar sunduğu, fakat bu olanakların da kendi içinde tehlikeler ve handikaplar barındırdığı, görece, Türkiye sosyalist siyasetinin kendi referanslarında karşılığını bulmakta zorlandığı bir dönemdir sözünü ettiğimiz.
 
Bu yazıda iki başlık üzerinden hareketle sorunu anlamaya ve anlatmaya çalışıyoruz. Emperyalizm ve emperyalist politikaların Ortadoğu üzerindeki karmaşıklaştırıcı etkisinin Türkiye üzerindeki yansımaları ile, bunun ekonomik, siyasal ve ideolojik temeli olan kapitalizm ve kapitalist kriz dinamiklerinin hareket halleri.
Marksizmin diskuru olan sınıf karşıtlığı ya da sınıf savaşı olgusu, sınıfların varlığı ve karşılıklı mevzilenişleri ortadan kalkmadığı sürece temel olgudur. 19. Yüzyılın son çeyreğinden, ikinci emperyalist savaşın sonundaki kopuşlara değin süren tarihsel kesitte, yani uluslaşma süreçlerinde, başat siyasi karakter burjuva devrimciliği üzerine kuruludur. Monarşist sınıfların yıkılması ve kalan tortuların temizlenmesi işçi sınıfı siyasetini de belirleyen koşullardır. Teorik tartışması 20. Yüzyılın başlarında 1917 devrimi ile bitmiş olmasına rağmen, bu durum, pratik siyasette 1970’li yılların sonuna değin sürebilmiştir.
 
Gerek Kapitalizm tahlilinde, gerekse de emperyalizm tahlilinde öne çıkan ve genel kabul gören, emperyalizme karşı mücadele alanında, emperyalizmin kapitalizme bir uzantı süreç ve olgu olduğu, uzantının kapitalizmden kopartılarak alt edilmesinin mümkün olduğu ve sonrasında kapitalizmin alt edilmesinin de kolaylaşacağı şeklindeki olgudur.
 
Anti-emperyalist politikaların, burjuva siyasetinin ihtiyaç duyduğu küresel saldırılara karşı, lokal duruştaki önemini hafifsememek gerek. Zira emperyalist politikalara karşı duran dinamiklerin kazanımları ya da emperyalist politikanın yara alması, sadece o lokaldeki kaybı değil, aynı zamanda küresel ölçekteki yenilgisidir de. Ancak, emperyalist politikaların lokal siyasette uygulanabilir olmasını olanaklı hale getiren, o lokaldeki dinamiklerin hareket alanı ve hali ile nedenidir. İşlerin sarpa sardığı alan da tam da burasıdır. Bahsettiğimiz, Türkiye’nin de büyük oranda dahil olduğu, geri dönülmesinin büyük oranda güçleştiği, çok bilinmeyenli denkleme dahil olduğu Ortadoğu.
Ortadoğu, emperyalist güçlerin savaş alanı olmaktan hiçbir zaman çıkamadığı, çıkamadığı oranda da karmaşıklaşmanın katlandığı, güçlü ve tarihsel birikimli sınıf dinamiğinden yoksunluk ile donanımlı komünist gelenekten yoksunluğun, despotik parlamenter rejimlerle harmanlandığı, kadim geleneğin, din-mezhep dinamiğini beslediği, bütün bunlarla birlikte, ulusal kopuşçu dinamikleri de bağrında taşıdığı, bizim, çok da alışkın olmadığımız, sınıflar savaşı paradigmasının hayli uzağındaki bir bölge… Hal böyle olunca, ilginin de, hayli seyreldiği bir alan.
Ancak, bölgedeki emperyalist savaşın, Türkiye kapitalizminin de dahil olduğu ve giderek topyekun bir kriz savaşına doğru gidişi, seyrelmiş ya da seyrelme eğilimi taşıyan ilginin yönünü yeniden hatırlatmaktadır.
 
Kapitalist kriz dinamiklerinin etki alanının merkezinde duran sınıf meselesi, sosyalist hareketin etki alanının hayli uzağındaymış gibi görüntü vermesinin temel nedenlerinden birisi de, sosyalist hareketin uzun yıllardır işçi sınıfından uzak yaşıyor olmasında gizlidir. Bunun bir tercih olmadığı, nesnel nedenler ile birlikte, verili durum olarak kabul edilmesinde hiçbir mahsur yoktur. Zira, işçi sınıfı dinamizmi bu verili durum ile birlikte kendi içinde ve kendi başına da olsa, sınıf taleplerini ve sınıf reflekslerini biriktiriyordur. Önsel olarak böyle olduğunu öngörmek durumundayız.
O halde; Ortadoğu’da ve Kürdistan bölgelerinde yaşanan (Türkiye kapitalizminin ilan edilmiş savaşı) emperyalist savaş olgusunda, Türkiye’nin batısında izdüşen şovenizmin, işçi sınıfı üzerindeki tahribatının giderilebilmesinin önemli koşulların birisi de, Türkiye sosyalist hareketinin bu savaş saldırıda, sınıf cephesinden taraf olabilmesi, ve senkronize mücadeleyi kendi cephesinden örgütleyebilmesidir.
 
İlhan Kabadayı
09.01.2016

25/09/2018 Gün Ortalama:1459  Bugün64 ziyaret var  Sitede 5 Kişi var  IP:54.162.159.33