Türkçe

24 Ocak Kararları yürürlükteyken, 12 Eylül ‘yargılanıyormuş'!

İzlenme 1641

Dün ilk duruşması gerçekleştirilen 12 Eylül davasında ne Turgut Özal'ın "darbe olmasa uygulayamazdık" dediği 24 Ocak Kararları, ne Vehbi Koç'un Evren'e yazdığı "emrinize amadeyim" sözleriyle biten mektubu, ne de Halit Narin'in "şimdi gülme sırası bizde" sözleri gündeme gelecek.

Dün ilk duruşması gerçekleştirilen 12 Eylül davasında ne Turgut Özal'ın "darbe olmasa uygulayamazdık" dediği 24 Ocak Kararları, ne Vehbi Koç'un Evren'e yazdığı "emrinize amadeyim" sözleriyle biten mektubu, ne de Halit Narin'in "şimdiye kadar işçiler güldü, biraz da biz gülelim" sözleri gündeme gelecek. Çünkü sermaye sınıfının temsilcilerinin darbe sonrasında yaşadıkları sevincin bugün de artarak sürdüğü, davanın görüldüğü saatlerde Meclis'ten geçirilen "grevsiz sendika yasası"yla bir kez daha görüldü.
 
Mahkeme salonlarında gündeme gelmeyecek olan sermaye diktatörlüğü-12 Eylül faşizmine ilişkin Genel Yayın Yönetmenimiz Alper Birdal'ın daha önce Komünist dergisinde yayımlanmış bir yazısını okurlarımızla paylaşıyoruz.
 
12 Eylül darbesini "bugüne dek işçiler güldü, artık gülme sırası bizde" sözüyle selamlayan Halit Narin hâlâ gülüyor.
“Bakın, 12 Eylül yargılanmaz dediniz, yargılanıyor işte!” Bu sözleri son günlerde sık sık duyuyoruz. Özellikle de “yetmez ama evet”çi şürekânın ağzından. Geçtiğimiz günlerde mahkemece kabul edilen iddianamenin ya kapağını açıp bakmamış ya da hiç kimsenin bakmayacağını ummuş olmalılar.
 
Daha en başta, “şüpheliler” kısmında ne görüyoruz? İki isim: Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya. Her ikisinin de sözde “yargılama” bitene kadar eceliyle ölmesi pek muhtemel. Hadi, bunu önemsemeyelim; diyelim ki ölseler bile önemli olan bunun siyasi sonuçları, sembolik anlamıdır.
 
Peki, o halde akla şu soru gelmez mi? Bu ikisinin dışında dönemin diğer komutanları, işkenceciliği tescillenmiş cezaevi müdürleri, polis şefleri, cunta iktidarının yöneticileri vs. ölmüş ya da sağ, “şüpheliler” arasında anılamaz mı? Peki ya, 12 Eylül faşizmin uygulamaya konulmasını mümkün kıldığı 24 Ocak Kararları ve onun baş mimarı olan Turgut Özal’ın bir darbe mağduru ve demokrasi kahramanı gibi sunulmasına ne diyeceğiz?
 
24 Ocak Kararları’nı anımsamak, 12 Eylül faşizmiyle birlikte uygulama şansı bulan bu kararların bütün ayrıntılarıyla bugün halen İkinci Cumhuriyet’in temel yönelimlerini ifade ettiğini vurgulamak, bu büyük kepazeliğin ipliğini pazara çıkarmak için önem taşıyor. Zira 24 Ocak Kararları’nın ve ondan ayrı düşünülemeyecek olan 12 Eylül’ün iktidara getirmek istediklerinin tamamı bugün bilfiil iktidardadır.
 
24 Ocak Kararları neyi hedefliyordu?
24 Ocak 1980’de dönemin Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal tarafından hazırlanan yapısal uyum programı, 1978’de IMF, Dünya Bankası ve OECD gibi uluslararası sermaye örgütlerinin Türkiye’deki sınıfdaşlarından talep ettiklerini formüle ediyordu. Uluslararası sermaye örgütlerinin 1978’de öne sürdüğü isteklerin ana hatlarında şunlar vardı:
 
1. Kamu İktisadi Teşekkülleri’nin (KİT’ler) devlet tarafından sübvanse edilmesinden vazgeçilmesi,
2. Reel ücretlerin baskı altına alınarak düşürülmesi,
3. Sıkı para politikası uygulanarak enflasyonun kontrol altına alınması,
4. Devalüasyon yapılarak ihracata yönelik bir birikim rejiminin önünün açılması,
5. Yatırımlara ayrılan kaynakların azaltılması ve büyüme hızının aşağıya çekilmesi.
 
Uluslararası sermaye örgütlerinin bu talepleri 1978 yılında Ecevit iktidarı döneminde hayata geçirilemedi. Bunun temel sebebi işçi sınıfının, sınıf sendikalarının ve solun güçlü olması ve söz konusu politikaların bu direnç kırılmaksızın uygulanamayacağının çok açık olmasıydı. Ancak sermaye egemenliği emperyalist kurumların kendisinden talep ettiklerini hayata geçirmeye yönelik hazırlıklarından vazgeçmedi. 1979’da Başbakan olan Süleyman Demirel’in Başbakanlık Müsteşarlığı’na atadığı Turgut Özal, bu talepleri bir yapısal uyum programı olarak kağıda döktü.
Kağıda dökülen programın da beş unsuru vardı. Şöyle:
 
1. Fiyat istikrarını sağlamak,
2. Ödemeler dengesini yeniden kurmak,
3. Piyasa ekonomisine işlerlik kazandırmak,
4. Ekonominin dışa açılması ve sanayileşme stratejilerini bu yönde geliştirmek,
5. Kamu kesiminin ekonomi içindeki payını azaltmak.
 
Bu çerçeveye sahip olan programın 1980 Ocak’ının başında ilan edilmesi tasarlanmaktayken, ordunun muhtıra vermesi sonrasında bu süreç ertelenmişti. Bu dönemde Özal, genelkurmaya giderek program hakkında bir brifing veriyor, Kenan Evren programı çok beğendiğini ve desteklediğini ifade ediyordu. Bu desteğin maddi kanıtı programın 24 Ocak’ta ilan edilmesi ve darbe sonrasında Turgut Özal’ın cunta hükümetinin Ekonomi İşlerinden Sorumlu Bakanı yapılmasıydı. Uyguladığı program, 24 Ocak Kararları’nda yazılı olan “yapısal uyum paketi”nin başlıkları olacaktı. 1982’de banker skandalının patlak vermesiyle istifa edecek, 1983’te ise seçimlerle bu kez başbakan sıfatıyla işbaşına dönecekti.
 
24 Ocak Kararları çerçevesinde darbenin hemen öncesinde yüzde 49’luk bir devalüasyon yapılıyor ve günlük kur ilanı uygulamasına geçiliyordu. Hem KİT’lere hem de tarıma verilen devlet desteği azaltılıyor, KİT’lerin kâr mantığıyla çalışmalarına yönelik bir politika şekillendiriliyordu. Dış ticaret liberalleştiriliyor, yabancı yatırımlar teşvik ediliyor, ihracat ve ithalat üzerindeki vergi ve kısıtlamalar kademeli olarak kaldırılıyordu. Ayrıca faiz oranının piyasada belirlenmesi kararlaştırılıyor, gerek kamuda gerekse özel sektörde reel ücretlerinin düşürülmesine yönelik adımlar hazırlanıyordu.
 
Bütün bu uygulamaların mantıksal sonucuna ulaşması, yani Türkiye’de tam anlamıyla bir piyasa faşizminin egemen hale gelebilmesi için solun ve onunla birlikte emekçi sınıfların sindirilmesi, direncinin kırılması, örgütlülüğünün dağıtılması zorunluydu. 12 Eylül faşizmi, bu programın uygulanabilmesi için patronların ihtiyaç duyduğu darbeyi vurdu.
 
24 Ocak-12 Eylül ve onun kapıyı açtığı Özal dönemi arasındaki bu süreklilik bu kadar açıkken ve on yıllardır sosyalistlerin gündeme getirdiği bir olguyken, 12 Eylül iddianamesi ve onunla ayranı kabaranlar ne diyor?
 
Darbecilikten emekli olduktan sonra ressamlığa soyunan Evren'in ilk tablosunu kimin aldığı da mahkeme salonlarının gündemine gelmeyecek. Ama biz söyleyelim: Aydın Doğan'ın 38 milyon liralık teklifine karşılık 50 milyon lira veren Sakıp Sabancı, paşasının resmini yalısının duvarına asmış.
Darbe mağduru Özal!
24 Ocak Kararlarını darbeci paşalara sunup, onaylarını alan, 12 Eylül faşizmiyle birlikte ise tam manasıyla uygulamaya koyma olanağı bulan Turgut Özal için iddianamede bakın neler söyleniyor.
Örneğin “Güdümlü demokrasiye dönüş” alt başlığı altında “şüpheli” Kenan Evren’in 1983’te yapılan “seçim öncesi yaptığı konuşmalarda Turgut Özal'a oy verilmemesi yönünde toplumu yönlendirmeye” çalıştığı, “Bu bağlamda 4 Kasım'da yaptığı televizyon konuşmasında büyük tesislere, Keban Barajına ve Güneydoğu Anadolu Projesine sahip çıkan Turgut Özal'ı sert bir şekilde” eleştirdiği, 6 Kasım 1983’te Özal’ın ANAP’ı seçimi kazanmış olmasına rağmen Evren’in Özal’a hükümeti kurma görevinin yaklaşık iki hafta sonra verdiğini...
 
Buradan nasıl bir sonuç çıkıyor? Haliyle Özal’ın da bir darbe mağduru ve demokrasi kahramanı olduğu…
 
Peki, iddianamede 24 Ocak Kararları hakkında ne söyleniyor? Hiçbir şey…
 
24 Ocak Kararları’nın ancak bir faşist darbeyle uygulanabilir olmasının temel gerekçelerinden bir tanesi olan emekçi sınıfların örgütlü gücünün kırılması, işçi sınıfının örgütsüzleştirilerek baskı altına alınması konusunda? Örneğin şu: “1970’li yıllar, toplumda güçlü ideolojik akımların yaygın olarak boy gösterdiği bir süreçti. Bireylerde kendilerini bir yere bağlı hissetme duygusu olan aidiyet düşüncesi ön plandaydı. Toplumda yasal olarak örgütlenen sivil toplum kuruluşları, ekonomik ve sosyal amaçlardan çok siyasi ve ideolojik amaçlarını ön plana çıkarmışlardı. Özellikle bireylere eşit hizmet sunması gereken devlet memurları arasındaki siyasal ve ideolojik örgütlenmeler toplumun kamplara bölünmesine yol açtı.” Yani savcı, bizzat 12 Eylül faşizminin kullandığı, emekçi sınıfların örgütlenmesini gayrimeşru ilan eden “toplum sağ ve sol olarak ideolojik kamplara ayrılmıştı”, “yasal görünüm altında faaliyet gösteren ideolojik gruplar” vb. söylemini aynen benimsemiş görünüyor. 24 Ocak Kararları’nı 12 Eylül’e bağlayan da bilfiil bu azgın piyasacı, emekçi düşmanı yaklaşım değilse neydi?
 
İkinci Cumhuriyet’le hesaplaşmadan 12 Eylül’le hesaplaşılamaz
Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye tarihine tutarlı bir bakış geliştirebilen bütün sosyalistler 12 Eylül faşizmiyle hesaplaşmanın güncel bir mücadele konusu olduğunu vurguladı. Nedeni basit: 12 Eylül’ün iktisadi programını hazırlayan Turgut Özal’la, ona bu programı hazırlatan yerli ve yabancı tekellerle ve onların çıkarlarını temsil eden, geçmişte hiç olmadığı kadar saldırganca emekçi sınıflara dayatan İkinci Cumhuriyet’le hesaplaşmadan 12 Eylül faşizmiyle hesaplaşılamaz. O halde 12 Eylül faşizmiyle gerçekten hesaplaşmak işini İkinci Cumhuriyet’in savcılarına bırakmayacağımız açık. Çünkü biz 12 Eylül faşizmiyle hesaplaşmaktan, onun kaynaklarından biri olan ve halen tam boy yürürlükte bulunan 24 Ocak Kararları’nın piyasacı faşizmiyle de hesaplaşmayı anlıyoruz.
 
Alper Birdal
5 Nisan 2012
SoL.org
Bookmark and Share
 

21/01/2018 Gün Ortalama:1682  Bugün 471 Ziyaret var  Sitede 4 kişi var  IP:54.226.41.91