Türkçe

Kapitalizm Krizden Nasıl Çıkar?

İzlenme 1794

Genç adam kürsüye doğru yöneldi. Titriyordu. Ama kendisine çok güveniyordu. Çokuluslu şirketlerin patronları, CEO'ları, petrol şirketlerinin genel müdürleri, tahvil piyasasının büyük patronları salonu doldurmuştu. Çok gizli bir toplantıydı. Basına haber verilmemişti. Dünya krizlerinin peş peşe gelmesi, zenginleri daha zengin ederken küresel piyasaların sarsıntıları bir türlü dinmiyordu. Tüm dünya, kapitalist sistemin getirdiği felaketlerle karşı karşıyaydı. Acaba tüm bunlardan kurtuluşu kürsüye doğru yavaş yavaş adımlarla yürüyen bu genç adamın sözleri mi son sağlayacaktı?

 
Kürsüde yavaş ve temkinli bir biçimde mikrofona eğildiği zaman salondaki heyecan son derece yüksekti. Ses ilk önce boğuktu, ama sonraları netleşti. Ve herkesin duyabileceği bir şekilde net ve anlaşılabilir olarak kulakları doldurdu.
Kapitalist sistem hasta.
“Bayanlar baylar,
Acilen iyileştirilmesi gereken bir hastanın tedavisiyle karşı karşıyayız. Ama her şeyden önce şimdiye kadar bu hastalıktan elde ettiğimiz milyarlarca dolarlardan vazgeçmek zorundasınız. Tedaviyi geciktirdiğimiz takdirde daha da fazlasına mal olacak zararlar sizlere de dokunacak. Ben bu tedaviye yardımcı olmak, bu sürecin sonunda yatırım yapmak isteyen herkesin büyük miktarlarda para kazanacağı bir sistemi sizlere anlatmak için geldim. Söz konusu olan şey, Üçüncü Sanayi ve Teknolojik Devrimdir. Bu devrimin zaten varolduğu söyleniyor ama ben konuşmamda bu argümanı reddedeceğim ve yepyeni bir Üçüncü Teknolojik Devrime ihtiyacımız olduğunu anlatacağım.”
 
Birinci ve İkinci Sanayi Devrimleri
“Marx, Manifesto'da ‘burjuvazi, üretim aletlerinde ve dolayısıyla üretim ilişkilerinde, yani sosyal ilişkilerde tümünde durmadan devrim yapmazsa yaşayamaz’ der. Bundan iki yüz elli yıl önce sizlerin karşısında durmuş, ilk sanayi devriminin gelişini haber verdiğini ve kömürle demire, buhar makinelerine, pamuk fabrikalarına, daha sonradan demiryollarına yatırım yapmanızı söylediğimi hayal edin.
 
İlk Sanayi Devrimini, Rene' Sedillot'nun kitabından bazı bölümleri aktararak anlatmak istiyorum. Buhar enerjisinin ulaşım düzeninde devrim yapması, öyle çarçabuk olmuş bir iş değildir. Karada buharlı otolara karşı ilk direniş posta menzillerinden geldi. Denizlerde de buharlı gemilerin hızlı yelkenliler karşısında üstünlük kazanabilmeleri için hayli zaman geçmesi gerekti. Amerikan bozkırlarında doğudan ve  batıdan aynı anda döşenmeye başlayan demiryollarının birbirine kavuştuğu güne kadar nice icatlar, nice çabalar, nice başarısızlıklar bulunmaktadır. Ancak tarihsel süreç içinde İngiltere, Birleşik Devletler, Belçika, Fransa, Almanya ve Hollanda tam bir demiryolu ağıyla kaplandı. Demiryolları Avusturya çöllerinin ve Sibirya tundralarının ıssızlığını paramparça etti; yeni pazarlar onunla doğdu, taşıma giderleri onunla azaldı.
 
Deniz aşırı ulaşımda da ilişkiler buhar enerjisiyle değişikliğe uğradı. Yüzyılın sonlarına doğru Kuzey Atlantik artık altı günde aşılıyordu. Yeni gemiler için yeni su yolları doğdu. Örneğin, Süveyş Kanalı'nın açılması bir hamlede Akdeniz'i kapalı bir havuz olmaktan kurtarmış ve eski önemine tekrar kavuşturmuştu. Yeni su yolları gemilerin yolculuk sürelerini iyice kısaltmış, yeni ticaret yolları yaratmış ve sefer giderlerini azaltmıştı. Yüzyılın sonlarında 20.000 vapur denizlerde dolaşmaktaydı. Bu arada Amerikalı Morsa telgrafı icat etti, Atlas Okyanusu'na telgraf kablosu döşendi. Amerikalı Graham Bell telefonu buldu ve telefon bağlantıları kıtaları birbirine yakınlaştırdı. Artık hammadde siparişlerini, kambiyo kurlarını veya borsa alım satımlarını tüm dünyaya duyurmak için birkaç saniye yeterliydi. Tekniğin bu mucizelerinin artık buharla hiçbir ilişkisi yoktu, hepsi de yeni bir enerjiye, elektriğe dayanıyordu.
 
Tüm bunlar olurken 1860’da içten yanmalı motorun icadıyla petrolün değer kazanacağını önceden görüp size yatırım yapmaya teşvik ettiğimi bir düşünün. Lenoir'ın patlama motoru ilk başlarda herkesi hoşnut edememişti. Çünkü buhar makinelerinin yerini gerçekten doldurabilecek nitelikte ve güçte değildi. Kazan, ocak, kömür gibi maddeleri ortadan kaldırması bir üstünlüğe işaretti elbette. Ama Lenoir motorunun belli başlı parçası, içine istenilen oranda havanın ve havagazının verildiği bir silindirdi. Bir porselen bölmede bulunan iki izole platin bir Ruhmkorff bobininden akımı oraya ulaştırıyor ve karışımın yanmasını sağlıyordu.
 
Havagazının yerine petrolü ham haliyle değil bileşimdeki maddeleri ayırıp bunları ayrı ayrı kullanmayı 1853'te düşünmüşlerdi. Kuyulardan elde edilen petrol 1859'da gerçekleşti. 1863'te ilk otomobil son derece ilkeldi. 1864'te benzinli motor icadedildi. 1886'da gerçek anlamlı patlamalı motorla birlikte ilk otomobil yola çıktı. Hızı 20 km. idi. Motorlu taşıt aracı, ticarete yalnızca mal taşımacılığında deniz yolları gibi kolaylık sağlamakla kalmadı, ona hareket serbestliği de kazandırdı. İkinci Sanayi Devrimi başlamıştı. 
 
Demiryolları, taşıma yollarını belirli güzergahlarla kısıtlayıp, sefer planları yolcuları önceden saptanmış zamanlarla sınırlarken, otomobil insanları böylesine bir bağımlılıktan kurtarıyordu. İnsanoğlu artık dilediği zaman dilediği yere gidebiliyordu.
 
Kentte ve kırsal kesimde otomobil, ticarete değişik çığırlar açmıştır. Oto teknisyeni nalbantın yerini aldı, benzin istasyonu tren istasyonunu gölgede bıraktı ve garın bulunduğu semt sönükleşirken, ana karayolunun geçtiği yerler patladı.
 
Motorlu taşıtlarla mal taşımacılığı bütün ülkelerde bambaşka yönlere akmaya başladı. Otomobil gezginci ticarete ve evde mal teslimi işine de taze bir içtepi verdi ve demiryollarının unuttuğu yeni bölgelerin yolunu açtı. Kentlere kırlara doğru yayılıp büyümek ve kırsal kesimde oturanlara da kentlilerle yakın ilişkiler kurma olanağını sağladı. Yolların ve otoyolların yapılması ticaret bağlantılarının yapısını değiştirdi. Otomobilin çevresinde üretim, satış, kullanım ve bakımla uğraşan bu işçiler, acenteler, teknisyenler, benzinciler ve motelciler ordusu giderek büyüdü.
 
Motorlu taşıtın ortaya çıkması, uluslararası ilişkilere de yeni bir anlam kazandırdı. Petrolün egemenlik çağının başladığını ve kömürün artık sona erdiğini ilan etti. Aynı zamanda bu durum, İngiltere'nin dünya önderliğinin bittiğini de göstermekteydi. Yüzyılın başlamasıyla birlikte İngiltere, başta deniz ve tekstil endüstrileri olmak üzere, bir dizi alanda üstünlüğünü Birleşik Devletler'e terk etmek zorunda kalmıştı. New York Limanı, Londra Limanı'nı geride bırakmıştı. Dolar ile sterlin rekabet halindeydiler, İngiltere ile birlikte Avrupa da adım adım gerilemekteydi. İspanya Amerikalılar tarafından Küba'da, Ruslar Japonlar tarafından Şuşaima'da yenilgiye uğratılmıştı. Kuşkusuz bu olayların otomobil ve benzinle bir ilişkisi yoktu. Ama çok kısa süre içinde Detroit dünyanın en büyük otomobil kenti olmuştu. Otomobil bir Fransız, Belçika ve Alman icadı olduğu halde Amerika bir yılda tüm Avrupa'nın sahip bulunduğundan daha fazla otomobil yapmaktaydı. Petrol sadece 'Standart Oil' kumpanyasına değil, petro-kimya alanında 'Du pont de Nemours’un yapay maddelerine ve sentetik ipliklerine de uluslararası bir önem kazandırmış bulunuyordu. 
 
Uçak da bu yüzyılın çocuğudur. Ama ancak 20 yıl süren denemelerden sonra ticarette kullanılabilinir bir hale getirilmişti. Bununla birlikte ekonomide hiç bir zaman motorlu kara taşıtıyla kıyaslanabilecek ağırlıkta bir yer alamamıştır. Kuşkusuz hava ulaşımı gezegenimizi küçültmüştür; uygarlığa, şimdiye kadar hiç girilmemiş yerlerin ya da geri kalmış bölgelerin kapısını açmış, kara ve deniz taşıtlarıyla rekabete girişmiş ve kutupları aşmıştır. Fakat uçak her zaman yerden çok pahalı bir organizasyona bağlı kalmış ve kitle taşımacılığından çok bireysel yolculuklarda işe yarayan bir taşıt olmuştur. Bugün elektrik ya da elektronik, film, radyo ve televizyon alanında büyük teknik ilerlemeler yanında, otomobilin üstünlüğü tartışma götürür bir konu olmuştur. Ne var ki, bunların hepsi de çoğumuzun hayat standardını ve yaşama alışkanlıklarını değişikliğe uğratmıştır. Hepsi de ticarete yeni yardımcı araçlar sağlamış, ona yeni ufuklar açmıştır. Hepsi de son yüzyılın keşiflerinin sürüp giden gelişimini simgeler.”
 
Genç adam derin bir nefes aldı. Uzun konuşmasını bir duraklama ile ara vermek istedi. Karşısında oturanların bildikleri konuları tekrar etmesi bir bıkkınlık vermemesi için aniden bir atılım yapma ihtiyacını hissetti.
 
Günümüzde teknolojinin durumu: Üçüncü Sanayi Devrimi gerçekleşti mi?
 
“... Şu anda dünya sanayi ve hatta tarımı, bir çok öncü sektör prototipine ve uygulamasına rağmen hala 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki teknolojilerle idare etmektedir. Kimya, elektrik, içten patlamalı motorlar, nükleer enerjiye rağmen elektrik enerjisi üretimi, havacılık kendi mükemmellik sınırlarına gelmelerine rağmen yine de sanayi toplumunun ürün ve teknolojisidir.
 
Tüm bunlara rağmen Üçüncü Sanayi Devrimi olduğunu iddia edenler var. Bunlar mikro işlemcileri, kişisel bilgisayarlarla interneti ve bunların sunduğu olanakları göstererek 3. Sanayi ve Teknolojik Devrim olduğunu iddia ediyor, sizleri kandırmaya çalışıyorlar. Sizler bu araçlardan şimdiye kadar çok faydalandınız. Kumarhane kapitalizmini göklere çıkardınız. Ama bu durum böyle değil. III. Sanayi Devrimi bir türlü gerçekleşemedi. Keşke gerçekleşseydi. Şimdi dünya bambaşka olurdu. 
 
Üçüncü Sanayi Devrimi’nin II. Dünya Savaşı'ndan sonra yaşama geçirildiği konusunda birbirinin içine geçen çeşitli varsayımlar ortaya atıldı. Kısaca bunlar üzerinde durmakta ve bunları irdelemekte yarar var.”
 
Tüm dinleyicilerde yorgunluk belirtileri birden yokolmuş gözüktü. Hepsi dikkatlerini yoğunlaştırdı. Genç adam bunu hemen hissetti ve konuşmasına yeni bir heyecanla devam etti.
 
“Üçüncü Sanayi Devrimi olduğunu iddia edenlere göre II. Sanayi Devriminin getirdiği ürünler ve makineleri, makine yapan makineleri 'kopya etmek' veya legal/illegal yollardan transfer etmek mümkündür. Hatta ekonomide metal üreten bazı sanayiler olmasa bile, günümüzde üretimi çok bollaşmış olan metallerin, özellikle demir-çeliğin ithali yoluyla tüm değiştirilebilecek parçaları (mikro mekanik hariç) bir ekonomide üretmek ve/veya monte etmek, orta düzey bir mühendislik düzeyi gerektirir.
 
1930'lar, 1950'ler hatta 1960'larda, ileri kapitalist sanayilerde gelişen klasik ağır sanayi paradigması 1970'lerde hızla yıkılmaya başlandı. Tabiri caizse; mikro teknolojilerin egemenliği yıkılmaya başladı. Mikro teknoloji gözle kolaylıkla görülüp, algılanamayan üründen hareket edip taklit edilemeyen ve çok kez de 'madde' (hardware) değil, bir program, bir bilgi (software) niteliğindedir. Mikro işlemciler ve benzeri devre elemanları gibi çok bilinen örneklerin de ötesinde, eski sanayi devrimlerinden beri bilinen pek çok ürünün de ileri derecede 'minyatürizasyonu', mikro teknolojiler çerçevesine sokulabilir.
 
İlk petrol krizinden sonra yoğunlaşan enerji tasarruf çabalarını, enerjiyi ve ağır metalleri daha ucuz, 'yenilenebilir' ve hafif olanlarıyla ikame süreçlerini de minyatürizasyon çerçevesinde almamız yanlış olmayacaktır. Tabii ki, bu yeni sanayileşme biçiminde hatta karşı sanayileşme sınırlarının altında, sadece petrol krizleri değil, çevre hassasiyetinin yaygınlaşması ve ağırlık kazanması da yatmaktadır. Böylece, etrafı kirleten, demir-çelik öğüten ağır sanayi paradigmasının yerini, etrafı kirletmeyen, çok az madde ve enerjiyi tüketen, katma değerleri çok yüksek, 'temiz' mikro sanayiler almaya başladı. Sanayilerdeki 'yapısal değişme' dediğimiz olay budur.
 
Hiç şüphesiz mikro teknoloji alanlarında büyük gelişmeler var. Ancak bunların toplumsal sermaye içindeki rolünün ne olduğu belli değil. Katma değeri çok yüksek mikro sanayilerin  nelerin yerini aldığını söylemek de güç. Ağır sanayi olduğu gibi duruyor. Bu sanayinin gelişmekte olan ülkelere transferi, istihdam politikası nedeniyle durduruluyor ve yeni teknolojilerle üretim artması hedefleniyor. Özellikle mikro sanayilerin, finans  alanında gelişme göstermesi, kullanılmayan sermaye birikiminin dünya çerçevesinde dönüşümünü sağlamaktan öte hangi yatırımlara temel sağladığı tartışma konusu. 
 
Yeni sanayi paradigmasının savunucuları modern sanayi içinde ikili bir teknik üretim olduğunu iddia ediyorlar. Birincisine ileri fordizm deniyor. Bu, homojen malların ilkel robotlarla kitlesel üretimidir. İkinci Sanayi Devrimi tipi üretim biçiminde, üretimi gerçekleştiren doğrudan işçilik, kontrol ve destek hizmetlerinden çoğu makineler-robotlar  tarafından ikame edilmiştir. Bazı öncü tesislerde makinelerin bakım ve onarımını yapan robotlar denenmeye başlamıştır. İkincisi ise 'Esnek Üretim Sistemleri' ve 'Bilgisayarlı Tümleşik İmalat' olarak adlandırılan sistemlerden oluşuyor. Artık, akıllı robotlar, çok çeşitli parçaları, talep üzerine mamul stoksuz üretim imkanına kavuşmaktadır. Bu üretim biçimi de henüz yaygınlığa kavuşamamıştır, ilk aşamasını yaşamaktadır.
 
Esnek üretim biçimi 21. yy. başlarında hakim üretim tekniği haline gelebilecek mi? Eski üretim sistemi ile esnek  sistem ne gibi melez sistemler doğuracaktır.? Nihai aşamada robotların robotları çizip üreteceği ve sanayinin bir 'hizmet sektörü'ne dönüşeceği 'sanayi ötesi topluma' ulaşabilecek mi? Bunlar ayrıca tartışılması gereken sorular.
 
3. Sanayi devrimi taraftarları ileri teknoloji dallarında, hızları küçük ölçekli, esnek, çok yüksek düzeyde teknik elemanlarla çalışan üretim birimlerini yeni manifaktür olarak adlandırıyor. Yeni manifaktür, elektronik ve iletişimin tüm dallarında, biyotek ve kısmen de metal işleme sanayilerinde yaygın örnekler sergiliyor. Örneğin: mikro işletmeciler ve diğer elemanları kullanacak, küçük ve dinamik bilgi grupları, sonsuz ihtimal içerisinde, her sektör ve (ulaşılmış ve ulaşılmamış) tüm kişisel taleplere cevap verecek yeni ürünler, sistemler, üretim teknolojileri, sağlam, kavram ve yapay roller üretebilmektedirler.
 
Bırakınız kapitalist dünyayı, eski sosyalist ülkelerde de III. Bilimsel ve Teknolojik Devrim'in niteliği ve yaratığı bilimsel ilerlemeler konusunda l970'lerde herkesi etkisi altında bir kitap yayınlandı. Bu kitapta, Bilimsel-Teknik Devriminin ekonomik açıdan iki önemli özelliği olduğu vurgulanıyor. Birincisi üretim güçlerinin gelişmesine katkıda bulunan değişmelere yön vermesi, ikincisi ise üretimin üç madde ögesinin yeniden biçimlendirilmesidir.
 
Üretim güçlerinin gelişmesine katkıda bulunan değişmelerin en önemlileri: Üretimin mekanize olması ve otomatikleşmesi, sibernetik, sevk ve idare yöntemleri ve bunlarda elektronik hesap makinelerin kullanılması, sentetik hammadde türlerinin yapımı, kimya teknolojisinin çeşitli üretim süreçlerine sokulması, inşaat sektörünün ve tarımın endüstriyel bir temel üzerine oturtulmasıdır. Üretimin üç maddi öğesinin yeniden biçimlendirilmesi ise mekanik iş araçlarıyla otomasyonun uygulanması; önceden saptanmış hammaddelerin yapay bir biçimde imali, enerji kaynaklarından atom enerjisinin imalidir.
 
Otomatizasyonun, insan ve makine arasındaki ilişkilerin teknolojik karakterine büyük değişiklikler getirdiği ileri sürülüyor. Otomatikleştirilmiş üretim süreci, artık insanın üertim sürecine dolaysız katılımını gerektirmiyor. Otomatizasyon, makineleri başka makinelerin yardımıyla yönetmeyi olanaklı kılıyor. Bu yeni makineler, denetim, sevk ve idare makineleri, beyin görevi gören makineler, sibernetik makineler olarak, çeşitli işlevler görüyorlar. 
 
Otomatizasyon  sermayenin organik bileşiminin özellikle yüksek olduğu üretim dallarında büyük bir rol oynuyor. Petrol işleme sanayi, kimya sanayi dallarının çoğunluğu ve besin sanayinin bazı dalları tam otomasyona en uygun olan sanayi dalları. Üretim sürecinde hızın ve yoğunluğun artması, makinelerin birbirleriyle irtibatlandırılmasının son derece ileri bir düzeye varması ve yeni malzeme kullanmanın getirdiği avantajlar, emek verimliliğine bu güne kadarki gelişme hızını ciddi ölçüde aşma olanağı veriyor. Ayrıca kullanılmak üzere piyasaya sürülen yeni üretim araçlarının etkinliği üretimde geçmişe göre daha az sermaye ve malzemeyi gerektirme eğilimi gösteriyor. 
 
Günümüzde artık otomatik sistemler, verilerin elektronik yöntemlerle hazırlanmasına dayalı olarak yönetiliyor. Ayrıca elektronik  makineler büyük ölçüde başka sahalarda da kullanılmaya başlandı. Örneğin planlamada. Optimal seçeneklerin seçilmesiyle ilgili olan ve üretimin bilimsel bir biçimde yürütülmesi için gerekli bilgilerin toplanmasında kullanılıyor. Bu alanda otomasyon üretim alanından daha hızlı sonuçlar veriyor. Böylece üretimin denetlenmesi ve pazarla olan ilişkilerin artık sınırlı bilgilerle, sezgiyle çözülmüyor. Aksine her türlü bilgi ve hesaplamalara dayanarak gerekli kararlar veriliyor. 
 
Böylece, 3. Sanayi ve Teknolojik Devrimi savunucularına göre, artık insanla ilişkisi olan ve modern ölçülere göre hantal ve yavaş olan sistemin yerini, elektronik idare denetim düzenlemeleri alıyor. Bugün artık ekonomilerin elektronik bilgi işlem makineleriyle donatılması, gelişmişlik düzeyinin temel karakteristiklerinden birini oluşturuyor. Bu devrimin yaratılmasında çok önemli rolü olan araştırma kurumları ve laboratuvarlar, yeni üretim türleri, düzenlemeler, iş araçlarıyla ilgili fikirler aktaran ve bu fikirleri hayata geçiren araçları yaratan gerçek birer 'buluşlar sanayi' haline gelmiş oluyorlar.”
 
Bilimsel Teknolojik Devrim argümanının eleştirisi
Genç adam kürsüde bu uzun konuşmasından sonra bir an durakladı ve sonra şöyle söyledi:
 
“Bütün bunlar bildiğimiz konular. Ama sıra 'teknolojik yeniliklerin özellikle otomasyonun Bilimsel Teknolojik Devrimi yarattığını iddia edenlerin eleştirisine geldi. Şimdi sizlere bir soru.”
 
Dinleyiciler bir anda daldıkları rahatlıklarından koltuklarından diklenerek dikkat kesildiler. 
 
“Emperyalist sistemdeki son gelişmeleri, özellikle de sanayiden uzaklaşıp sanayi hareketini gelişmekte olan ülkelere devredecek iletişim ve bilgisayar temelli borsa sistemlerinin ekonominin temeli durumuna gelmesini irdeleyen bazı araştırmacılar emperyalist metropollerin 'sanayi ötesi toplumlara' dönüştüğünü; ya da kapitalizmin ikinci aşaması olan emperyalizmden yeni bir üçüncü aşamaya yöneldiğini ileri sürmektedir. Bu doğru bir tespit midir sizce?”
 
Genç adam bunları söyledikten sonra soruya kendisi cevap verdi: 
 
“Sizlere göre bu araştırmacılar doğru bir tespit yapıyorlar. Ancak bana göre değil. Ben bu tespitten yola çıkarak eleştirilerimi sıralamaya çalışacağım. 
 
Dünyaca ünlü Fransız Matematik bilgini Rene Thom teknolojik gelişmeler konusunda şöyle yazıyor: ‘Son yıllarda büyük bilimsel sıçramalar iddiası doğru değildir. Asıl büyük sıçramalar 1860-1940 arasında gerçekleşti. Tüm büyük ve çığır açan buluşlar o devirde gerçekleşti. Elektriğin icadından telefona, petrole dayalı patlamalı motordan otomobil ve uçağa, genetikten fizik-kimyaya tüm alanlarda bir bilimsel sıçrama yaşandı. 1940'da en son tıpta antibiyotik bulundu. Ondan bu yana bu temel buluşların nicel türevlerinin geliştirilmesiyle uğraşılıyor. Bilgisayar bile sadece bir türevdir.’
 
Başka bir yazar ise aynı konuda şunları yazıyor:
 
‘... yirminci yüzyılda önemli bir bilimsel ve teknolojik devrim olmadığını düşünüyorum. Hepsi varolan bilimselliğin ve teknolojik envanterin geliştirilmesi, uygulanması ve iyileştirilmesidir.’
 
‘... Şu anda dünya yirminci yüzyılın başındaki bilimsel ve teknolojik yapıya sahiptir... 1900 yılları başlarında olduğu gibi, buhar, petrol, elektrik temel enerji kaynaklarıdır; yirminci yüzyıl, başında bilinen enerji kaynaklarına bir yenisi ekleyemedi. Atomun parçalanmasından elde edilen enerji, bir yanıyla henüz sınırlı uygulamada kalıyor ve diğer yanıyla da hem fabrika işleyişine ve hem de makine kullanımına, elektrikten ayrı bir sorun veya kolaylık getirmiyor.”
 
‘Otomobil, uçak, tren, radyo, bütün bunlar 20. yüzyılın başında mevcuttur. 20. yüzyılın başında sinema da var; sinemadan televizyona geçiş büyük bir sıçrama sayılmamalıdır. 20. yüzyılda fizik bilimindeki en büyük ilerleme katı fiziğindedir ve transistör yapımı bir yenilik olarak ortaya çıkmıştır. Teknolojide kontrol sistemlerinin geliştirilmesi önemli sayılmalıdır, ancak bütünüyle bir devrim deme imkanı vermez.’
 
Aynı konuda bir başka yazar ise şu görüşleri dile getiriyor:
 
‘... Şu anda dünya sanayii ve hatta tarımı, birçok öncü sektör prototipine ve uygulamasına rağmen hala 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki teknolojilerle 'idare etmektedir'. Kimya, elektrik, içten patlamalı motorlar, nükleer enerjiye rağmen elektrik enerjisi üretimi. Havacılık kendi mükemmellik sınırlarına gelmesine karşın yine de sanayi toplumun ürün ve üretim teknolojileridir.’
 
‘Bilimsel-Teknolojik Devrim'in olabildiğince yaşandığı 19, yüzyılın başında, odunla çalışan buhar kazanları yeni üretilmektedir. Yüzyılın başında, çoğu İngiltere'de olmak üzere, madenlerde su atma pompası olarak çalışan on bin civarında buharlı kazan vardı. Hepsi bu kadar... 19. yüzyılın sonunda ise bambaşka bir dünya vardır. Gelişmiş buharlı lokomotiflerin ötesinde elektrik ve motorları, benzin ve dizel motorları, kamyon, uçak, telgraf ve telefon gibi tümüyle nitel değişimi simgeleyen üretim, ulaşım ve haberleşme araçları çoğalmıştır.. Yepyeni enerji kaynakları ve kullanım sahaları söz konusudur.’
 
“Ama”, diye devam etti, genç adam, “20. yüzyıla baktığımızda tutuculaşan tekelci kapitalizmin daha hala aynı petrol ve kömür yataklarına dört elle sarıldığını; sanayinin ve ekonominin hala bu temellere dayandığını; yüzyıl başında üretilen içten patlamalı motorun da hala medeniyet simgesi gibi sunulduğunu görüyoruz. Oysa bir içten patlamalı motor yaktığı yakıtın ancak dörtte birini harekete çevirir; gerisini boşa atmosfere atar. Böylesine bir ilkel düzenekle, bırakınız yeni bir uygarlığa sıçrayış, bu günkü dünyamızı bile elde tutmamız mümkün değildir.
 
Bilgisayar sistemleri devrim niteliğinde sayılabilir mi?
 
“Artık geriye tek bir önemli nokta kalıyor, bu noktada: Bilgisayar. Herkesin dilinden düşürmediği ve Bilimsel_Teknolojik Devrim'in kalbi saydığı bilgisayar ve bilgisayarla üretim.
 
Mısırlı iktisatçı Samir Amin Teknolojik Devrim konusunda bir dergiyle yaptığı söyleşide şunları söylüyor:
 
‘... şu anki teknolojik devrimin özelliği önceki teknolojik devrimlerden çok farklı olan bazı nitelikleri olmasıdır. Önceki teknolojik devrimler, örneğin 19. yüzyılda demiryolları sonra otomobil, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yeni şehirleşme masif fiziksel yatırıma ihtiyaç duydu. Alt yapı inşa etmedeki gerekli milyonlarca ton çelik vs. Bu nedenle, devasa bir sermaye talebi yarattı. Yeni teknolojik devrim bilgisayara dayanıyor. Bu masif yatırım anlamına gelmez. Niceliksel olarak sermaye kullanıyor değil, tasarruf ediyor. Bu yüzden üretken yatırıma olan talebin üstünde bir masif sermaye artığı var. bu 70'lerin başında, hatta 80'lerin sonundan beri, kapitalizmin uzun krizi'nin derin nedenidir.’
 
Samir Amin'in Bilimsel Teknolojik Devrim'i BİLGİSAYAR temelli. Ama kendisi de tüm içtenliği ile, bilgisayarın  toplumsal sermayeyi toparlayamadığını ve yıpranmış sermayenin yerine geçecek kadar yeterli yeni yatırımları teşvik etmesinin mümkün olmadığını itiraf etmek zorunda kalıyor. Aşırı birikmiş sermayeyi yok edemediği ve toplumsal sermayeyi yenileyemediği için, bilgisayar ve onun getirdiği yatırımlar kapitalizmi krizden çıkaramıyorlar. Samir Amin buharlı motor ve içten patlamalı motorların sistemi bunalımdan çıkartırken, masif fiziksel yatırımlara ihtiyaç yaratacak, büyük bir sermaye talebi doğduğunu da gösteriyor. Bu durumda bilgisayarı üçüncü teknolojik Devrim'in çekirdeği olarak görmenin mümkün olmadığı sonucu çıkmıyor mu? Böylece aşırı birikmiş sermaye, silah sanayinin dışında finansal yatırımlara giderken, ticaret ve bankacılık sektörleri öne çıkıyor. Ancak bu sektörlerin bilgisayarlara dayalı olarak çalışması dönüştürücü bir devrim olduğu anlamına gelmiyor.
 
Robotlara dayalı üretimle ilgili savlar da benzer şekilde sorunlu. Özellikle sanayi üretiminde kullanılan robotlar çok kimsenin kafasını karıştırıyor. Bu konuya eleştirel yaklaşanlar şunları söylüyorlar:
 
‘Robot kullanımının, yirminci yüzyılın başında Ford'un uyguladığı sistemden niteliksel bir ayrılık gösterdiğini sanmıyorum. Bir kayış üzerindeki transportasyon,  robotlar ile çok eksenli hale getirilmiş oluyor. Önemlidir, ancak buna bakarak, işçinin yerini robotun aldığı şeklindeki cahil halk değerlendirilmelerine kapılmamak gerekiyor. Üretim sürecinde işçinin yerini almak mümkün değildir. Üretim eninde sonunda işçinin ellerinde ve omuzlarındadır.... Robot da bir otomatizasyondur, aynı işi daha az emekle yapmanın yollarından biridir. Ancak mutlaka her iş emekle yapılıyor, bundan kurtulmak mümkün görünmüyor.’
 
Nitekim robotlar konusunda benzer görüşleri paylaşanlar var: 
 
‘Bilgisayarların 'mamul' bir iş yapan makinelere tatbikiyle robotlar kendilerine verilen iş programlarına göre iş yapıyorlar. Ya da üretim sürecini ve ortaya çıkan ürünün kalitesini kontrol ediyorlar. Böylece bu kalifiye işçinin ve kontrol mühendisinin yerini almış oluyorlar. İplik ve dokuma tezgahı da, Sanayi Devrimi içinde kalifiye iplikçilerin ve dokuma ustalarının yerini almıştı.’
 
Durum buyken, emeğin verimliliğin artmasıyla artı-değerin yok olduğu sonucunu çıkarmak mümkün değil. Bilgisayarlar genel olarak 20. yüzyıl sanayi ürünlerinin ve üretim süreçlerinin verimlilik ve kalitesini artırma işlevi aşamasındadır.”
 
Genç adam bir an duraksadı ve dudaklarında bir tebessüm belirdi ve sonra sözlerine şöyle devam etti:
 
“Avrupa'yı dolaşmış ve yeniliklere hayran bir arkadaşla konuşurken söz robotlara geldi. Bu aklı evvel ‘Hollanda'da çok büyük bir fabrika kuruluyor. Tüm üretim robotlarla yapılacak’ diyerek beni şaşkınlığa uğratmaya çalışıyordu. Ona çok basit bir soru sordum: ‘Bu fabrika ne imal edecek? Karşılık olarak ‘otomobil' demez mi?”
 
Genç adam bu sözleri karşısında dinleyicilerin biraz olsun dudaklarında hafif bir gülümseme belirtisi bekledi. Ama nafile. Dinleyiciler tüm soğukkanlılıklarıyla duruyorlardı karşısında. Bunun üzerine soğukkanlılığını bozmadan devam etti.
Kapitalist sistem neden krizini aşamıyor?
 
“Kapitalist sistemin 1990'lardan itibaren 1970'lerde girdiği bunalımı geride bırakıp 'yenileşme dönemi'ne girmesi gerekiyordu. Ama Samir Amin'in bahsettiği uzun kriz devam ediyor ve daralma döneminden bir kurtuluş ufukta gözükmüyor. Nedeni de yepyeni bir atılımı gerçekleştirmeye olanak taşıyacak yeni bilimsel ve teknolojik devrimin olmaması. 
 
Bayanlar ve baylar, 
İkinci Sanayi devrimi'nden sonra 1974'lerde sonra gittikçe bunalımlara giren kapitalizm gün geçtikçe artan kar oranlarının düşüşüne dayanmak için geliştirilen neoliberal politikaların gerçekleşmesi için pek çok askeri darbe planladı. Milyonlarca kişinin bu darbeler altında ölümüne, işkence görmesine neden oldu. Ama bir yandan kendisini de kurtarmak için kumarhane kapitalizmine dönüştürdü. Her bunalım Vietnam Savaşı İran savaşı gibi askeri harcamalarla geçiştirilmeye çalışıldı. Ama nafile 2007-2008 bunalımları artık her şeyi su yüzüne çıkarttı. 
 
Sorunlar bununla da bitmiyor. Asıl sorunlardan bir tanesi de kullandığımız enerji. Bizler çok zeki maymunlarız. Ama sanayi devrimlerimizin lokomotifi ucuz kolay elde edilen enerjilerdir. Onlar olmadan Hiçbir yere ulaşılamazdı. Ama şimdi en hayati olansa, fosil yataklarını yakıp atmosferi karbondioksit ve başka gazlarla doldurmak gezegende sürekli bir ısınmaya neden oluyoruz ki; bunun sonuçlarını daha yeni yeni anlamaya başlıyoruz. Ama temel bilimler devrede. Ya yavaşlayacak ve sonra da duracağız ya da torunlarınızın yaşam süresi içinde insanlık hem ekonomik hem hayati büyük ölçekli bir felaketle karşılaşacak. 
 
Bu bizi esas soruya, en mühim soruya getiriyor. Yavaşlayıp dururken, bir yandan da uygarlığımızı nasıl sürdürecek ve milyonlarca insanı yoksulluktan kurtarmaya nasıl devam edeceğiz? Bu nedenle çözümlerinizin içine olağan kişisel dürtülerinizi dahil etmeyi geride bırakmalı, yaratıcılık ve işbirliğine önem vermeliyiz. 
 
Dünya ekonomisinin doğal çevreden bağımsız olarak var olabileceği yanılsamasına kapılmayın. Gezegenimiz dünya sonu olan bir varlıktır. Veriler önümüzde, kapitalizm insan yaşamı için güvenli ve temiz bir enerji ile sürdürülebilmeli yoksa bozulacak, şimdiden çöküntüye uğramaya başladı bile. Sizler ya bu konuya el atıp bu süreçte zengin olacak ya da ötekilerle birlikte batacaksınız. Bu gemide hep birlikteyiz, gidebileceğimiz başka bir yer yok. 
 
Artık patlamalı motor gücü ya da buharlı motor gücü gibi yeni bir NÜVE ile yapılacak III. Sanayi Devrimi, kumarhane kapitalizmine bir son verebilir ve yılgın, pasif, çürüyen bir sistemi yeniden ayağa kaldırabilir. Ancak binlerce şirket kendi alanlarındaki kar oranlarının düşüşüne karşı mücadele vererek dar çıkarları doğrultusunda kararlarını alıyorlar. Yeni enerji türleri, yeni yaşam biçimlerini hedeflemekten uzaklar. Kendilerini dev aynasında gören bilim insanları, mühendisler, tasarımcılar sistemin kendini yenileyebilmesini sağlayacak öngörülerden yoksunlar. Gezegenimize gelip yeryüzünün bir ışık enerjisiyle dolu olduğunu gören bir uzaylı, hala 19. Yüzyıl teknolojisiyle ve fosil yakıtları yakarak ısındığımızı, plütonyum üreterek kendimizi zehirlediğimizi görse hayretler içinde kalacaktır.
 
Bu durumda şirketlerimiz artık eskisi gibi bu duruma bir çare bulacağına inanmıyorum. Rahatlıkla ve özellikle tahvillerle kolay para kazanmanın bizi felakete doğru götürüşüne gülümseyerek bakıyoruz. Dünyada milyonlarca insan daha sefil olurken çoğumuz milyarlarca dolar para kazanmamızın keyfini çıkarıyorsunuz. Ama ileride bu durum sizleri de vuracak buna hiç şüpheniz olmasın. 
 
Bu yeni bilgiler ışığında durumumuzla ilgili köklü bir değerlendirme yapma zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Sanayileşmiş uygarlık işte tam da böyle bir an yaşıyor. İster inanın ister inanmayın gelecek yakın bir zamanda felaketler zincirinin ilk halkalarını görememenizin sonuçları karşımıza çıkacak!”
 
Kapitalizmi kurtaracak çözüm
 
Genç adam derin bir nefes aldı. Artık çözümü ortaya koymak zorundaydı. Dinleyiciler sıkılmaya başlamışlardı. Keskin bir çözüm onların aklını başına alabilecek miydi? Biraz ümitsizdi. Ama başka çaresi yoktu. Belki bir ihtimal...

Birden canlandı; sözlerine canlılık hemen yansıdı:

Dünyada yapılan bir araştırmaya göre en fazla AR-GE bütçesi olan 1.000 şirket masaya yatırıldı. Bilgisayar ve elektronik sektörü toplam AR-GE harcamalarının %28'ine sahip olmasının yanı sıra bu yönde en fazla yatırım yapan sektör olma başarısını da gösteriyor. Harcanan para 804 milyar dolar.

Sağlık sektörü hâlihazırda satışların yüzdesi olarak AR-GE harcamalarında belli başlı beş büyük firmanın bütçesinin üçüne sahip. Başka bir deyişle 1000 şirketin içinde sağlık sektörü 603 milyar dolarla tüm AR-GE harcamalarının %25'ini oluşturuyor. Şimdi size bir sürpriz. Dikkatle dinlemenizi istiyorum. 2011 yılında, satışların yüzdesi olarak AR-GE'ye en fazla yatırım yapan şirket hangisidir?”

Bir dakika sessizlik oluştu. Genç adam salonu dikkatlice süzdü. Birden,

-Toyota. Otomobil şirketi.” dedi.

Biraz soluklandı, aynı zamanda dinleyicilerin tepkisini ölçmeye çalıştı. Daha sonra konuşmasına şöyle devam etti:

Şaşırdınız mı? Şaşırmayın. Çünkü sizler bunu gerçekleştirmek için gelişmekte olan ülkelere, sermayenin Uluslararasılaştırma programı çerçevesinde, otomotiv sanayinin yerleştirilmesi için az mı gayret sarf ettiniz. Bunları ne çabuk unutuyorsunuz?

Bakın, Toyota AR-GE'de geçen yıla göre harcamalarında %16,5 oranında artırırken, otomotiv sanayi toplamda harcamalarını 13,2 milyar dolar artırdı. Bu yatırımın büyük kısmı yakıt ekonomisi standartlarını karşılamaya, bir kısmı da elektronik yeniliklere ayrıldı. Buyurun patlamalı motor yerinde sayıyor. Nereye kadar? Bir türlü bitmek bilmiyor bu patlamalı motor.

Peki, sağlık sektörü halkı aldatmak için devamlı yeni ilaçlar piyasaya sürmekten başka ne gibi yenilikler getiriyor? Milyonlarca insan dünyada hastalıklarla boğuşurken ne gibi ilaçlar sunacaklar acaba? Yoksa bu yeni ilaçlara pazar yaratmak için yeni propagandalarla piyasaya nasıl gireceklerini mi tartışıyorlar?

Nihayet bilgisayar sektörü geliştirdiği yeniliklerle, finans sektörüne mi, muhasebe şirketlerini mi ya da reel sektörde yapılan organizasyonlarda daha gelişkin bir rol oynamayı mı hedefliyor?

Nerede Bilimsel Teknolojik Devrim?

Bu hayallerle ne krizden kurtulabilir kapitalizm, ne de kendimizi ister istemez uçurumlara atmaktan başka bir çare bulabiliriz.”

 
“Çözüm çok basit. Yeni bir Sanayi Devrimi ve buna bağlı temiz bir enerji. Tekrar ediyorum: Ya bu konuya el atıp bu süreçte çok zengin olacaksınız ya da hep beraber batacağız.
 
İlk önce Thomas L. Friedman’ın Dünya Düzdür kitabından bir alıntı;
IBM’ın teknik stratejiden sorumlu Küba asıllı başkan yardımcısı Irwing Wladwsky-Berger açık kaynak konusunu şöyle özetliyor: “Sanayi Devrimi sırasında buluşlar ve yenilikleri niteleyen şey nasıl ki bireysel dehalarsa, bu çağda yenilikleri ve buluşları niteleyen şey, yetenekli topluluklar biçiminde çalışan insanların ortak ve kayılımcı yenilikçiliğidir.”
 
 
Öyleyse; Üçüncü Sanayi Devriminin nüvesini bulabilmek için şirketlerin kendi araştırma geliştirme birimleri yeterli olamaz. Hem yeterli derecede teknik eleman ve sermaye yetersizliği hem de hepimizin kafamızda yer etmiş olan dar çıkarlarımıza göre kısa vadeli kar etme düşüncesi böylesi bir devrim için gerekli olan vizyon ve stratejiyi geliştirmemizi engeller. Kapitalist ülkelerin devletlerinin ayrı ayrı yapacakları AR-GE çalışmaları da, mevcut çıkar gruplarının baskıları ve devletler arası rekabet nedeniyle etkisiz kalacaktır.
 
En iyi çözüm, tüm  kapitalist devletler  arası bir AR-GE Sanayi Merkezi kurulması, bağımsız devletler ve çok uluslu şirketlerin çıkarlarına rağmen, onlardan kısmi olarak özerk bir şekilde çalışabilir hale getirilmesidir. Bu Merkez'de çalışan bilim adamları, mühendisler, teknisyenlerin, toplumsal ilişkilerin en derinine kadar nüfuz edebilecek, ulaşımdan mimariye her alanda yepyeni yaşam biçimleri yaratacak bir üçüncü sanayi ve teknolojik devriminin altyapısını hazırlamak dışında hiç bir yükümlülükleri olmayacaktır. Bu kişiler tarafsız bir Bilim Araştırma Konseyi tarafından seçilecek, şöhretli bilim adamlarıyla sınırlı olmayacaktır. Farklı alanlardan yetenekli genç insanlar seçilecek, en küçük bir buluşun bile çarpan etkisi dikkate alınacaktır.
 
Merkezin yeri ikincil derecede önemlidir. Ama dünya çapındaki firmaların kendi alanlarında yaptıkları keşiflerle ilgili bilgileri bu bilim merkezine göndermeleri kural altına alınmalı, aksi davranışlara yaptırım uygulanmalıdır. 
 
Sayın dinleyiciler; 
 
Gezegenimizi kapitalizmin sonu felaketinden kurtarmanın dışında sermayeye de kendi dar çıkarlarının ötesinde yepyeni kazanç, yatırım ve genişleme olanağı sağlayacak bu projenin bir an önce yaşama geçirilmesini öneriyorum.
 
Sabrınız için teşekkür ederim.”
 
Genç adam kürsüden soğukkanlı bir biçimde inerek sakin adımlarla arkaya doğru ilerledi ve gözden birdenbire kayboldu.
 
Dinleyiciler çok şaşırmıştı. Genç adamın söyledikleri bugüne kadar dinlediklerinden farklıydı. Uluslararası sermayenin krizine karşı yeni uluslararası ve devletler üstü kurumlar kurulması uzun süredir tartışılan bir şeydi. Finansal regülasyon için IMF dışında yeni kurumlar kurulmasını öneren George Soros gibi stratejik düşünürlerin görüşleri konuşuluyordu. Ancak bugüne kadar kimse mevcut sistemi iki kere sil baştan değiştiren dönüşümlere benzer dönüşümlerin bizatihi kapitalistler ve bilim adamları tarafından yaratılmasını, sistemi krizden kurtaracak şeyin krizin ‘düzenlenmesi’ değil, kriz koşullarını ortadan kaldırarak kapitalizme yeni bir dinamizm kazandıracak, ‘kendiliğinden’ değil, ‘adım adım tasarlanıp üretilecek’ bir altüst oluş olabileceğini iddia etmemişti.
 
Devlet ve şirket temsilcileri aslında kendi varlıklarına kısa dönemde tehdit olan, ancak uzun vadede yepyeni bir enerji, altyapı, teknolojik gelişimin taşıyıcıları da haline getirebilecek bir öneriden hem etkilenmiş, hem de dehşete düşmüşlerdi. Bu önerinin sonuçlarını düşünmek de ürperticiydi. Bir çok bilinmezi beraberinde getiriyordu: Tarihsel olarak yeni sistemler belli bir ülkenin hegemonyasında kurulmuştu. 19. Yüzyılda İngiltere, 20. Yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri. Bu yeni sistemin hegemonu olacak mıydı? Yeni bulunan keşifleri, enerji türlerini, ekonomik yatırımları önce kimler uygulamaya başlayacaktı? 
 
Topluluk bunun gibi pek çok soru işaretiyle konferans salonundan ayrıldı. Herkese çılgınca gelen ve uygulaması neredeyse imkansız gibi gözüken bu öneriyi ciddiye alan bir kaç firma ve devlet ise içten içe öneri üzerinde anlaşacak bir grupla birlikte bunu denemenin hiç de kötü bir fikir olmadığını düşünüyordu. Kendi iktisadi reçetelerine, kurmuş oldukları hakimiyet ve çıkar alanlarına haddinden çok fazla bağlı olan aşırı gelişmiş kapitalist ülkelerin; ya da varolan sisteme eklemlenme mücadelesi veren zayıf ve azgelişmiş ülkelerin bu önerinin hitap ettiği aktörler olmaları zordu. Onun yerine, şu anda kapitalist sistemin içinde yükselen piyasalara sahip, kendisi IMF ve Dünya Bankası’nın reçetelerini uygulamayacak kadar özerkliğe sahip, rekabet amacıyla hem devletçi hem liberal stratejileri esnek şekilde uygulayabilen, yeni teknolojileri transfer etme kapasitesi olan, kapitalist sisteme daha geç dahil olduğu için her tür hızlı gelişme fikrine açık olan, çıkar grupları aşırı derecede oturmamış bazı ülkeler bu önerinin cazibesine kapılabilirdi. 
 
Çin, Hindistan, Brezilya, İran gibi ülkelerin devletlerinin ve firmalarının temsilcileri gizemli genç adamın önerisinde gelecek nesillerin yaşayacağı ve bu sefer kendi sürükleyecekleri bir kapitalist re-organizasyonunun henüz gün ışığına çıkmamış pırıltılarını görmüşlerdi. Güneş enerjisinin yarattığı yeni sermaye grupları, yaşam toplulukları, şehirler ve ulaşım hatları birdenbire geleneksel Amerikan petrol devlerinin ve savaş sanayiinin çökmesine neden olacak bir hızda her yere yayılabilecek miydi? Yeni sektörler, işgücü piyasaları, yatırım alanları ortaya çıkacak mıydı? Bu sorularla ayrıldılar bu ülkelerden gelen temsilciler toplantıdan. 
Bookmark and Share
 
 
Not; Alıntılarını yaptığım yazarların isimleri “Sosyalizm Yolunda Yeni Açılımlar” kitabımda yer almaktadır.
 
Ahmet Hamdi DİNLER
16 Ağustos 2012

25/09/2018 Gün Ortalama:1459  Bugün48 ziyaret var  Sitede 1 Kişi var  IP:54.162.159.33