Türkçe

Dünyanın yönü: Sistemik kaostan uygarlık krizine

İzlenme 422

Yön bildirisi iki saptamayla başlıyor: Dünya, derinleşen bir uygarlık krizinin eşiğindedir; dünyayı yıkıma sürükleyen bu krizin sorumlusu kapitalist düzendir.

 

Uygarlıklar, tarihin farklı dönemlerinde, farklı coğrafyalarda doğan, kendilerinden sonraki toplumsal oluşumlara değerler, normlar, kültürler aktaran karmaşık yapılardır. Uygarlıkları tanımlamakta ve adlandırmakta kimi zaman coğrafya, kimi zaman din, kimi zaman toplumsal ekonomik ilişkiler referans alınmaktadır: Batı uygarlığı, Hint uygarlığı, islam uygarlığı, köleci uygarlık, feodal uygarlık vb.

 

Tarih bilimi, bu bağlamda, kapitalizme kadar farklı coğrafyaların, farklı uygarlıklarını konu edinmiştir. Yeryüzü, dünya pazarını kuran, sınırsız sermaye birikimi için hiçbir coğrafi, siyasal sınır tanımayan sermaye egemenliğiyle birlikte dünyalaşmış, tarih de, böylece, geriye doğru coğrafi-yerel tarihleri de içine alan dünya tarihi olmuştur.

 

Kapitalizm bir dünya sistemidir. Bir ilişki, kendisini yeniden üretme sürekliliğine ulaştığı zaman "sistem" olmaktadır. Sermaye birikiminin dünya çapında egemen ilişki olması ise, çok kısaca ve kabaca, artık dünyanın hiçbir yerinde, hiç kimsenin kâr sağlamak, sermaye biriktirmek amacıyla yapılan üretim ilişkilerinin dışında kalarak yaşamını sürdürememesi demektir.

 

Kapitalizm, bir dünya sistemi olurken, uygarlıkları kendine benzetti. Kendisinden önceki tüm uygarlıkların içine işleyerek onları egemen sermaye ilişkileriyle uyumlu hale getirdi.

 

İşte bu bağlamda, "kapitalist uygarlık"tan söz ediyor, toplumların sürüklendiği bugünkü dünya durumundan bu nedenle kapitalizmin sorumlu olduğunu söylüyoruz.

 

Güncel kapitalizm, dünya uygarlıklar birikiminin, en çok da sermaye düzeninin rahmi olan Batı Avrupa toplumlarının Rönesans, Reformasyon ve Aydınlanma birikimlerinin üzerine geldi; bunların açtığı yoldan ilerledi; burjuva toplumundan kapitalist topluma dönüşüm sürecinde, kendisini bu birikimlerle sınırsız sermaye birikim güdüsü arasındaki çelişkinin içinde buldu.

 

Uygarlık krizi bu çelişkinin dışa vurumu olarak da tanımlanabilir.

Sistemik kaosa doğru

 

Kapitalizmin dünya çapında egemen ilişki haline gelmesiyle başlayan süreç, doğrusal bir çizgide değil, tarihin cilveli yollarından ilerledi.

 

Kapitalizm tarihinin en büyük cilvesi, Ekim Devrimi ve o devrimle başlayan sosyalizm denemesidir. Emperyalizm aşamasındaki kapitalizmin yol açtığı paylaşım savaşının ateşleri içinden, kapitalizmin az geliştiği topraklarda doğan Ekim Devrimi dünya devrimine büyüyemedi; sonunda çözüldü; ama dünya kapitalizminin yapısı, yönelişleri, işleyişleri üzerinde, onu teorik özünden, arılığından uzaklaşmak zorunda bırakan, "terbiye" eden çok büyük bir piston işlevi gördü. Deyim uygunsa, kapitalizmi "sosyal"leştirdi. Keynesçi onarım, 1945-1975 arasındaki "altın yıllar", "fordizm", ithal ikameci sermaye birikim pratikleri, "refah devleti" vb. bu büyük basıncın etkisi altında yaşam buldular.

 

"Fordist" sermaye birikim modelinin krize girmesi ve ardından Sovyetler Birliği'nin çözülmesi, dünyayı kaotik bir geçiş döneminin içine itti. Emperyalistler, bu süreci "tarihin sonu" (Fukuyama) ve Yeni Dünya Düzeni'ni (Henry Kissinger) kurma süreci olarak sundular.

 

Biz ise, eski ilişki, örgütlenme, işleyiş ve kurumların yeni gereksinmelere yanıt veremediği, yenilerinin ise böyle dönemlere özgü onlarca nedenle geciktiği bu geçiş dönemine "sistemik kaos" diyoruz.

 

ABD ve AB'de büyüme oranlarında düşüş ve durgunluk; yeniden ilkel birikim için mülksüzleştirmenin ve borçlanmanın sermaye birikiminin önkoşulları durumuna gelmesi; kaynak ve varlık transferleriyle şişen mali oligarşinin yükü; işsizlik vb. ekonomik krizin derinleşerek sürmekte olduğunun göstergeleridir. Hegemonyası gerilerken hâlâ dünyanın en büyük ekonomisi olmaya devam eden, ama aynı zamanda dünyanın en borçlu, dış ticareti en çok açık veren, tüketimi sürekli olarak artarken kişi başına gerçek harcanabilir gefir oranları azalan ABD, hegemonyasının en önemli aracı olan doların dünya parası konumunu korumak için savaşıyor. Üretimden gelen gücü ve fazla veren dış ticaretiyle Çin, ABD'nin bu ayrıcalığına son vermek istiyor.

 

Sistemik kaosun göstergeleri

 

"Sistemik kaos"un üç ekonomi politik göstergesi var.

Bunlardan ilki, sermayenin küresel hareketi ile ulus devletler arasındaki çelişkinin güncel bir sorun olarak öne çıkmasıdır. Sermayenin hareketi ulus devletleri aşmakta, tek dünya pazarında ki ilişkileri düzene sokacak dünya çapında bir siyasal örgütlenmeye ise geçilememektedir. "Yeni dünya düzeni" gibi, ABD'ye atfen önerilen "imparatorluk" tezi de gündemden düşmüştür.

 

Sermayenin varlık nedeni daha çok sermaye biriktirmektir. Kapitalist devletin temel işlevi ise, sermaye birikim düzeninin sürekliliğini ve güvenliğini sağlamaktır. İkisi arasında birbirini var eden, gerekli kılan, sembiyotik, ama aynı zamanda çelişkili bir ilişki var. Ulus-devletler, 18. yüzyıldan bu yana, bu çelişkili birliğin cisimleştiği siyasal mekân, aynı zamanda uluslararası düzenin temel birimleri olarak var oldular. Emperyalizm, ulus devlet temelli emperyalizmler olarak biçimlendi. Sosyalizm denemeleri de, "ulus devlet sosyalizmleri" olarak beden buldu.

 

Şimdi, teritoryal ulus devlet bunalımdadır.

 

Kimilerinin sandığı gibi, dünya eskiye, ulus devletlerin yeniden yükseldiği dönemlere dönemez. Öte yandan, "küreselleşme" denen sermayenin dünyalaşması sürecinin, sermaye grupları arasındaki rekabeti ve emperyalist devletler arasındaki yeniden gruplaşma ve çatışmaları ortadan kaldırmadığı, yakın erimde kaldıramayacağı da ortaya çıkmıştır.

 

Ulus-devlet bunalımının siyasal sonuçlarından biri, kimi ulus devletlerin devletsizleştirilmeleridir. Meşru şiddet tekeli ile para basma, döviz rejimlerini düzenleme tekeli devlet oluşumunun iki olmazsa olmazıdır. Irak, Suriye, Afganistan gibi ülkelerde artık meşru şiddet tekeline sahip devletlerden söz edilemiyor. Sırada başka ülkelerin olduğu sır değil. AB Euro bölgesindeki onlarca devletin para ve döviz rejimlerini düzenleme tekeli yok edilmiştir. Onlar da, AB merkezine bağlı bir tür "şube-devlet" konumundalar.

 

Ulus devlet bunalımının siyasal açıdan yol açtığı bir başka önemli sorun, emperyalist devletlerle, rekabet halindeki küresel sermaye grupları arasındaki ilişkinin, işin içine jeo-politik, jeo-stratejik öğelerin de karışmasıyla iyice karmaşık, çetrefil bir boyut kazanmasıdır.

 

ABD'nin yeni başkanı Trump küresel ticaret anlaşmalarını iptal edebileceğini, Amerikan ekonomisini yüksek gümrük vergileri ile korumaya alacağını, vergileri düşüreceğini, Meksika ve başka ülkelere kaptırılan istihdamı geri getireceğini vb. açıkladı. Çin'i ABD'de kitlesel iş kayıplarına yol açan ticaret politikaları uygulamakla suçladı Çin mallarına yüzde 45'e varan gümrük vergisi koymakla tehdit etti.

 

Trump'ın sözlerini, bu gerçekten tuhaf kişinin hezeyanları olarak anlayıp yorumlamak yüzeysel ve yanlış bir yaklaşım olur. Trump, dünyanın en büyük emperyalist ülkesindeki ekonomik toplumsal krizin yarattığı bir siyasal kişiliktir. Çin'le rekabette zorlanan ABD ekonomisini canlandırmayı, ABD merkezli tekelleri desteklemeyi, sermayeyi ABD'ye çekmeyi, böylelikle içeride patlayıcı madde yoğunluğunu seyreltmeyi hedefleyen bir programın temsilcisidir. Bu programı, "finansa karşı üretim" diyenlerin, belli sermaye gruplarının değil, tekelci sermaye düzeninin alternatif çözüm paketlerinden biri olarak okumak doğru olur. Ayrıntıları, uygulama planı, takvimi henüz pek açık olmayan bu programın kapitalizmin içsel mantığıyla ne ölçüde tutarlı olduğu, başarılı olup olmayacağı tartışma konusudur. ABD-Çin gerilimini tırmandıracağı ise kesindir.

 

Çin Devlet başkanı Şi Cinping'in, Davos Forumu'nu (Ocak 2017) açış konuşmasında, ticaret anlaşmalarının iptal edilmesi, gümrük duvarlarının yükseltilmesi gibi uygulamaların ticaret savaşlarına neden olacağını, dünya ekonomisinin çok sayıda ticaret koluna sahip olan büyük bir okyanusa benzediğini, ırmağın kollarının okyanusa çıkmalarını engellemenin mümkün olmadığını söylemesi, söylendiği zaman ve mekan dikkate alındığında, Çin usulü bir meydan okumadır.

Çin-ABD ilişkileri, savaş dahil her türlü çatışma olasılığını içinde barındıran bir seyir izliyor.

 

Dünya ekonomisini, uluslararası siyasal ilişkileri düzenleyen, ikinci Dünya Savaşı'ndan sonraki 70 yılda bir dünya savaşını engellemeye katkısı olan ulus-devlet temelli uluslararası hukuk kural ve kurumlarının işlevsizleşmesi sistemik kaosun bir başka göstergesidir. Bugün, başta BM olmak üzere, uluslararası kuruluşlar, uluslararası hukuk, ekonomi ve siyaset ilişkilerini düzenleyecek yetki ve yaptırımdan yoksundur.

 

Üçüncü gösterge, burjuva toplumunun kapitalist topluma evrilmesi süreciyle birlikte sermaye egemenliğinin en etkili rıza, onay ve meşrulaştırma aracı olan genel oy/genel seçim/temsil düzeneklerinin yalama olmasıdır. Temsili demokrasi, belli ölçülerde olsun, "sınıfsal temsil" kapasitesini yitirmiştir. Seçme ve seçilme hakkı, doğrudan, özgürce kullanılabilir bir "hak" olmaktan çıkmıştır. Siyasal erk, seçim ve parlamentonun dışında merkezileştirilmiştir. Dolayısıyla, seçim ve sandık, kitlelerin gözünde, ilk zamanlarının inandırıcılığına, sahiciliğine, çekiciliğine sahip olmaktan çıkmıştır. ABD'de, AB'de ya da dünyanın en büyük meydan mitinglerinin yapıldığı Mısır'da seçimlere katılım oranlarının olağanüstü düşük olması bu durumu açıklayan belirtilerden yalnızca biridir.

 

Gelişmiş kapitalist ülkelerde oranı giderek artan yaşlı nüfusun yol açtığı demografik sorun, emperyalist kapitalist anayurtların kimyasını bozan göç sorunu, gezegendeki yaşamı tehdit eden ekolojik kriz ve dünya nüfusunun çok büyük çoğunluğunu geleceksiz ve çaresiz bırakan, toplumsal yaşamın dışına iten muazzam gelir eşitsizliği burada ayrı ayrı üzerinde durmadığımız kaos ve uygarlık krizi göstergeleridir.

 

Düzen karşıtı tepkilerin sapması

Üzerine çok söz edildiği için, 1920'lerin, 1930'ların dünyasıyla bugün arasındaki farklar üzerinde de kısaca durmamız gerekiyor. 1920'li, 1930'lı yılların iki önemli özelliği, tüm sınıfsal-siyasal gelişmeleri etkileyen, alternatif bir sistem olarak "reel sosyalizmin ve özellikle Avrupa'da güçlü, örgütlü, iktidara aday bir güç olarak işçi sınıfı hareketinin varlığıydı. Toplumsal devrim hareketi, yüz binlerce işçinin seferber olduğu grev ve eylemlerle Almanya'da, italya'da, Avusturya'da sermaye sınıfına "ölüm"ü göstermişti.

 

Bugün, Sovyetler Birliği yok. Dünyanın hiçbir yerinde işçi hareketi düzeni tehdit eden bir örgütlülük ve eylemlilik içinde değil. Komünist partileri büyük ölçüde likide edilmiş durumda.

 

Bu koşullarda, ABD'de ve AB'de güçlenen, yabancı düşmanı, ırkçı, sağcı, faşizan eğilimler, ironik biçimde, bilinçsiz düzen karşıtı tepkileri de barındırıyor.

 

Yeni bir uygarlığın kurucu iradesi

Buraya kadar yazılanların ve yer darlığı nedeniyle yazılmayanların sonuç-özeti olarak şunu söyleyebiliriz: Dünya kapitalist sistem çözüm olanakları giderek daralan ekonomik, toplumsal, siyasal ve ideolojik bir krizin, kaosun, aynı zamanda bir uygarlık krizinin içindedir. Bu sistem altında, artık toplumsal "refah", "istikrar", "barış" olanaksızdır.

 

Ne ilerici insanlığın yaşadığımız toplumların içine işlemiş muazzam birikimi, ne toplumsal proletarya buharlaşmış, ne daha iyi bir dünyada yaşama özlemi tükenmiş, ne de neo-liberal kapitalist yönelişin sonuçlarına karşı direnişler sona ermiştir. Dünyanın her yerinde, milyonlarca insan bu eşitsiz, haksız, kanlı, karanlık, kaotik düzenin kendisine ve çocuklarına insanca bir gelecek vaat etmediğinin farkındadır.

 

Aynı zamanda, kapitalizmin tarihsel sınırlarının işareti olan "sistemik kaos", ancak evrensel ortak aklı, toplumsal bireyi harekete geçirme yetisine sahip, insan yaratıcılığının, özgürlüğünün önündeki bütün sınır ve engellerin yok edildiği, sömürünün, sınıfların olmadığı, kimsenin kimseye hükmetmediği bir toplum ve uygarlık tasarımıyla aşılabilir.

 

Yeni dünya bugünkü dünyanın içinde mayalanıyor.

 

Emek üretkenliğinde artış, bilimin ve bilginin en önemli üretici güç durumuna gelmesinin yol açtığı olanaklar, nano-teknoloji, yapay zeka vb. eşitlikçi, özgürlükçü bolluk toplumlarına geçişin maddi önkoşullarını hazırlıyor.

 

Günün öncelikli ihtiyacı, bilinçli ya da bilinçsiz, içeriği itibariyle anti-kapitalist olan tüm toplumsal itiraz, isyan ve tepkileri yeni bir toplum düzeninin, yeni bir uygarlığın birleşik, kurucu iradesi, hareketi olarak var etmenin yolunu bulmaktır. "Yön" ve amaç belirlemek, "yürüyüş bileşkesi" inşa etmek de diyebiliriz.

 

Devrimci siyaset, uzlaşmaz karşıtlık üzerinden kuruluyor. Dünyanın kendi halindeki yönsüz gidişine itirazımızı, ancak, eşitlikçi, kurtuluşçu yeni bir toplum tasarımını, yön gösteren, ışık tutan bir işaret feneri, aynı zamanda pratik, gerçek bir hareket olarak var ederek pratikleştirebiliriz.

Eleştiri, ütopya ve direniş, üç büyük silahımızdır: Var olan her şeyin acımasız eleştirisi, bugünkü toplumun içinden filizlenen gelecek toplum öncülleri üzerinden yeni toplum tasarımı ve kapitalizm eleştirisinin pratik anlatımı olan mücadele/direniş.

Yönümüzün ve yolumuzun burçları bunlardır. 

Haluk Yurtsever

Yön Dergisi

Mart 2017 Sayı 1

20/06/2018 Gün Ortalama:2227  Bugün 403 Ziyaret var  Sitede 2 kişi var  IP:54.80.247.119