Türkçe

BEYİN FIRTINASI

İzlenme 1765

Geçtiğimiz günlerde ABD’de Hudson Enstitüsünde yapılan ve Türkiye’nin Kuzey Irak’a operasyon düzenlemesiyle son bulan senaryonun tartışıldığı toplantıya TSK’den iki temsilcinin de katıldığı biliniyordu. Hudson Enstitüsü’nün Türkiye uzmanı Zeyno Baran ve Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’nin oğlu Kubat Talabani’nin yanı sıra Genelkurmay bünyesindeki Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi’nin (SAREM) başkanı Tuğgeneral Süha Tanyeri ile askeri Ataşe Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu’nun da katıldığının ortaya çıkmasıyla tartışmalar daha da alevlendi

TBMM Başkanı Bülent Arınç, 22. Dönem Meclis faaliyetlerini anlattığı basın toplantısında gazetecilerin konuyla ilgili sorularını yanıtladı. Arınç, "Elçilik görevlisi olarak katılan iki askeri ataşenin olduğu söyleniyor. Şu ana kadar bir yalanlama gelmedi. Biz bunu doğru olarak kabul ediyoruz. Hepimize yakıştırmalar yapılmış. Büyük bir üzüntü duydum. Buna katılmak ve itiraz etmemek yanlış ve yakışıksızdır. Bu toplantıya katılanların bağlı olduğu kurumlara bilgi vermesi gerekiyor. Bunları gazete haberlerinden değil, toplantıya katılanlardan öğrenmek daha doğru olurdu. Genelkurmay'ın bu konuyla ilgili açıklama yapması lazım" dedi. (Milliyet Gazetesi 2007) 
Tuğcu, toplantıya katıldığı ileri sürülen Türk yetkililerin açıklama yapmasını beklediğini belirterek "Hayatını hukuka adamış birinin, hukuksuzluğa uğraması beni üzdü" dedi. (Milliyet Gazetesi 2007) 
T.Erdoğan ise, “Bunlar deli saçmasıdır” dedi. 


Gelin biraz da biz deli saçmalığı yapalım. 
İstanbul da bir NATO zirvesi yapılmıştı. Kısaca: NATO, 2. Dünya Savaşı sonrası soğuk savaş sürecinde kurulmuştur. Amacı dünyayı sosyalizm etkisine kapatmaktır. Bu sürecin sona ermesiyle beraber NATO’nun ortadan kalkması gerekirken, durum bu şekilde gelişmemiştir. Tersine, Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte dünyadaki tek egemen güç konumuna gelmiş olan ABD, eski müttefiklerini ve pazar alanlarını denetleme aracı olarak NATO’yu yeniden tanımlama sürecine girmiştir. İstanbul’daki NATO zirvesinin gündemi olan Büyük Ortadoğu Projesi de bu ihtiyaca hizmet etmiştir. 
Projenin iki önemli yönü var: “ABD'nin Kuzey Afrika'dan Pakistan'a kadar 22 ülkeyi kapsayan coğrafyada siyasal, askeri ve ekonomik yapıyı kendi çıkarları doğrultusunda yeniden tanımlaması. NATO'nun, ABD'nin müttefiklerini hem denetleyerek hem de onları kullanarak Ortadoğu'ya hakim olabilmek için yeni tehdit kavramlarına göre yapılandırılması. Kısaca BOP ile bölgemizde ABD düzenini tesis edebilmek için tüm dünya seferber edilecektir. Bu proje yeni bir proje değil. Projenin temelleri 1. Körfez Krizi'nden sonra 6 Mart 1991'de Bush'un yaptığı "Yeni Dünya Düzeni" başlıklı konuşmada atılmıştır. Bu konuşmaya göre: Bölgedeki kitle imha silahları kontrol edilecektir, siyasal sistemler demokratikleştirilecektir. Bölgenin güvenliği için NATO çatısı altında oluşturulacak bir güç bölgeye her an müdahale edebilecek duruma getirilecek ve Böylece bölge ülkeler parçalanacaktır.” (A.Hamdi Dinler Kadıköy sosyalist Kültür Derneği Kitapçığı) 
11 Eylül 2001 Tarihinde ABD de ikiz kuleler vuruluyor! 
Niçin: 1991 Birinci Körfez krizinden sonra, Baba Bush’tan bu yana süreç işliyor. Kuzey Afrika’dan Pakistan’a bu coğrafyada Ortadoğu’ya hakim olmak için. Büyük Orta Doğu Projesi ve Stratejisi bağlamında; Irak işgal edilecek ve Irak Devlet Başkanı Saddam devrilerek bütün bölge kan gölüne çevrilecek ve bölge ülkeleri parçalanacak. 
A.B,D ekonomisi, 11 Eylül’den sonra, 2001’in son üç ayında, öngörülenden daha yüksek bir hızda %1.4 yerine %1.7 büyüdü. Aynı dönemde tüketici talebi %6.1 arttı. Böylece resesyonun sona erdiği, A.B.D.’yi mutlu yılların beklediği haberi tüm dünyaya yayıldı ve ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi İngiltere ve İsrail eksenli geliştirildi. 

MHP ve Devlet Bahçeli nereye mesaj veriyor: 
“ABD ile uzun bir geçmişe sahip geleneksel ilişkilerimizde bugün yaşanan sıkıntıların karşılıklı güven ve saygı esasına dayalı olarak karşılıklı çabalarla aşılması büyük önem taşımaktadır. İlişkilerimiz, her iki tarafın çıkarlarına hizmet edecek şekilde, siyasi, güvenlik ve ekonomik boyutlarıyla gerçek anlamda bir stratejik ortaklığa dönüştürülmesi ortak hedefimiz olmalıdır. (Milliyetçi Hareket Partisi’nin web sayfasındaki 121 sayfalık Seçim Beyannamesi; Dış Politikamızın Önemli Boyutları başlığından) 
MHP’nin bu söyleminden, MHP’nin Türkiye’yi “Bölgesel bir Göç” yapmak istediği mi anlaşılmalıdır.

1994-2001 Türkiye Bölgesel Güç olmak istiyor… (ABD itiraz ediyor ve kriz çıkartıyor… Ortadoğu projeleri için tam itaat istiyor…) Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında; Hükümet tarafından hazırlanan Teskere reddediliyor ve Türkiye Irak’a asker göndermiyor. Ve T. Özal projesi bir kez daha reddediliyor. ABD Irak’ı 3’e bölüyor… (bizim kırmızı çizgilerimiz birden bire yok oluyor) Yeni müttefik olarak ABD Barzani ve Talabani güçlerini yetiştiriyor… 

Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Şubatta Washington’da, Iraklı Kürt liderleri PKK’yı desteklemekle suçlayarak ”Hasmane konuşuyorlar, görüşmek mümkün değil” söylemine rağmen. ABD’nin ısrarla ve sürekli, Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmemesi için “yeşil ışık” yakmaması ne anlama geliyor? 
CHP lideri Baykal ne diyor: “Bir partinin içinde, Kürtçü bir kanat olabilir. Buna bir itirazımız olmaz. Bizim içimizde de var. (Hürriyet Gazetesi 14 Haziran 2007) 
Güngör Uras ne diyor: Düşünce kuruluşları ABD yönetimi, Dışişleri Bakanlığı, ordusu ve CIA ile yakın ilişki içinde. Büyük bütçeleri var. Yöneticileri, çalışanları ve danışmanları profesyonel olarak hizmet veriyor. Felaket senaryosunun tartışıldığı Hudson Enstitüsü'nün iki üyesi Prof. R.Menon ile S. E. Wimbush'in 24 Nisan 2007 tarihinde Washington Post'ta yayımlanan makalelerin başlığı "Türk-ABD ittifakı çöküyor mu?" şeklindeydi. 
Hudson Enstitüsü araştırmacılarına göre, "Türkiye ve ABD, yakın gelecekteki ilişkilerinin hem şeklini hem de içeriğini belirleyecek kritik bir stratejik kavşağa yaklaşıyor. Ne Türkiye'yi kaybetmek Amerika'nın çıkarına, ne de Amerika'yı kaybetmek Türkiye'nin çıkarına. Ancak tarihi ilişkiye egemen olan dinamikler Türkiye'nin ABD'den uzaklaşmasına yol açıyor.Türkiye Doğu'ya yönelecek." (Güngör Uras Milliyet Gazetesi) 
Tabloyu tamamlayalım: Sonun başlangıcımı: Nasıl ki; Batılılar Osmanlıyı (kapitalist ve emperyalist amaçları için denge ve istikrar adına) “hasta adam” tanısı koyarak parçaladılarsa, bugün de ABD, Türkiye’yi bölmek tehdidi ile ve aynı nedenlere ilaveten Büyük Ortadoğu Projesine katmak mı istiyor? Diğer yandan Türkiye NATO bağlamında, Kore’den bu yana Balkanlar’dan Afganistan’a asker göndermeye devam ediyor. Anlaşılıyor ki Asker partisi dahil birden fazla güç Türkiye’nin K. Irak’a girmesini istiyor. Ancak, Türkiye’nin bugün için “Bölgesel Güç” olabilmesinin birden çok zorlukları var.

Birincisi, büyük patron ABD’nin ekonomik durumu hiç de iç açıcı değil. ABD, 1990’ların ikinci yarısında, küresel ekonomik büyümenin %40’ ı A.B.D’den kaynaklandı. Bu güç sayesinde A.B.D Borsası, dünyada serseri mayın gibi dolaşan aşırı birikmiş sermaye için karlı bir yatırım alanı oldu. Avrupa ve Asya sermayesi portföy yatırımlarıyla, şirket birleşmeleriyle A.B.D Borsası’na yöneldi. Yabancı yatırımcılar A.B.D şirketlerini satın almak için üç yıl içinde 657 milyar dolar harcadılar. Şimdi bir çok gösterge, dünyanın bu en sağlam ekonomisinin de yolun sonuna geldiğini, geçmiş yılların güçlü görüntüsünün de içinin aslında boş olduğunu gösteriyor. Bu gelişmeler A.B.D. şirketlerine yatırım yapan ve borç verenlerin iştahını kaçırdı ve A.B.D.ye dış sermaye akışında büyük düşüş gözlendi. Tarihsel borsa endeksi grafiğinde ise 1920-30 dönemiyle 1990-2002 dönemi arasındaki benzerlikler gerçekten şaşırtıcı. 

İkincisi, ABD ile birlikte hareket eden ve kapitalist/ emperyalist sisteme göbekten bağlı olan egemenlerin ülkesi Türkiye’de, ekonomi tıpkı ABD ekonomisi gibi sorun yaşıyor. Borçlar hızla ödenemez bir noktaya doğru yükseliyor. Özelleştirmelerle birlikte her şeyin satışı baş döndürücü bir hızla devam ediyor. Satılan dev işletmelerin faizleriyle borç faizleri bile ödenemiyor. Yakın bir zamanda ülkenin borç miktarı 200 milyar doları bulacak o zaman ne olacak?

 Buna bir de İsrail-Filistin çıkmazını ile birlikte Kuzey Irak ve kaynayan Orta Doğu eklendiğinde adeta bir savaş yaşamamız kaçınılmazmış gibi görünüyor. Ama yine de Sayın G.Uras’ın çokça endişelenmesine gerek yoktur. Tarihsel olarak kapitalist ve emperyalist sisteme eklemlenmiş olan Türkiye’nin egemenleri Türkiye’nin rotasını bütün bu olup bitene rağmen buradan bir başka yere taşıyamazlar. Daha net şu söylenebilir: bir olasılık olarak Türkiye, kapitalist ve emperyalist bütünden kopmak istese bile, iç dinamiklerde bir çatışma yaşanmadan ve de emperyalist sisteme kafa tutmadan Türkiye’nin doğuya yönelmesi hiçbir gerçekçilik taşımamaktadır. 

• ABD PKK şiddetini ve Kürt kartını Türkiye üzerinde bir tehdit olarak mı tutuyor? (Acaba Abdullah Öcalan bunun için mi karga tulumba teslim edildi Türkiye”ye)

Filistin-İsrail düğümü çözülmeden Ortadoğu sorunu çözülebilir mi? ABD, sadece Kürtlerle Ortadoğu’ya sahip olabilir mi? 

• İran niçin PKK’ yi bombalıyor? PKK İran’ı vuruyor mu? ABD, İran”ı sönümlendirmeden Büyük Ortadoğu Projesini hayata geçirmesi mümkün olabilir mi? 
• Özellikle Afganistan’daki Taliban’nın son günlerde iyiden iyiye toparlanmış olması, buradaki koalisyon güçlerini zor duruma sokmuyor mu? bu güçlerin yenilgisi söz konusu olabilir mi? 

• Kürtler 1984’teki temel çizgilerine reddettiklerine göre yeni sayılan hak talepleri İleriki günlerde yapılması ön görülen yeni anayasada yer alabilir mi? 
Bağlarken: Genelkurmay sitesinde gece yarısı bildirileri, yükselen milliyetçilik ve Cumhur Milliyetçiliği mitingleri toplumsal dinamikler üzerinde yeterince baskı oluşturmuştur. Dahası, “polis vazife ve salahiyet kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun” parlamento ve Cumhurbaşkanlığından onay aldı. Her ne kadar olağanüstü hal değil dense de Irak sınırında hareketlilik artmış, Şırnak,Siirt ve Hakkari’de oluşturulan güvenlik bölgesindeki yoğunlaşma devam etmektedir. Bu Yoğunlaşmalar kalıcı olabilir, bu da önemli bir durumdur.

Bilinmeledir ki, ABD, Büyük Orta-Doğu Projesi'ni uygulayabilmek için, Türkiye'yi kullanmaya fazlasıyla ihtiyaç duyuyor. (Tıpkı emperyalistlerin, 1919-1923"lerde osmanlıyı kullandıkları gibi) Bu nedenle, Türkiye'de yaşanan son gelişmeler, ABD emperyalizminin "Türkiye sistemine" bire bir müdahalesidir.

Yaşanan süreci daha baskıcı bir rejime doğru rota aldığımızın bir göstergesi olarak algılamamız gerekir. Bu süreci zorlayanlar, acaba daha hangi güç ve hangi dinamikleri ve ne türden solaganlarla- yasaklarla bu gidişi öreceklerdir. Özellikle seçimlerden sonra gündeme getirilecek olan Başkanlık-yarı Başkanlık sistemleri tartışmaları da düşünüldüğünde, sürecin yönelebileceği yön iyi analiz edilmelidir.

Bilinmelidir ki; Türkiye kapitalizmi emperyalizmden kopmak için bir savaşı göze alamayacağı için yaşanan bu olgular sınıfsal dinamiklerin iç çatışmaları olarak okunmalı ancak; bu sürecin olası yönelimleri, toplumsal dinamiklere yönelik olarak bugünden daha baskıcı bir dönemin habercisi olduğu gerçeği de görülmelidir. 
İsmail Özkan 20 Haziran 2007

Bookmark and Share

22/04/2018 Gün Ortalama:1920  Bugün 414 Ziyaret var  Sitede 6 kişi var  IP:54.81.71.187