Türkçe

YEREL VE ULUSLARARASI SERMAYE KISKACINDA TÜTÜN VE ŞEKER YASALARI

İzlenme 65
Tarım politikaları 1980'lerden beri her hükümetin gündeminde yer almış, genel söylem popülist kaygılarla hükümetlerin köylüyü sürekli aşırı desteklediği ve bu siyasi desteğin ekonomiyi kötü yönde etkilediği yönünde olmuştur. Bu argümanın iki temel hatası vardır. Birincisi tarım kesimini sınıfsal olarak değil bir bütün olarak ele alması; ikincisi ise aslında köylülüğe aktarılan payın ülke ekonomisine değil, tarımla ilgili alanlardaki kârlı sektörlere girmek isteyen yerel ve uluslararası sermayenin çıkarma aykırı olduğunu gözardı etmesidir. Bu yazının konusu olan şeker ve tütün yasaları, tartışmalarda ihmal edilen sınıf ilişkilerinin dönüşümünü yansıtan örnekler olmaları bakımından önemlidirler. Bu yasalar bir yandan sermaye içi çelişkileri; diğer yandan da sını?ararası çelişkileri etkileyen ve/veya keskinleştiren politikaları kurumsal olarak düzenleyen araçlardır.
 
Tütün ve şeker yasaları Türkiye'de yerli ve yabancı sermaye için yeni olanakları sunmanın bir aracı olarak hazırlanan istikrar programının bütünselliği içinde düşünülmelidir. Bu program da 1980'1erdeki liberalizasyon süreciyle süreklilik içinde ele alınmalıdır.
 
1980’LERDE TÜTÜN VE ŞEKER SEKTÖRÜNDE SERBESTLEŞTİRME UYGULAMALARININ SONUÇLARI
 
Tütün ve şeker üretiminde Türkiye'nin önemli bir yeri vardır. 1980'lerde gelişmiş ülkelerdeki tütün pazarı daralırken Asya pazarları ve azgelişmiş ülke pazarları genişlemeye başladı. Gelişmiş ülkelerin sermaye grupları için özellikle Asya ülkelerine serbestçe ithalat yapabilmek ve bu ülkelerdeki üretim ve yatırım olanaklarını kullanmak önemli hale geldi. Azgelişmiş ülkelerin ekonomilerini serbestleştirmesinin genelde tarım sektörü ve özelde de tütün pazarı açısından anlamı bu ülkelerde üretilen yerli tip tütünün azalması ve yabancı kökenli tütünün payının artması anlamına geliyordu. Türkiye'de de ithalatın serbestleştirilmesiyle Virginia ve Burley tipi tütünlerin payı yükselirken, en yaygın tütün tipi olan şark tipi tütünde bir azalma görülmeye başlandı (Arslan vd. 2000).
 
Ancak tütün sektöründeki en önemli alt sektör olan sigara sektöründe ithalatın serbestleştirilmesinin sonuçları çok daha keskin bir şekilde görülebilir. Bu alanda faaliyet gösteren üç tekel; %18,7'lik bir pazar payıyla Philip Morris, %13,7'lik pazar payıyla British American Tobacco ve Japan Tobacco'nun RJ Reynolds'ı satın almasından sonra %11,7'lik bir pazar payını ele geçiren JTI gelişmiş ülkelerde satışlarını çok az arttırabildikleri için azgelişmiş ülke pazarlarında kâr fırsatları yaratmaya çalışmaktadırlar. Bunlardan Philip Morris'in 54 ülkede şubesi, ortaklığı ya da lisans anlaşması bulunmaktadır. Dünyanın; ikinci büyük sigara şirketi olan British American Tobacco (BAT) da benzer şekilde girdiği pazarlarda yerel markalar çıkartmasıyla tanınır. Arjantin'de, Jockey Club, Özbekistan'da Xon, İsviçre'de Parisienne, Kanada'da Du Maurier, Endonezya'da Ardath, Rusya'da Yava Gold bu markalardan sadece bazıları ve bize dünyanın çok farklı bölgelerinde olan hakimiyetini göstermek için yeterli. Sermayenin girdiği ülkelerde, yerel farklılıklar ve yerel markalar yaratarak da sömürü olanaklarını arttırdığını gösteriyor.
 
Türkiye'de Philip Morris ve BAT'ın ortaklık kurdukları şirketlerin Koç ve Sabancı'ya ait olması tesadüf değil. Bilindiği gibi 1980'ler boyunca dünya ekonomisiyle bütünleşen ve liberalleşen Türkiye ekonomisinin temel belirleyicilerinden biri bu liberalleşmiş ekonomide ayakta kalabilme koşullarını yerine getiren yerel sermaye grupları oldu. 1980'lerdeki neo-liberal politikalar sermaye birikimlerini belirli bir aşamaya getirmiş holdinglerin lehine gelişti. Ancak dünya pazarlarındaki rekabet gücü sınırlı olan bu holdingler, Türkiye gibi ülkelere girmeye çalışan uluslararası sermayeyle ittifaklar kurma yoluna gittiler. Bu anlamda Koç ve Sabancı'nın yabancı ortaklık kurmalarını, hem ülke içinde hem de ülke dışındaki pazarlarda ayakta kalma stratejisinin bir parçası olarak görmek mümkün.
 
En önemli özellikleri farklı sektörlerde (sanayi, hizmet, finans sektörleri) örgütlenmek olan bu holdinglerin en büyüklerinden biri olan Sabancı, 1990 yılından itibaren Torbalı tesislerinde Philip ve Morris'le Marlboro, Parliament, L.M. ve Chesterfield markalarıyla sigara üretmeye başladı. Koç ise daha sonra BAT ile anlaşarak Tire Organize Sanayi Bölgesi'nde fabrika kurdu. Bu ortaklıkların kurulması da bir dizi kurumsal değişiklikle mümkün oldu. Turgut Özal döneminde (3 Haziran 1986) 1177 sayılı Tütün ve Tütün Tekeli Yasası'nın 20, 21, 38 ve 43. maddeleri değiştirilerek yabancı sigara tekellerine Türkiye'de fabrika kurma ve iç pazara yabancı tütünle yapılmış sigara satma izni verildi. 3 Mayıs 1991'de ise Bakanlar Kurulu'nun "Sigara imalatı, ithalatı ve dağıtımı üzerindeki devlet tekelinin kaldırılması kararı" yayınlandı (Resmi Gazete'den aktaran Aysu, 2002: 189). Böylelikle yabancı firmaların Türkiye'ye girişinin maddi temelleri hazırlanmış oldu.
 
Serbestleşmeden sonra sigara ithalatının inanılmaz derecede artmasının nedeni, Koç ve Sabancı'yla ortaklık kuran yabancı şirketlerin yanı sıra TEKEL'in de yerli şark tütünü dışında yukarıda söz ettiğimiz yabancı Burley ve Virginia tipi tütün ithal etmeye ve bu tütünle sigara üretmeye başlamasıdır. Böylelikle Düzce, Gönen, Hendek ve Trakya'da yabancı tütün yetiştirilmeye başlanmıştır (Aysu, 2002: 185). İhracatta belli bir artış sağlansa da, ihracattan kâr sağlayan çoğu zaman iddia edildiği gibi ülke ekonomisi değil, yavaş yavaş tekel niteliği kazanan firmalar olmuştur. Böylelikle Türkiye'deki sigara pazarında yabancıların da ortak olduğu bir dağılım oluşmuştur: %70 payıyla TEKEL ; %22'lik payıyla Philip Morris; %8'lik payıyla JTI pazarda faaliyet göstermektedirler.
 
TEKEL, Samsun, Maltepe, Tekel 2000, Tekel 2001, Yeni Harman, Meltem, Ballıca, Best ve Bafra sigaralarını üretmektedir. Philip Morris, Marlboro, Parliament, LM ve Chesterfield'e sahip. Philip Morris-Sa ortaklığı dağıtım ve pazarlama alanında, PHILSA ise İzmir Torbalı fabrikasında üretim faaliyetinde bulunmaktadır. BAT ise Koç ortaklığıyla İzmir Tire Fabrikasını kurmuş durumda (Suiçmez, 2003). Bu resmin bize gösterdiği şey tütün üretiminin ve satışının özellikle 1990'lar boyunca hem ülke içindeki sermaye gruplarına (başta Koç ve Sabancı olmak üzere) hem de uluslararası sermayeye bir kâr transferi mekanizması olarak çalıştığıdır.
 
Şeker sektöründe de benzer bir eğilimden sözetmek mümkündür. Dünyada şeker üreticisi ülkelerin başında Brezilya, Hindistan, Avustralya, Çin, Meksika, Küba, Almanya ve ABD gelmektedir. Dünyada şeker üretiminde üretim fazlası, fiyatlarda ise düşüş gözlenmektedir (Aysu, 2002). Bu da Türkiye gibi şeker tüketimi yüksek ülkeleri cazip pazarlar haline getirmektedir. Ancak şeker sektöründe ithalat daha çok nişasta kökenli şekerin ithalatı şeklinde gerçekleşmektedir. Oysa Türkiye'de üretilen şeker, pancar kökenlidir.
 
TÜTÜN VE ŞEKER ÜRETİMİNİN NİTELİĞİ
 
2000'de Türkiye'de tütünün ekildiği toplam alan (hektar olarak) 236.569; 2001 'de 195.770'dir. Şeker pancarı 2000'de 410.023; 2001'de 358.763'dür. Üretim ise hektar olarak tütünde 2000'de 200.280; 2001'de 144.786; şekerde 2000'de 18.821033; 2001'de 12.632.522'dir ton olarak. (DİE, 2002.) Ege, Karadeniz, Marmara, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yetiştirilen tütün, 500 bin civarındaki çiftçi ailesine ve 3 milyon kişiye istihdam sağlamaktadır. Şeker üretiminde 01-20 dekar arası 379.920; 20-40 dekar arası 36.936; 40-60 dekar arası 3.441; 60-80 arası 855; 80 dekar üstünde 474 olmak üzere toplam 421.626 üretici vardır. Küçük üreticilik bu sektöre hakimdir (Aysu, 2002).
 
1999: BiR DÖNÜM NOKTASI
 
1999 istikrar programının yürürlüğe girmesiyle beraber IMF'ye verilmeye başlanan bir dizi niyet mektubu tarım politikalarında tütün ve şeker alanındaki dönüşümlerin habercisi oldu. 1980'ler boyunca adım adım ithalatın serbestleşmesi, yabancılara yatırım hakkının verilmesiyle beraber gerçekleşen tarımsal dönüşümün daha radikal bir ifadesi olacaktı. 9 Aralık 1999'da verilen niyet mektubunda destekleme politikalarını ve kredi sübvansiyonunu aşamalı olarak kaldırma sözü veren hükümet (Niyet Mektubu, 9 Aralık 1999), 10 Mart 2000 tarihli birinci Gözden Geçirme'de, "Tarımsal reform programı, devletin tarımsal üretim ile tarımsal sanayi üretiminde doğrudan rol almaktan çekilmesine yönelik orta vadeli hedef doğrultusunda, sektördeki devlet varlıklarının ticarileştirilmesi ve özelleştirilmesini kapsamaktadır," demektedir. 22 Haziran 2000 tarihli ikinci Gözden Geçirme'de TEKEL reformu için gereken kanunların çıkarılacağı sözü veren hükümet ayrıca Özelleştirme İdaresi'ne devredilecek portföyler arasında TŞFAŞ ve ÇAYKUR’u saymaktadır. 18 Aralık 2000 tarihli Gözden Geçirme’de ise 2002 sonuna kadar yeniden destekleme alımlarının yerine doğrudan gelir desteği sisteminin geçirileceğini belirten hükümet Şeker Kanununun 15 Şubat 2001’e kadar çıkarılacağı sözünü vermektedir. Bunun yanı sıra TEKEL’i yeniden yapılandıran bir kararnameyi ve TEKEL'in tüm tütün işleme birimlerini Özelleştirme İdaresi portföyüne devrine izin veren Özelleştirme Yüksek Kurulu kararını da Ocak 2001 sonuna kadar çıkaracağını söylemektedir. Kasım 2001 sonrası taahhütlerin güncellendiği 30 Ocak 2001 tarihli niyet mektubunda ise hükümet adeta sözlerini tutacağını garantilemek istercesine, "Tütün sektörü için reform stratejisi ve tarım politikası reformumuzun ve özelleştirme sürecinin ana unsurlarından biri olan TEKEL’in yeniden yapılandırılması 18 Aralık tarihli niyet mektubuna kıyasla daha da güçlendirilmektedir. Kamu tekel kuruluşu olan TEKEL’in kendisi, sadece tütün işletme üniteleri yerine, Özelleştirme İdaresine devredilecektir. Bu bağlamda diğer unsurların yanı sıra tütün sektörünü yeniden yapılandıran ve tütün destekleme alımlarını kademeli olarak kaldıran bir kanun Şubat ayı sonuna kadar yürürlüğe alınacaktır," demektedir. Bunu takip eden 3. Mayıs 2001 tarihli Gözden Geçirme’de ise, "Tütün sektörünü serbestleştiren, tütün için destekleme alımlarını tedricen kaldıran ve TEKEL’in varlıklarının satışına izin veren Tütün Kanunu’nun Mecliste Mayıs ayı içinde kabul edilmesi beklenmektedir. Bu kanunun onaylanmasını müteakiben, 2002 sonuna kadar tamamlanması beklenen TEKEL ve ŞEKER’in özelleştirilmesi, Dünya Bankası'nın kredileri ile desteklenmesini beklediğimiz tarım reformu programının diğer bölümleri ile koordine edilecektir," denilmektedir. Son olarak, 26 Haziran 2001 tarihinde, Şeker Kanununun Nisan, Tütün Kanununun ise Haziran ayında yürürlüğe girmesinden sonra şeker ve tütün fabrikalarının özelleştirilmesinin başlatılacağı açıkça belirtilmiştir.
 
Niyet mektupları ek niyet mektupları ve gözden geçirmelerin incelenmesi blze hükümet ve IMF arasındaki ilişkilerde hükümetin sürekli uygulanacak politikaları bir süreklilik çizgisinde IMF’ye haber verdiğini, kriz sonrası dönemlerde bazı sözlerini güncellediğini bazılarını ise daha güçlü bir vurguyla tazelediğini gösteriyor. Hükümet çok ayrıntılı bir şekilde reformun ayaklarını, ne zaman ne şekilde özelleştirme yapacağını belirtiyor. Mektuplar, zaman açısından bazı ertelemeler olsa dahi verilen sözlerin de büyük ölçüde yerine getirildiğini gösteriyor.
 
Kuşkusuz IMF ve Dünya Bankası sürecin tek uluslararası aktörü değil. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planının da belirttiği gibi tarım politikalarında esaslar DTÖ Tarım Anlaşması, Uruguay Roundu, AB'ye üyelik ve uluslararası ticaretteki gelişmeler çerçevesinde belirleniyor. Aslında VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı da nlyet mektuplarındaki sözlerle paralellikler taşıyor (DPT 2002). Kalkınma Planında destekleme politikası üretim fazlasına ve yüksek stok maliyetine yol açtığı için eleştiriliyor; ürün fiyatlarına devlet müdahalesi yerine üretimin piyasa koşullarında talebe uygun olarak yönlendirilmesi öneriliyor. Sözleşmeli tarım araçlarının geliştirileceği, TMO, ÇAYKUR, TŞFAŞ’nin faaliyet alanlarının sınırlandırılacağı, özel sektörün üretim, işleme ve pazarlama safhalarında daha etkin rol alacağı, tütünde piyasa fiyatı ve müzayede sisteminin getirileceği, 1177 sayılı tütün kanununun günün şartlarına göre düzenleneceği, şeker pancarında ekim nöbeti süresinin düşürüleceği, şeker sektöründe özel sektörün daha etkin kılınacağı belirtiliyor. Bu önerilerin nasıl adım adım gerçekleştirileceği ise Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’yla garanti altına alınıyor.
 
TÜTÜN VE ŞEKER YASALARI
 
Tütün ve Şeker Yasalarına gerekçe olarak gösterilen olgular, neo-liberalizmin kendini meşrulaştırması için öne sürülenlerden farklı değildir: tarımda popülizmin zararları ve sözleşmeli üretimin kaliteli üretime yol açacağı; devletin aşırı hantallaşmasından kaynaklı olarak sürekli aşırı ürünün ortaya çıkması; serbest piyasa ekonomisinin ve tarım borsasının devletin destekleme alımlarında daha etkin bir yol olduğu; tarımda verimliliğini artması için teknolojiye başvurulması gerekliliği.
 
Görüldüğü gibi ikilemler, serbest piyasa ekonomisi ile devletçi tekel; etkin bir devlet ile hantal ve bürokratik bir devlet; popülizm (destekleme alımları) ile rasyonel ekonomi yönetimi (verimi yüksek ürün elde etme ve pazarlama); devlet korumacılığı ile katılımcı bir yapıdaki üretici birliklerinin güçlendirilmesi arasında konulmaktadır ve bu ikilemler yasanın ardında yatan gerçekliği görmemizi engelleyici niteliktedir.
 
Yasaların sınıfsal bir analizini yapmak için onları üç başlık altında incelemek mümkündür: Tarım yönetiminde üst kurulların oluşması, sözleşmeli üreticiliğin yaygınlaştırılması ve sermayenin pazara hakim olmasımn sağlanması.
 
1. KURULLAR: TOPLUMUN HER KESİMİNİN KATILIMI MI?
 
Üreticileri ve üretici örgütlerini içeren bir yönetim yapısı, tarım alanında önerilen bir yapı olmuştur. Vlll. Bes Yıllık Kalkınma Planı’nda “üretici örgütlerinin güçlendirilmesi" ilkesine önem verilmiş; “Tarımla ilgili her konuda katılımcı proje planlaması", "üreticilerin katılımını ve sorumluluğunu esas alan" politikalar önerilmiş; kamu tarafından yapılan bir kısım görevlerin üretici organizasyonlarına devredilmesi öngörülmüştür. Ayrıca araştırma projelerinin geliştirilmesi ve uygulanmasmda üreticilerin katılımının ve katkısının eas alınacağı söylenmiştir (DPT, 2000). Bu önerilerle paralel şekilde 1.6.2000 tarihinde 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri ile ilgili Kanun’da kooperatifleri özerkleştirerek üreticilerin gücünü artırmaya yönelik olarak sunulmuştur. Benzer şekilde, Tütün ve Şeker Yasalarının getirdiği kurulların da sivil toplum, özel sektör ve bürokrasinin farklı temsilcilerini bünyesinde topladığını öne sürmüştür. Örneğin Meclis tartışmalarında ANAP milletvekili Ekrem Pakdemirli tütün kooperati?erini çoğaltarak, TARİŞ ve ÇUKOBİRLİK gibi örgütleri arttırarak bunları bir üst kuruluş altında toplayarak katılımcı bir demokrasiyi ve siyaseti oluşturacaklarını öne sürmüştür. (Bkz. www.tbmm.gov.tr)
 
Ancak söylemde üretici örgütlerinin daha fazla katılımı iki noktada problemlidir: Birincisi, tütün ve şeker üreticisi zaten çok örgütlü değildir. Kooperatifler ve üretici birliklerini güçlendirmenin aslında bu yerel birimlere yansıyan güç ilişkilerini gizledigi bir gerçektir. Köylülüğü tek katman olarak görmüyorsak, daha yoksul ve küçük üreticinin yereldeki örgütlerde temsil edilme olasılığının çok düşük olduğunu kavrayabiliriz.
 
İkinci olarak, hem politika oluşturma süreçlerinde, hem de oluşturulan Tütün ve Şeker Kurullarında yine özel sektörün çok daha baskın olduğu görülmektedir. Kalkınma Planı hazırlanırken toplumun tüm kesimlerinin katkısı olması gereği düşünülerek kurulan özel ihtisas komisyonlarının tütünü ilgilendiren üst komisyonunda Philip Morris temsilcisi (aynı zamanda Özelleştirme İdaresi raportörüdür) varken, Tütün Alt Komisyonunda PM ve Reynolds temsilcileri, Tütün Mamulleri Alt komisyonunda ise 2 PM, 4 Reynolds temsilcisi bulunmuştur.
 
Daha hazırlık aşamasında sermayenin temsilcilerinin aktif olarak müdahale ettiği tarım reformunun ayaklarından biri olan Şeker Kurulunda ise, "Bakanlar Kurulu; Bakanlık, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile müsteşarlığın bağlı olduğu Bakanlık, sakaroz kökenli şeker üreten ve sermayesi kamuya ait olan Şirket ile pancar kooperatiflerinin oluşturduğu üst birliğin göstereceği ikişer aday; sakaroz ve nişasta kökenli şeker üreten şirketlerin her grubunun Türkiye’deki fabrikalarından nominal üretim kapasitesinin son üç yıl ortalama üretimi en fazla olan iki şirketin ayrı ayrı önerecekleri ikişer aday arasından birer üye olmak üzere bir Başkan ve altı üye seçer ve atar. Şeker Kurulunda ise Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Tarıın ve Köyişleri Bakanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, TŞFAŞ, Pancar Üreticileri Kooperatifleri Birliği, Sakaroz Kökenli şeker üreten fabrikalar, nişasta kökenli şeker üreten fabrikalar ` vardır." (Tütün Yasası.) TŞFAŞ’nin de özelleştirileceği düşünüldüğünde Pancar Üreticileri Birliği dışında diğer temsilciler arasında özel sektörün gücü açıkça gözükmektedir. Nitekim Geçici Madde 8’de, "Şeker Kurulu üyelerinin seçilip atanması ile ilgili 8. maddedeki sakaroz kökenli şeker üreten kamuya ait şirketin önereceği iki aday arasından seçilerek belirlenecek üyelik, özelleştirme suretiyle kamu payının devredilmesi halinde, sakaroz kökenli şeker üreten şirketlerin Türkiye’deki fabrikasından son üç yıl ortalama üretimi en fazla olan ikinci şirkete ait olur" denmiştir.
 
Siyasetçilerin tarım konusundaki popülizminden kurtulmak için gündeme getirilen bu kurulların aslında hem özel sektörün gücünü pekiştireceği, hem de siyasetçilerin gerektiği zaman bazı dengeleme araçlarını yitirmesine yol açtığı açıktır. Mecliste yapılan tartışmalarda DYP milletvekili Kemal Kabataş yeni Tütün Yasasıyla sanayicilere, bürokratlara özel düzenlemelerin getirildiğini, ancak üreticilerin dışlandığını söylerken, kendisine, "Ama siyasetçi arındırılmıştır," eleştirisini ifade eden bir milletvekiline, "Siyaset bu anlamda içerisinde bulunmaktan gurur duyacağımız bir konum... Bizi seçen insanlar, 42 ilde büyük ölçüde tütün üreticileri. Onların haklarını, onların varlıklarını, onlarla ilgili düzenlemeleri çok titizlikle burada irdelemek, savunmak, tartışmak, hepimiz için siyasi açıdan da çok özel bir görev," demiştir (www.tbmm.gov.tr/tutanak). Kabataş’ın bu sözleri Kasım 2002 seçimlerinde alınacak yenilginin de habercisidir sanki.
 
Ayrıca yasalarda yer alan, "Kurum hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, idari hizmet sözleşmesiyle sözleşmeli olarak istihdam edilen personel eliyle yürütülür" ibaresi kamuda gittikçe yaygınlaşan sözleşmeli çalışmanın bu kurullarda da geçerli olacağını göstermektedir ve bürokrasinin de yeniden yapılanacağını göstermektedir.
 
2. ÜRETİMİN DARALTILMASI VE SÖMÜRÜ ORANINI YÜKSELTME ARACI OLARAK SÖZLEŞMELİ ÜRETİM
 
"Üretici tütünleri yazılı sözleşme esası veya açık arttırma yöntemiyle alınır ve satılır. Sözleşmeli üretim esasına göre üretilen tütünlerin fiyatları, tütün mamul üreticileri ve/veya tüccarlar ile üreticiler ve/veya temsilcileri arasında varılan mutabakata göre belirlenir. Yazılı sözleşme yapılarak üretilen tütünler dışında kalan üretici tütünleri, açık arttırma yöntemiyle alınır ve satılır." (Tütün Yasası.)
 
Tarım ürünlerinde destekleme alımı geciktiği dönemlerde borçlarını ödeyebilmek için ürününü tüccara satan köylü resmi çok tanıdık bir resimdir. Yazının giriş kısmında da belirtildiği gibi özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde tütün üreticisinin ürününün neredeyse tamamına yakınının TEKEL tarafından destekleme alımıyla satın alınmasının artık mümkün olmadığı bir ortamda tütün üreticisi sözleşme yaptığı tüccarın karşısında tek başına kalacaktır. Sözleşmeli üretimin yapıldığı yerlerde imzaladığı senet ve taahhütnamelerle kendi zararını ve bağımlılığını arttırmak durumunda kalan üreticinin karşısında tüccarın kendi kârını arttırmaya çalıştığı bilinmektedir (Işık, 2001). Bu şekliyle sözleşmeli üretim üreticiyi pazar mekanizmasına daha fazla bağımlı hale getirecek, zaten sınıfsal örgütlülüğü zayıf olan üreticiyi daha da yalnızlaştıracaktır. Yasada sözü geçen mutabakat kavramı ise ancak iki taraf eşit olarak görülürse mümkün olabilir. Görünürde üreticinin gidip ürününü satmasına yönelik hiç bir zorlama yoktur. Ama öze baktığımızda üretici ayakta kalabilmek için, başka bir alternatifi olmadığından ürününü tüccarın verdiği düşük fiyattan satmak zorunda kalacaktır. Eşitsiz sınıf ve iktidar ilişkilerinin varlığında mutabakattan ziyade eşitsiz güç ve baskı ilişkileri tarımsal yapıda da mevcuttur.
 
Şekerde ise sözleşmeli çiftçilik bir kamu şirketi olan (TŞFAŞ) tarafından zaten uygulanıyordu. (Aysu: 164) Açıklanan fiyatla ödendiği zaman arasındaki en?asyon farkları zaten çiftçiye zarar veriyordu. Ancak sözleşmenin artık özel şirket ile üretici arasında gerçekleşmesi üreticilerin koşullarını çok daha ağırlaştırmıştır.
 
Üretimin daraltılması ise sürecin bir diğer tamamlayıcı unsurudur. 10. maddenin Geçici 1.B bendinde "2000 ve 2001 yılı ürünleri için 1177 sayılı Kanuna ekli cetveldeki isimleri yazılı tütün tarımı serbest olan ilçeler dışında kalan yerler ile bu ilçelerin tespit edilmiş ve kesinleşmiş tütün üretim alanlarının dışında kalan yerlerde ekilen tütün fideleri veya dikilen tütünler sökülüp yokedilir," denmektedir. "... Yaprak tütün üretim bölgelerinde ekim belgesi almadan veya belge almasına rağmen belgesinde belirtilen alandan fazla veya ekim belgesinde kayıtlı yerden başka yerde ekim yapanların tütünlerine el konulmakla birlikte" bu kurallara uymayanlar da hapis ve para cezası alacaktır.
 
Şeker Yasası’nın 3. maddesinde, "Şeker üretimi ve arzında istikrarı sağlamak amacıyla pazarlanacak şeker miktarı, sakaroz kökenli ve diğeri şekerler için ayrı ayrı olmak üzere şeker türlerine göre, gerektiğinde dönemsel olarak kotalar ile belirlenir. Nişasta kökenli şekerler için belirlenecek toplam A kotası ülke toplam A kotasının %10’unu geçemez. Bakanlar Kurulu bu oranı, Kurumun görüşünü alarak %50’sine kadar artırmaya, %50’sine kadar eksiltmeye yetkilidir... ... Şirketlerin A ve B kotaları her yıl en geç 30 Haziran tarihine kadar yurtiçi şeker talebi, fabrikaların işleme ve şeker üretim kapasiteleri gözönünde bulundurularak Kurul tarafından müteakip beşer yıllık dönemler için tespit edilir," denmektedir. Burada A kotası "yurtiçi talebe göre üretilen ve pazarlama yılı içinde iç pazara verilebilen şeker miktarını", B kotası "A Kotasının belirli bir oranına tekabül eden ve güvenlik payı içinde bulundurulmak üzere üretilen şeker miktarını" tanımlamaktadır. Aysu'ya göre kota uygulaması 1998 yılında başlasa da, yasa, ülke içine girecek nişasta kökenli şeker miktarını arttıracaktır (2002: 173). Bu da şeker pancarı üretiminin daraltılmasına zemin hazırlayacaktır.
 
Üretimin daraltılması aynı zamanda uzun vadede bir hedef olan küçük üreticiliğin tasfiyesiyle de birlikte düşünülmelidir. Nitekim, "Bölünemeyecek en küçük parsel anlamında optimum işletme büyüklükleri bölgelere göre tespit edilecek, belirlenecek ekonomik işletme büyüklüklerine bağlı özendirici tedbirler geliştirilecektir." (DPT, 2000)
 
Korkut Boratav, 1980’1i yılların yapısal uyum politikalarında geliri azalan köylünün elindeki rezervleri daha fazla kullanıp daha fazla üretmeye çalışarak (haneiçi emeğe de daha fazla başvurup) nasıl bir uyum stratejisi geliştirdiklerini anlatır (1995: 136). Benzer bir şekilde Zülküf Aydın da tarım alanında köylülerin “beka stratejileri”nden sözeder (2001). Aslında üretimin daraltılması, kotalar ve cezai yaptırımlar getirilmesiyle köylülerin bu stratejileri de ellerinden alınmış olacaktır. Tek Gıda-İş sendikasının hesaplamalarına göre (17 Nisan 2003), 2002 yılı verilerine göre 4626 köyde 402.889 ekici tütün ekmektedir. 4773 sayılı Tütün Yasasıyla köy adedinde %43; ekici adedinde ise %15,6’lık bir düşüş hesaplanmıştır. Düşük kalitedeki topraklarda yetişebildiği için hektar başına verim ve ekonomik gelir açısından başka bir alternatifi olmayan tütünden geçinen bu kişilerin göç olasılığı bir gerçektir (Suiçmez, 2002). Bu nedenle "alternatif ürün" önerisi de gerçekçi değildir. Zaten, Gülpınar’ın da belirttiği gibi, Resmi Gazete’de yayınlanan alternatif ürün tebliği üreticiye, "tütünün yerine şunu ekerseniz ekonomik gelirinizi korursunuz," diye bir şey söylememektedir (bkz. www.tutuneksperleri.org.tr).
 
3. SERMAYENİN TÜTÜN VE ŞEKER PAZARINA HAKİMİYETİNİN BELGELENMESİ
 
"Türkiye’de tütün üretmek isteyenlerin; yıllık üretim kapasitesi tek vardiyada, sigara için iki milyar adet, diğer tütün mamulleri için ise on beş tondan az olmayan, tütün hazırlama bölümleri dahil tam ve yeni teknoloji ile tesisler kurmaları şarttır. Bu şartları yerine getirenler ürettikleri tütün mamullerini serbestçe satabilir, fiyatlandırabilir ve dağıtabilirler."
 
Bu madde de tütün üzerindeki sını?ararası ve sınıf içi çelişkilerin ve kavgaların sonucunda oluşmuş bir maddedir. Gazetelere de günlerce yansıyan tütünün üretim koşullarıyla ilgili maddenin arkasında rakip sermayelerin çekişmesi yatıyordu. Bu maddeye önceleri Türkiye pazarına yeni giren BAT karşı çıkarken, Türkiye’de uzun süredir üretim yapan Philip Morris bu sınırlamada ısrarcı oldu. Philip Morris/Sabancı Pazarlama ve Satış Anonim Şirketi Müdürü Kürşat Koçdağ, yazılı açıklamasında, pazara ithal ürünlerin hakim olacağı gerekçesiyle bu sınırlamayı ve ithalatın vergi düzenlemeleriyle yapılması gerektiğini savundu. Ancak, esas neden Japan Tobacco ile beraber Türkiye'de toplam 400 milyon dolarlık sabit sermaye yatırımı olan Philip Morris’in bu yatırımlar nedeniyle sanki "yerli bir sanayici gibi hareket ettiğini" söyleyerek pazara yeni girecek firmalara karşı kendi çıkarını kollamaya çalışmasıydı. Bu noktada “yerli sanayici gibi” olmak ibaresi ilginç, zira yabancı sermayenin Türkiye’ye girişinin nasıl basit bir dışsal faktör olmakla kalmayıp, yerel düzeyde ortaklıklarla kurduğu ittifak sayesinde hükümete –yeni üretime başlayacak firmalara karşı– baskı yapacak konuma gelmiş olduğunu gösteriyor. Ülke içindeki yerel sermaye gruplarının çatışması nasıl devlet politikalarına yansıyorsa, yerelleşen yabancı sermaye başka bir yabancı sermayeye karşı ulusal düzeyde ithalat sınırlaması politikasını savunabiliyor. Ama Tütün Yasa taslağının diğer maddeleri konusunda (örneğin tütün ekimiyle ilgili ya da özelleştirmeyle ilgili) sermaye gruplarının hiç bir itirazı yok.
 
Tartışmanın hükümete yansıması Kemal Derviş ve Yüksel Yalova arasındaki anlaşmazlık şeklinde oldu. Kemal Derviş 2 milyar adetlik üretim koşuluna karşı çıkarken Yalova bu koşulu destekliyordu. Sonunda Yüksel Yalova’nın istifasına yol açan madde için TBMM Sanayi Komisyonunda bir orta yol bulundu ve geçici madde 1’in G bendi eklendi: "Altıncı maddenin yedinci fıkrasında yer alan marka bazında sigara için en az iki milyar adet fiili üretim miktarı ölçüsü, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi izleyen; birinci takvim yılı sonuna kadar iki milyar adet, ikinci takvim yılı sonuna kadar bir milyar sekiz yüz milyon adet, üçüncü takvim yılı sonuna kadar bir milyar altı yüz milyon adet, dördüncü takvim yılı sonuna kadar bir milyar dört yüz milyon adet, beşinci takvim yılı sonuna kadar on bir ton olarak uygulanır. Altıncı yıldan itibaren uygulanacak olan bu ölçüleri sıfıra kadar indirmeye ve tütün, tütün mamulleri, alkol ve alkollü içkilerin dış ticaretine ilişkin usul ve esasları belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir." Böylelikle mevcut durumda Türkiye”de üretim yapan PM-SA ortaklığı gibi firmalar belirli bir süre korunacak, ancak 6 yılın sonunda isteyen pazara girebilecekti.
 
Aslında tek sorun yasadaki bu madde değildi. Tütün yasası, çıkarılmasında gösterilen kararlılığa rağmen, çok fazla sayıda üreticinin yaşamını doğrudan etkilediği ölçüde siyasetçiler için alınması zor bir karardı. Mecliste de muhalefet partileri bu kaygıyı sık sık dile getirdiler. DYP Milletvekili Kemal Kabataş 42 ilde, 183 ilçede ve beldede tütün ekildiğini söyleyerek tütün ekicilerinin Meclis’teki temsilinin çok yüksek olduğunu söylüyordu. 5-6 firma karşısında 600.000 tütün üreticisinin yalnız bırakıldığına işaret ediyordu (bkz. www.tbmın.gov.tr/tutanak).
 
Şekerde ise, yasanın 5. maddesi, "Şeker pancarı fiyatları her yıl şeker fabrikasını işleten gerçek ve tüzel kişiler ile üreticiler ve/veya temsilciler arasında yapılan mutabakata göre belirlenir... ... Şeker satış fiyatları, şeker fabrikası işleten gerçek ve tüzel kişiler tarafından serbestçe belirlenir," denilerek destekleme alımlarının yerine artık serbest piyasanın belirleyici olacağı garanti altına alınmış oldu. Ne var ki, yasanın özel sektörle olan bağını daha iyi anlamak için önceden başlamış bir süreç olan özelleştirmelere de ayrıca bakmak gerekiyor.
 
TÜTÜN VE ŞEKERDE ÖZELLEŞTİRMELER: TEKEL VE TŞFAŞ
 
Tütünde TEKEL, devlet adına destekleme yaprak tütün alımları yapmakta, sigara sanayinin ihtiyacı ile birlikte destekleme tütün alımlarında bulunarak, piyasada düzenleyici rol oynamaktaydı. Ekicilerden satın alınan tütünlerin satışına ve ihracına kadar bakım, işleme, vb. hizmetleri yürütmek görevi de Bakanlar Kurulu kararları ile TEKEL’e aitti. Bünyesinde 25 yaprak Tütün İşletme Müdürlüğü, 8 sigara fabrikası, 28 alkollü içki üreten fabrika va imalathane, 80 başmüdürlük, 20 tuz işletmesi olan TEKEL, (Aysu, 2002: 182) GSMH içindeki % 3’lük payı, toplam vergi ve fonlar içindeki % 5’lik payı, tarımsal ürün ihracatı içindeki %5’lik payı ve 2000 yılındaki 70 trilyon liralık kârıyla sermaye için çok cazip bir kuruluştu.
 
25.12.1997 tarihinde Bakanlar Kurulu’nun "Tekel kendisine ait sigara markalarını, fabrikalarını ve diğer varlıklarını tahsis etmek suretiyle ortaklıklar tesis edebilir" kararı Resmi Gazete’de yayınlandı (Aysu, 2002: 189). Bu kararın ardından 55. hükümetin TEKEL’i mutlaka özelleştireceğini iddia eden bakanı Eyüp Aşık döneminde "Yeni Harman ve Samsun sigaralarının isim hakkı 49 yıllığına ve Akhisar tütün işletmesinin yüzde 52’lik kısmı süresiz olarak British American Tobacco’ya satıldı." (Aysu, 2002: 190).
 
18 Aralık 2000 tarihli niyet mektubunda TEKEL’in tüm işleme birimlerinin Özelleştirme İdaresi portföyüne devri öngörülüyordu. 2 Şubat 2001 tarihli ÖYK kararına göre ise, TEKEL Genel Müdürlüğü özelleştirme kapsamına alınıyor, TEKEL'in mülkiyetin devri hariç olmak üzere özelleştirileceği söyleniyor ve özelleştirme işlemlerinin 3 yılda tamamlanacağı vaadediliyordu (Bkz. www.tutuneksperleri.org.tr).
 
Tek Gıda-İş sendikası, TEKEL’in ÖYK kararının iptali istemiyle idare mahkemesine başvurdu. Dava dilekçesinde TEKEL’in özelleştirilmesi durumunda piyasaya yabancı tekellerin hakim olacağı belirtiliyor, özelleştirmenin kamu yararına da aykırı olduğu, 40 bine yakın memurun ve işçinin işinden olacağı belirtiliyordu. Gerçekten de TEKEL’in özelleştirilmesine ilişkin hazırlanan yasa tasarısı yabancılara satışın önünü açıyordu.
 
İşçiler açısından özelleştirme, TEKEL Genel Müdürü Mehmet Akbay’ın açılmasına göre TEKEL bünyesinde kalacak 4 anonim şirkette çalışanların özel hukuka göre çalıştırılması anlamına geliyordu, zira sözleşmeli ve devlet memuru 6 bine yakın çalışandan Genel Müdürlük ve tuz müesseselerinde çalışanlar dışındakiler sözleşmeli ve memur işçi statüsüne geçirilecekti (3 bin çalışan).
 
Üreticiler açısından yabancı tütün kullanımı artacağı ve Türkiye’de de şark tipi tütün üretildiği için ekim alanları iyice daralacak ve 500 bin tütün üreticisinin 450 bini yok olacaktı. Yine destekleme alımı yapılmadığı için Türk tütün üreticisi kilo başına 5 dolar destek gören Yunanlı tütüncü ile rekabet edemeyecekti (Gülpınar, 2001).
 
Bütçeye TEKEL’in yaptığı katkı açısından ise TEKEL ürettiği sigaranın kârını devlete vergi ve fon şeklinde öderken artık bu kaynaklar, fiyatları da tek başına belirleyecek yabancı sermaye tarafından kâr transferi haline getirilecekti. Halbuki TEKEL, İSO verilerine göre 1997 yılının en büyük 500 kuruluşu arasında ihracat, kâr ve yarattığı istihdam nedeniyle ilk 10’un içinde yer alıyordu (wwwtutuneksperleri.org.tr). Sadece tütün ve sigara üretimi açısından değil, içki sektörü açısından yerli ve yabancı sermaye bu kuruluşu çok cazip buluyordu. Özelleştirmeye alternatif olarak bazı çevreler TEKEL için çalışanlarının ve üreticilerin ortak olabileceği bir model öneriyorlar. Ancak çalışanlara satılan KARDEMİR örneği kanımca bu modelin çok da geçerli bir model olmadığının iyi bir göstergesidir. Hatırlanırsa, KARDEMİR’de çalışanların sürekli olarak az maaşla çalışmak durumunda kalması, masrafları için hisselerini satmalarına yol açmış ve bölgede haddeciler ve başka kesimler hisseleri ellerinde toplayarak işçileri güçsüz bırakmışlardı.
 
SONUÇ
 
Tütün ve Şeker Yasası yerli ve yabancı sermayenin bu alanlarda tam bir hakimiyet kurmasını sağlamıştır. Bu yasalar herhangi bir muhalefeti bertaraf edecek şekilde, "15 günde 15 yasa" kapsamında hızla ve tepeden bir şekilde Meclis’ten geçirilmiştir. Günümüzde sürekli yeni krizlerle karşı karşıya olan sermaye için bu alanlar yüksek kârlılık getirecek yatırım alanları olarak gözükmektedir. Önümüzdeki dönemde sermayeye meydan okumak için Tütün ve Şeker Yasası gibi uygulamalardan etkilenen sınıfları daha derin bir şekilde analiz etmek ve onları içine alan bir mücadelenin nasıl yapılacağını düşünmek gerekiyor.
 
Ahmet Hamdi DİNLER 
Kızılcık dergi , Sayı 18 (Kasım-Aralık 2003) 
KIZILCIK Eylül 2018 
 
(A. Hamdi Dinler’in yakında yayınlanacak olan “Tarımın Anatomisi” kitabından kısaltılmış bir bölüm.)
 
KAYNAKÇA
Kitap ve makaleler
 
Arslan, N. vd. (2000) "Nişasta-Şeker, Tütün ve Tıbbi Aromatik Bitkilerin Tüketim Projeksiyonları ve Üretim Hedefleri", Türkiye Ziraat Mühendisliği V: Teknik Kongresi Tarım Haftası, 17-21 Ocak 2000, Ankara.
 
Aydın, Z. (2001) "Yapısal Uyum Politikaları ve Köylünün Beka Stratejileri”, Toplum ve Bilim, 88.
 
Aysu, A. (2002) 1980-2002 Türkiye Tarımında Yapılanma(ma) Tarladan Sofraya Tarım, İstanbul: Su.
 
Boratav, K. (1995) 1980’li yıllarda Türkiyede Sosyal Sınıflar ve Bölüşüm, İstanbul: Gerçek, 2. baskı.
 
DİE (2002) Tarım İstatistikleri Özeti, Ankara: DİE.
 
Dinler, A. H. (2000) "Türkiye’de Tarımın Genel Durumu", Sosyalist Politika, 26.
 
DPT VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı, www.dpt.gov.tr
 
Ertugay, Z. (2001-2002) "Tarımda Tasfiye Zincirinin Önemli Bir Halkası", Türkiye Günlüğü, 65.
 
Gülpınar, F. "Yeni Tütün Yasası Çıkarken", Tütün Eksperleri Derneği. www.tutuneksperleri.org.tr
 
Gülpınar, F. ve H. V. Mercimek (2001-2002) "Dünyada Tütün", Türkiye Günlüğü, 65.
 
Günaydın, G. (2001) "Şeker Sektöründe Neler Oluyor?", Kamu Yönetimi Dünyası, 6.
 
Günaydın, G. (2002) “Tarım Sektöründe Kurullar”, Kamu Yönetimi Dünyası, 10.
 
Günaydın, G. (2003) "1980 Sonrası Süreçte Türkiye Tarım Sektöründe Ekonomik ve Sosyal Dönüşüm", Tes-İş Dergisi, Mart.
 
"Güncel Konular: Amerikan Blended Tipi Sigara Tüketiminin Artması ve Çokuluslu Şirketlerin Ülkemizde Sigara Fabrikası Kurmasının Sonuçları", www.tutuneksperleri.org.tr.
 
IMF Niyet Mektupları, Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, www.hazine.gov.tr
 
Işık, M. (2001) "Tarımda Özelleştirmelerin Arkaplanı", Bülten no 53, Tütün Eksperleri Derneği, www.tutuneksperleri.org.tr
 
Kafaoğlu, A. B. (der.) (2001) Tarım: Bolluk içinde Yoksulluk, İstanbul: Kaynak.
 
Suiçmez, B. R. (2003) "Küreselleşirken Sömürgeleşme Sürecinde Şeker ve Tütün Yasası”, Tes-İş Dergisi, Mart.
 
Şeker Yasası
 
Tütün Yasası
 
www.tbmm.gov.tr/tutanak
 
www.tekgidais.org.tr
 
www.tutuneksperleri.org.tr

14/11/2018 Gün Ortalama:1754  Bugün380 ziyaret var  Sitede 2 Kişi var  IP:54.167.112.42