Türkçe

ANF'den Aydemir Güler röportajı

İzlenme 1619

TKP’nin 11. Kongresi’nin ardından TKP MK üyesi Aydemir Güler, ANF’nin Kürt sorununa ilişkin sorularını yanıtladı.

TKP’nin yeni bir atılımın eşiğinde olduğunun tarif edildiği 11. Kongre’nin ardından TKP MK üyesi Aydemir Güler, ANF’nin sorularına yanıt verdi.
ANF'den Ruken Adalı'nın Aydemir Güler ile yaptığı röportaj:
Gerçekleştirdiğiniz kongre ve konferansın partiniz açısından anlamı nedir?
Türkiye Komünist Partisi (TKP) olarak biz her yıl kongre-konferans topluyoruz. Bizim açımızdan değerliydi. Türkiye'de bir dönem değişikliği, bir kırılma noktasında olduğumuzu düşünüyoruz. Kısa yoldan tarif edersem; biz TKP olarak, Türkiye sol kamuoyuna, AKP'yi hafife almamaları gerektiğini anlatmaya çalıştık. AKP'nin yaptıklarının "bazılarının iyi, bazılarının da kötü" olacağı yönündeki yorumların yanlış olduğunu söyledik. AKP Türkiye'de son derece şiddetli bir karşı devrimci dönüşümü gerçekleştirdi. Türkiye toplumunun dokularını gericileştiriyorlar, Türkiye'nin emperyalizme bağımlılığını daha derin, organik hale getiriyorlar. Bunu anlatmaya çalıştık. Ancak bir süredir bunun yerine başka bir vurgu yapmanın doğru olduğunu düşünüyoruz. Şimdi demeliyiz ki; AKP'nin gücünü fazla abartmayın. AKP yapabileceği dönüşümü, ilerletebileceği yere kadar götürmüştür ve bundan sonrası patinaj dönemidir. Türkiye toplumu AKP'nin gerçekleştirdiği gerici dönüşümü kusmak üzeredir. Genel olarak bir politizasyon, çeşitli toplumsal kesimlerde güçlenecek önü açık kitlesel tepkilerin gerçekleşeceği bir konjonktüre girdik. 11. kongre esas itibariyle bu konjonktür değişikliğini vurgulayan bir kongre oldu. Partinin gündelik çalışma tarzını, eylemlerini de etkileyen bir analiz.
Yaptığınız bu analizden sonra mücadele pratiğiniz açısından nasıl bir değişiklik olacak?
Kongrede vurguladığımız yaklaşımlardan biri de şuydu. Türkiye toplumu ile AKP'nin gerçekleştirdiği dönüşüm arasında bir doku uyuşmazlığı ortaya çıktı. Ama üzerinden 12 Eylül geçmiş ve çok yorgun hale gelmiş toplumsal dinamikler üzerinde durduğumuzu iyi bilmeliyiz. Bu nedenle kendiliğinden hareketler olmayacak. Bu doku uyuşmazlığına bir siyasal önderlik gerekiyor. Bu siyasal önderliği, akıl öğretme olarak anlamamak lazım. Türkiye toplumunun, emekçilerin, aydınlar ile kadın, gençlik hareketleri ve Alevi toplumsallığı içinde sosyalizmin, sol devrimci bir perspektifin bugüne kadar olduğundan daha güçlü bir şekilde ete kemiğe büründürülmesi gerekiyor. Bu doğrultuda TKP önümüzdeki dönemi, geride bıraktığımız dönemlere göre siyasi ve örgütsel faaliyetlerinde verimin artacağı bir dönem olarak görüyor.
Kürt sorunu konferansınızda gündem oldu mu?
Konferans spesifik olarak Türkiye toplumundaki herhangi bir dinamiğe -sadece Kürt dinamiği değil- yoğunlaşmadı. Genel olarak Türkiye toplumunda bir dizi toplumsal dinamiğin önemli olanaklar barındırdığını tespit etmekle yetindi.
KÜRT HAREKETİ İLE MESAFEYİ KAPATMA KARARI ALDIK
12 Haziran'dan sonra TKP'nin Kürt sorunuyla güncel siyaset alanında önceki yıllara göre daha yakın ilişkilendiğini gözlemliyorum. Yanılıyor muyum? Kürt hareketiyle ilişkilenme bakımından bir değişim söz konusu mu partinizde?
Kürt sorununa yaklaşımımız bir yanlış anlama/yanlış anlaşılma sonucu gereksiz bir mesafenin açılmasına neden oldu. Oysa bizim yaklaşımımız doğrudan doğruya böyle bir uzaklaşmaya neden olmamalıydı. Nitekim bugün tutumumuzun özünü sürdürüyoruz ve sağlıklı olduğunu düşünüyoruz... Genel olarak Türkiye solunda ve Kürt solunda kimi yaygın kesimler, 'Türkiye'de sosyalizm yolunda ilerleyebilmek için Kürt sorununda bir demokratik çözüme ihtiyacımız var' diyor. Biz TKP olarak bu yaklaşımı benimsemiyoruz. Tam tersinin doğru olduğunu düşünüyoruz. Kürt devrimci hareketi, Türkiye'nin diğer ilerici-devrimci hareketleriyle kol kola sosyalizm yönünde hız kazandığımız takdirde Kürt sorununun çözümü mümkün hale gelecektir. Kürt sorununun çözümünü mevcut kapitalizm koşullarında sosyalist devrimin önüne koymanın gerçekçi olmadığını düşünüyoruz. Ama bunun TKP ile Kürt hareketi arasında lüzumsuz bir mesafe açıklığına neden olmasını yanlış buluyoruz. Geçmişte bizim yaptığımız hatalar olabilir, yanlış anlaşılmış olabiliriz. Karşılıklı olarak arada bu mesafe açıklığını yeterince sorun olarak algılamamış ve zamanında müdahale etmemiş olabiliriz. Geçen yıl Temmuz ayında gerçekleştirdiğimiz konferansta bunu da enine boyuna değerlendirdik, bu açılan mesafeyi iradi olarak kapatmamız gerektiğine karar verdik. Daha sonra attığımız adımlarla dostça, kardeşçe bir yakınlığı sanıyorum tesis ettik.
Bu arayı kapatma kararının, yani değişimin dinamiği ne oldu?
Mesafeyi açma kararı almamıştık zaten. Bu mesafe zaman içinde kontrolsüz bir şekilde açıldı. Kürt hareketi ulusal harekettir ve ulusal kurtuluş programına sahiptir. Dolayısıyla bizim gözümüzün önünde canlanan ideolojik yelpaze açısından daha bir genişliğe sahiptir. TKP ise kendini işçi sınıfının temsilcisi, sosyalist bir parti olarak tanımlıyor. Örneğin TKP'nin böyle kapsam genişletme yaklaşımı söz konusu olamaz. Çıkarları sosyalizme yönelmeyen ideolojik ve sınıfsal kesimleri kapsayacak açılımımız olamaz. Bizim tanımımıza aykırı. Dolayısıyla aramızda benzemezlikler var. Şimdi bu benzemezlikleri bilerek ama her iki dinamiğin Türkiye'de toplumsal mücadelelerde önemli kanalları temsil ettiğini de unutmaksızın bunun bilinciyle hareket etmeliyiz.
KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ SOSYALİZMDEDİR
Siz Kürt sorununun çözümünü sosyalist devrime havale ediyorsunuz. Ama ortada bir sorun var. Savaş var ve bir halk barış istiyor. Savaşın bitmesi için de mi sosyalizmi bekleyeceğiz?
Sosyalizmi beklemek değil ama beraber sosyalizm için mücadele etmek. Keşke öbür türlüsü mümkün olsaydı. Keşke Türkiye'de öyle bir tarihsel, toplumsal zemin olsaydı da Kürt sorunu gibi - sadece Kürt halkını değil, Türkiye'nin bütün emekçilerini ağır bir şekilde yaralayan- bir sorun mümkün olan en kısa zamanda gerçek bir çözüm zeminine kavuşabilseydi. Bu mümkün değil. Çünkü Kürt sorunu, keyfi bir şekilde Türkiye'yi yöneten egemen güçlerin, hatta onların bir iki fraksiyonunun ceplerinden çıkarttığı bir sorun değil. Son derece derin bir tarihsel mesele ve Türkiye'de kapitalist sömürü ile iç içe girmiş bir mesele. Kürt sorunu sadece anadili kullanma sorunu olsaydı, bunun bir çözüm yolu olabilirdi. Ama sadece o değil. Anadilini kullandırtmadıkları insanları ucuz emek gücü olarak kullanmayı önüne koyan bir rejimin altında yaşıyoruz. Bu sorunun aşılabilmesi için her düzeyde eşitliği, özgürlüğü, kardeşliği, iradi birliği, adalet duygusunu temel alan bir düzen inşa etmemiz lazım. Bizce bu düzen sosyalizmdir. Kürt sorununda iyileştirmeler, mücadele kuşkusuz mümkündür.
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı, sosyalistler açısından temel bir ilke. Bu ilkenin Kürt sorunu bağlamında güncel karşılığı nedir?
Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, somut ulusal sorunun vatanı olan halkları gerçek bir özgürlüğe, adalete, kardeşliğe yakınlaştırmalıdır. 20.yüzyıl boyunca bu dilek temenni olmanın ötesine geçti, hayat buldu. Ama ne yazık ki dönem değişti. Sovyetler Birliği’nin dağılması, sosyalizmin dünya çapında yenilgiye uğramasından sonra ulusların kendi kaderini tayin hakkı pratiği yozlaştırıldı ve bu hakka emperyalizm el koydu. Bu ilkenin içi boşaltılarak halklar birbirine düşmanlaştırıldı. Önce bunu bilmeliyiz. Son olarak da, Ortadoğu'daki büyük emperyalist proje ve onun en önemli taşıyıcılarından biri olan Türkiye Cumhuriyeti'ne, onun merkezi iktidarına ve oradan bölgeye baktığımızda şunu görmeliyiz. Zannediyorum bunu Kürt devrimciliği içinde de gören kesimler var. Ortadoğu’nun bugününde herhangi bir halkın kendi kaderini tayin hakkını, komşu kardeş halklarla iradi bir birliktelik yönünde değil de, bağımsızlık yönünde kullanması durumunda yalnızca bundan kazanacak olan emperyalizm olacaktır.
DTK demokratik özerklik ilanında bulundu. Kürt halkı nasıl yaşamak istediğini böylece beyan etti. Demokratik özerkliği destekliyor musunuz?
İçeriğinin sanıyorum ki, biraz daha açılması lazım. Dostça bir şey ekleyeyim: Biraz önce söylemeye çalıştığım gibi Kürt ulusal hareketinin farklı toplumsal sınıfları, farklı ideolojik eğilimleri kapsayan bir karakteri var. Bu karakter, orada dururken, kimi ince ayarlar yapılamayabilir. Bu ince ayarları yapmak, Marksistlere, komünistlere düşüyorsa, biz yapabilirsek, biz yapalım. Kürt halkı da, Kürt siyasetçileri de, bunu dostça bir katkı denemesi olarak görsün. Demokratik özerlik daha net bir şekilde neden programlaştırılmıyor, diye bir eleştirim yok. Bunu sınırları olduğunun bilincindeyim. Ancak demokratik özerklik eğer, Kürt halkının kendisinin mutlak çoğunluk oluşturduğu, tarihsel olarak vatanı olan yerlerde yönetim ehliyetini eline almasıysa, yani, soru 'Kürt halkı kendisini yönetmeye ehil midir' sorusuysa, bu konuda kimsenin diyeceği bir şey yoktur. TKP, bunun samimi destekçisidir. Ancak demokratik özerklik başka bir anlamla daha bütünleştirilebilir. Örneğin kimi yerel ticaret ve sanayi odaları, işi o yöne çekiştirmeye çalışıyorlar. Uluslararası sermaye ile yerel sermaye grupları arasında daha özgürce, hiçbir kısıtlama olmaksızın ilişkiler kurulabilsin istiyorlar. Demokratik özerklik buysa, Kürt yoksullarına özgürleşme getirmez. Buna destek veremeyiz.
ÖCALAN’L A GÖRÜŞMELER DEVAM ETTİRİLMELİDİR
Kürt halkının "Önderimdir, irademdir" dediği PKK lideri Abdullah Öcalan, yaklaşık bir yıldır avukatlarıyla görüştürülmüyor. Bu bir yıl içinde partiniz TKP'nin Öcalan'a uygulanan tecrit ile ilgili herhangi bir açıklaması oldu mu?
1999 yılında Abdullah Öcalan'ın tutsak edilmesinden sonra Türkiye'de idam cezasının kaldırılması tartışması henüz açılmadan önce, derhal idam cezasının kaldırılması gerektiğini savunmuştuk. İdam cezasının bir insanlık suçu sayılması gerektiğini düşünüyorduk. Ama söz konusu olan o dönemde Kürt halkının idam cezası ile tehdit ve terbiye edilmesiydi. İlk refleksimiz bu oldu. O günden bu yana Abdullah Öcalan'ın Kürt sorununda çok önemli bir siyasi figür olduğu defalarca kanıtlandı. Abdullah Öcalan'ın tecrit altında tutulması ve ‘Kürt sorununa çözüm arıyorum’ söylemi birbiriyle bağdaşır durumlar değildir. Sadece tecridin kaldırılması, geride kalan uzun sürede olduğu gibi Öcalan'ın görüşme olanaklarının bulunması da yeterli değil. Abdullah Öcalan'la bu zaman zarfında devletin temsilcileri de görüşmeler yaptı. Bu görüşmeler yapılmalıdır, Öcalan görüşmelerin muhatabıdır. Görüşmeler bütün detaylarıyla kamuoyuna, sorunun bütün muhataplarına açık olarak yürütülmelidir.
PROGRAMIMIZDA REVİZYON YAPMAYIZ
TKP'nin güncel siyasette ittifaklar ilkesi nedir?
Son yıllarda Türkiye'de yaşanan gelişmelerde önemli bir referans noktamız, 12 Eylül 2010'daki referandum oldu. Referandumda, TKP, ÖDP, Halkevleri ve EMEP ile birlikte ortak bir çalışma örme olanağı buldu. Daha sonrasında böyle bir ortaklık alanı kurumsallaşmadı, süreklileşmedi. Ama özellikle ÖDP ve Halkevleri ile çok dostça, yoldaşça ilişkilerimiz olmaya devam ediyor. Bunun genişlemesi gerektiğini düşünüyoruz, bunu diliyoruz. Ancak Türkiye solunda, kuşkusuz geçmişi uzun olan bir yüzeysel yaklaşım var. Atasözü olarak 'Birlikten kuvvet doğar' sözü doğru olabilir. Ama somut olarak siyasette, birbirine fazla benzemeyen hareketleri 'Birlikte kuvvet doğar' diyerek yanyana getirip, zorunlu olarak ortalamasını almaya kalktığınızda çıkan sentez bir şeye benzeyemeyebilir. Referandumda 'Yetmez ama evet' diyenlerin de arasında solcuların da olduğunu kabul edebilirim. Ama 'Yetmez ama evet' diyen, buna yürekten inanan, sosyalizmi arzulayan bir kesim ile referandum sürecinde 'Hayır' diyen kesimin ortalamasını almamak gerekir. Türkiye'deki sol içindeki kimi mesafeler, mutlaka yan yana gelmemiz gereken, farklılıklarımızın buna engel olmaması gereken anlarda, yan yana gelmeyi zorlaştırabiliyor. Bunu ortadan kaldırmaya çalışmalıyız. Ama Türkiye solunun kendisine özgü tezleri, faaliyet biçimleri olan kesimleri bu özgünlükleri ile yola devam etmediler. İşin bu kısmı da önemli. TKP olarak sosyalist devrimi her şeyin önüne koyan bir programımız var. Bu programımızı herhangi bir birlik uğruna revizyona sokmayız. Ama hava iş kolundaki grev yasağını ya da kürtaj yasağı saldırısını hep birlikte püskürteceğiz. Bu konuda siyasetin önemli bir parçası olan örgütsel yarar, birinci sıraya konamaz.
HDK'nin Mayıs ayında yapılan 1. Genel Kurulu'nun ilk gününün sabahki oturumunda yer aldınız. HDK ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Başka bir toplantı nedeniyle kısa bir süre kaldım. Ancak heyet olarak gitmiştik, heyetteki diğer arkadaşlar toplantıyı izlediler. HDK sürecini dikkatle, mümkün olduğunda yakından izliyoruz. Kuruluş sürecinde temaslarımız da oldu. Lafı gezdirmeden, çok dostça ve samimi olarak söylüyorum. Türkiye solu ile Kürt ulusal hareketi arasında bir asimetri var. Kürt ulusal hareketi, büyük bir toplumsal, siyasal ve bölgesel bir güç. Türkiye'de sosyalist hareket ise henüz güç biriktirme evresinde. Bu evresinde ortak örgütlenme alanı içine giren Türkiye solu, Kürt hareketinin oluşturduğu, kaçınılmaz olarak damga vurduğu, baskın olduğu bir atmosferde kendi kendisini önemsizleştirmeye mahkûmdur. Kürt hareketi bunu ister veya istemez. Fark etmiyor. Önemsizleşmeye, Kürt ulusal taleplerinin içinde asimile olmaya, onun tarafından özümsenmeye başlıyor. Bizim kaygımız budur.
Bu sebeple mi HDK içinde değilsiniz?
Bu kaygı nedeniyle HDK içinde değiliz. Bir de, ayrı durmanın, Türkiye'de komünist hareket ile onun temsil iddiasında olduğu işçi sınıfı dinamiği ile Kürt ulusal hareketi arasındaki ilişkiler açısından daha olumlu, daha işlevsel, daha yararlı, bir zemin oluşturacağını düşünüyoruz. Bu pratik bir kaygıdan ibaret değil. Genel olarak Kürt ulusal hareketi kendi siyasi, ideolojik koordinatları gereği, Kürt sorununu çözmeye veya hafifletmeye yöneliyor. Biz ise bir mücadele sürecinde bu doğrultuda kazanımlar elde edilebileceğini ama nihai kurtuluşun, bütün anadillerden, bütün kökenlerden emekçilerin ortak sosyalist kurtuluşu olacağını düşünüyoruz. Bu iki yaklaşım birbiri içinde eritilmemelidir. Bunlar iki farklı tezdir. Bu iki farklı tez, kardeşçe, yoldaşça, dostça her gerektiği yerde kol kola girerek, beraber yürümenin yolunu açmaya çalışmalıdır.
Komünist partisi olarak birleşik mücadeleyi örgütlemek gibi bir misyonunuz yok mu? Kürt hareketi olmadan nasıl birleşik mücadeleyi öreceksiniz?
Kuşkusuz var. Birleşik mücadelenin önünü açmak için üzerinde konsantre olacağımız hat; dostça, kardeşçe, dayanışma ve diyaloğu tesis etmektir. Sayısız Kürt siyasetçisi hapishanede tutuluyor. TKP bu noktada, Kürt siyasi hareketinin bütün inisiyatiflerine saygı göstererek ve her durumda dayanışma içinde. Van depremi olduğunda TKP Van örgütü, tartışmasız bir şekilde belediyeye elini uzattı. Demin söylediğim gibi çözüm doğrultusunda görüşmeler konusunda TKP'nin talep ettiği noktalar ileri taleplerdir. Aslolan bu konjonktürde iki taraf açısından aceleye getirilmiş ortaklıklar geliştirilmekten ziyade, diyaloğun ve dayanışmanın güçlendirilmesi olduğunu düşünüyoruz.
 
18 Haziran 2012
soL
Bookmark and Share
 

21/01/2018 Gün Ortalama:1682  Bugün 471 Ziyaret var  Sitede 4 kişi var  IP:54.226.41.91