Türkçe

Yağmalanan Beykoz

İzlenme 813

Bölgenin emek tarihine kısa bir göz atarak başlayalım. Bölgede, tarihsel olarak küçük cam üretimlerinin yapıldığı bir dönemin yaşandığı biliniyor.
Yine,
1900’lü yıllardan beri sahilde mum üretimi yapan bir tesisin, Hasan Hulki Bey tarafından 1922'li yıllarda satın alınarak, alkollü içki üretimine başlandığı da tarihi bir gerçektir. Ayrıca, 1933'lü yıllarda bu tesisin Paşabahçe Tekel İçki Fabrikasının resmi devlet kuruluşu olarak dönüştürüldüğü de biliniyor.

Bu süreç,1935'ler'de Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası'nın kurulması ile birlikte bölgenin gerçek anlamda bir işçi havzası olmasını tetikledi ve dönemin siyasi iktidarları artı devlet, 1950'li yıllarla birlikte ülkenin bir çok bölgesinde olduğu gibi bu hazada da ucuz emek sömürüsü ile birlikte, gecekondulu yaşamı özendirerek bölge emekçilerini gecekondu yaşamına mahkum etti.

Bir paralellik kurarsak, Zonguldak emek havzası emekçileri gib bir emekçi bölgesi haline gelen bu havza, 1980'lerin sonuna kadar var olan fabrikalarıyla birlikte, kendi içine kapalı ve kendine yeter bir bölge olarak, kendini sürekli yenileyerek köklü komşuluklar oluşturdu. Tıpkı Zonguldak havzasının emekçileri gibi pek dışa açık olmasalar da yaşam biçimleri ve benzer kültürleri ile içe kapalı, ama umutluydular. Emekçiler, aileleriyle birlikte kök saldıkları bu topraklarla barışıktılar. Fabrikalarıyla birlikte bu topraklara tutunmuşlardı. Acılarını da sevinçlerini de bu havzada yaşayan bütün emekçiler, paylaşma dayanışma kültürüne sahip olarak sürdürdükleri yaşamlarını daha da geliştirip büyütmek istediler.

Ama olmadı. Beykoz emekçilerinin tarihsel olarak 19. yy.da başlayan sanayileşme girişimleri ile başlayan sevinçleri bir yıkımla sonuçlandı. 12 Eylül 1980'le birlikte sonun başlangıcı görüldü. Emekçiler yenildi. Önce İstinye Tersanesi, ardından Çukurçayır Tuğla Fabrikası ve Çubuklu Cam Fabrikasına kilit vuruldu. Ardından Kandilli Yağ Fabrikası, Hisar Halat Fabrikası gibi irili ufaklı bir çok üretim alanları tek tek kapandı. Beykoz'un emekçi halkına asıl öldürücü darbe ise, Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası'nın kapanması ve yükselen emekçi direnişlerine rağmen Şişe Cam Fabrikası'nın kapatılmasıyla vuruldu. (
Daha fazla bilgi için bakınız 'Yenilgi Adım Adim Geldi' http://sendika8.org/)


Eski Maliye Bakanı Unakıtan, “Sümerbank’ı bitirdik, yakında tarihten siliniyor” dedi ve “Satıyoruz satıyoruz bitmiyor, ne komünist ülkeymişiz” diyerek, fabrikaları “babalar gibi satmaktan” söz etti.
Deri Kundura Fabrikası ucuza kapatıldı. Gemlik Gübre'yi satın alan Yılkın Yakıt Pazarlamanın sahibi Ali Rıza Yıldırım, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'ndan Eti-Krom'u ve Beykoz Kundura Fabrikası'nı ucuza kapattı. Paşabahçe Tekel ve Rakı Fabrikası ise, 2004’teki satışının ardından üretimine son verdi. Özelleştirme İdaresi 2012 yılında açtığı ihale ile TEKEL İçki Fabrikası arazisini ise, 49 yıllığına Torunlar Gayrimenkul’e verdi.

İstanbul Boğazı’ndaki en değerli arazilerden biri olan TEKEL İçki Fabrikası için beş firma yarışa girdi ve ihaleyi 355 milyon TL vererek Torunlar Gayrimenkul kazandı. Fabrika binalarının bulunduğu 53 bin 865 metrekare büyüklüğündeki araziye Osmanlı mimarisine uygun otel yapılacağı açıklandı. Torunlar’ın hazırladığı bu avan projesi, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından onaylanmak üzere 12 Eylül 2014’de Koruma Kurulu gündemine taşındı.

Kurul onayından sonra Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne sunulacak proje onaylanırsa, Torunlar yeni şantiyesine Boğaz’ın kıyısında başlayacak. 1983 tarihli uygulama imar planında ’Sahil Şeridinde Turizm ve Konaklama Yeri’ olarak gözüken arazi için hazırlanan avan proje, onay başvurusu 12 Şubat 2014 tarihinde yapıldı. Bu gelişmelere paralel olarak bir de Beykoz Belediyesi, KOSGEB ile birlikte, “Kentsel Kapasite Arttırımı” üst başlıklı bir proje başlattı. Bu proje, 25 temmuz 2005 tarihinde imza altına alındı.


KOSGEB Başkanlığı tarafından hazırlanan, Beykoz Kaymakamlığı ve Beykoz Belediyesi'nin katılımıyla yürütülecek olan “yeni bölge piyasasının” oluşturulmasına yönelik olarak açılan başlık ise, bölgenin yeniden nasıl yapılandırılacağı idi. KOSGEB'in iddiası çok kısa olarak şunları içeriyordu: Meslek edindirme projeleri ile birlikte, ucuz iş gücü istihdamı anlamında bölgede tekstil sektörünü yeni istihdam alanı olarak yeniden yapılandırmak. Hafif yoğunlu turizmin yanı sıra, marinalar açılacak ve yan sektör olarak ise küçük ve orta boy sanayi siteleri gibi kunduracılık, küçük el imalatına dayanan camcılık, bastonculuk v.b. Kısaca, KOSGEB bizim “CAM KÖY” diye adlandırdığımız süreci tanımlıyordu. ( www. ekenek.gen.tr CAM KÖY GAZETESİ )

Bölge emekçilerinin 1935'le birlikte kök saldıkları bu havzadan kovulma kararları “yüksek yerlerde” alındı. Sermaye düzeni, insanın, emeğin ve sanayinin yok edilmesi için Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası ile anlaştı. Emek havzası olan Beykoz, 1987 yılında bir Bakanlar Kurulu kararıyla “Turizm Alanı” ilan edildi. Bu alınan kararlarla birlikte, kıyı şeridimiz, ormanlarımız ve su kaynaklarımız elimizden alındı. Talan ve yağma Sapanca Ormanları'na kadar dayandı. İki milyon metrekareyi aşan Saip Molla Özel Ormanı % 6 kuralı hiçe sayılarak % 35 oranında yapılaşmaya açıldı. Bölgenin imar planlarında küçük değişiklikler yapılarak kamu yararı adı altında %6 kuralı %25-35'lere kadar çıkartıldı. Bu yasal ayarlamalarla birlikte, vakıflar adı altında onlarca ticarethane bölgeye akın etti. Örneğin: Cengiz İnşaat'a ait bir vakıf tarafından yapılan özel üniversite olan yerin ruhsatını veren de Beykoz belediyesidir.


Beykoz’un planlı alanı var mı?
Son yıllarda Türkiye’nin büyük kentlerinde, Kamuya ait ne varsa yağmalanmaktadır. Özel olarak İstanbul’da yaşanan yıkımlar egemen üretim biçiminin ihtiyaçları üzerinden şekillenmektedir. Kapitalistlerin aklının kar getiren ne varsa oraya hücum etmesine benzer bir eş zamanlık olarak Kentsel Dönüşüm Projeleri ortaya atılmaktadır. Nedeni de basittir, bu projeler kapitalist sermaye birikimi yaratılmasının bir aracı olarak ortaya çıkarılmaktadır. Bu nedenle, Beykoz da bu sürecin bir parçasıdır. Kamu arazileri üzerinden bazı rakamlar verirsek durum şudur: Beykoz’un %83.80’i mülkiyet anlamında kamu arazisidir. Bunun da, %70.26’ı orman arazisi, % 1.80’i hazine arazisi, % 0.92 ‘si belediyeye ait, % 0.37’si vakıflara aittir. Ayrıca, %4.5’i de özel orman alanıdır. Mevcut yasalara göre, bu durumu yapı kısıtlığı olarak kabul edersek, Beykoz’da % 89 gibi bir alan kamunun elinde demektir.
Beykoz’da bugün planlı denilen alanların tümü ıslah planıdır. Yani, 1984 yılından sonra siyasi iktidarlar, siyasi olarak şekillendirdikleri ıslah planlarını bugün hala halka dayatmaktadırlar. Bu ıslah planları ile şekillenmiş bugünkü durumu nasıl rehabilite edilebilinir? Ne tür politikalarla bu bölgede yeni yerleşme politikası yaratılabilinir? Beykoz halkı bunları yeniden gündemlerine taşımaktadır.

 

Çantacılar bölgeyi yağmalamak için dolaşıyor”
Beykoz Polonezköy ve Çavuşbaşı uygulama imar planları olmadan rantçılara açıldı. Torunlar ve Ağaoğlu gibi onlarca müteahhit firma ofisleriyle birlikte üşüştü bu bölgeye. Beykoz Elmalı yolu üzerinde KİPTAŞ ormanı olarak bilinen yerin yanındaki özel bir orman ise, vakıflar tarafından yağmalanmaya açık hale getirilmiştir. Acarlar ve Beykoz Konakları ile süren yağma, kuzey ormanlarının yağmalanması ile devam ediyor. Önümüzdeki ilkbahardan sonra 3. Köprü'nün açılışıyla birlikte sıra gecekondularımıza gelecek.

Çiğdem Mahallesi'nde yaklaşık olarak 13 bin kişi yaşıyor. 208 adanın tamamı kentsel dönüşüm alanı olarak belirlendi. Hiçbir araştırma yapılmadan bu alanın kentsel dönüşüm alanı olarak belirlenmesi ve arazinin tapusuz olması ciddi bir sıkıntı yaratıyor. Bölgedeki bütün okulların tek bir kampüste toplanması gibi bir proje bölgede yaşayanları ciddi ölçüde mağdur edecektir. Bir başka iddiaya göre, Çiğdem Mahallesi İlkokulu'nun kapatılacak olması mahalleli için önemli bir sorundur.
Yine, SİT alanı ve 2B başta olmak üzere orman ve vakıf arazisi gibi değişik kategoride yer alan Yenimahalle halkının %30'nun almış olduğu tapu, hisse tapusudur. Bu yerlerde imar izni yoktur. Büyük Şehir Belediyesi ve Beykoz Belediyesi ise, onlarca müteahhit firmaya, "Gidin mahallelinin %60'ı ile anlaşın gelin biz de size imar verelim" diyebilmektedir.


Sonuç yerine: Bölgedeki fabrikaların kapatılmasına karşı, işçi sınıfı ve Beykoz halkı hep birlikte dişiyle tırnağıyla direndi. Ama yenildi. Şimdi bir daha yenilmemek için hummalı bir çalışma yapıyor Beykoz halkı. Bu kez var olup olmamakla karşı karşıyalar ve yeni bir mücadele için örgütlenerek hazırlık yapıyorlar. AKP iktidarının rant sağma düzeneklerine dur demek için, Beykoz Çiğdem Mahallesi ve Yenimahalle halkı bir araya gelerek DAYANIŞMA Derneklerini kurdular. Bu derneklerin benzerlerini bölgenin bütün mahallelerine taşıyarak yola devam edeceğiz diyorlar.

Kentsel Dönüşüm adı altında ellerinden alınmak istenen evleri ile birlikte geleceklerinin bir kez daha yok edilmesine karşı kararlı bir duruş için güç biriktiriyorlar. Yağmaya karşı, bütün yasal girişimlerini eksiksiz yerine getirmelerinin yetmeyeceğini biliyorlar. Direnen işçilerden, gençliğin sokağa çıkmasından, kadınların başkaldırmasından ve aydınların örgütlü gücünden kim ya da kimlerin korktuğunu yaşayarak gördüler. AKP'nin direnen örgütlü güçlerden korkmaya başladığını biliyor ve AKP iktidarına Beykoz'u dar etmek için hızla örgütleniyorlar. Bölgenin yağma planları ve kararlarını boşa düşürmek için örgütlü bir direnç örmekten başka seçeneklerinin olmadığını biliyorlar.
Büyükşehir başta olmak üzere, Beykoz Belediyesi'nin hazırladığı yıkım plan ve kararlarına karşı, Bütün Beykoz Halkını omuzdaş olmaya davet ediyorlar.

BU ÇAĞRIYA HAYDİ HEP BİRLİKTE OMUZ VERELİM.

Bookmark and Share
 

İsmail Özkan

20 Ocak 2016
 

22/06/2018 Gün Ortalama:2252  Bugün 214 Ziyaret var  Sitede 3 kişi var  IP:54.162.227.37