Türkçe

Yeni “Ostpolitik”

İzlenme 2165

Yeni Doğu Politikası, neue Ostpolotik, Almanya’da 1969’da Sosyal Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ve Willy Brandt’ın Şansölye seçilmesiyle hayata geçirilen politikaya verilen ad. Günümüzle önemli paralellikler içeriyor ve bu nedenle kısaca bazı özelliklerini hatırlamakta yarar var. Zira yeni bir “Yeni Doğu Politikası”nın şekillendiğini görüyoruz. Anlamak için eskisine bakmak gerekiyor.

Yeni Ostpolitik’ten önce Hıristiyan Demokratların II. Dünya Savaşı sonrası 20 yıl süren (1949-1969) iktidarları var. Bu, dış politikada sıkı bir ABD takipçiliği, içeride ise Alman emperyalizminin yeniden inşası dönemi… Uluslararası politikada yürürlükte olan Hallstein Doktrini’nin ABD’den fazla Amerikancı olduğu, hatta bu nedenle Henry Kissinger’ın Bonn’u “daha esnek davranması” yönünde uyardığı biliniyor. Dönemin bütününün karakterini, Avrupa’nın geri kalanıyla birlikte içe dönük bir inşa çabası belirliyor.

1965’te İsrail’le diplomatik ilişki kurulması Almanya’yı Ortadoğu’da yalnızlaştırıyor; Araplar Almanya’yla bağlarını koparıyorlar. İzolasyon, Hıristiyan Demokratlar’ın pek umurunda olmasa da, Alman tekellerinin Hallstein Doktrini’yle yola devam edemeyeceğinin göstergelerinden bir tanesi oluyor.
Willy Brandt’ın seçilmesiyle birlikte “Yeni Doğu Politikası” geliştiriliyor. Almanya’nın bu defa ABD’den fazla bağımsız hareket etmesi Vaşington’u endişelendiriyor ve önemli bir dönüş yaşanıyor. ABD’den bütünüyle kopuk olduğu söylenemez, ama ABD’den bağımsız görünüyor. Yirmi yılı içe dönerek geçiren Alman kapitalizmi, emperyalist bir odak olduğunu hatırlıyor.

Yeni Ostpolitik’in uygulamaya konulduğu tarih 1969’dur. Altmışların sonunda ABD ekonomisi durgunluk işaretleri veriyor; 1971’de doların altına konvertibilitesine son veriliyor ve uluslararası para sistemi yerini dolar tiranlığına bırakıyor. Almanya ve Japonya sanayileri savaş sonrası toparlanmayı altmışlı yıllarda tamamlıyorlar. Bu iki ülkenin tekelleri açısından sermaye ihracı ihtiyacı kendisini dayatıyor. Yeni Ostpolitik’le birlikte Doğu’yla irtibatında “esneklikten” fazlasını hedefleyen Almanya, uluslararası politikada yeniden politika yapıcı bir emperyalist odak olarak ortaya çıkıyor.

1970’te, önce Sovyetler Birliği’yle Moskova Anlaşması imzalanıyor. Avrupa’nın mevcut sınırlarının tanınması ve güç kullanımından feragat edilmesi üzerinde anlaşılıyor. Bunu Varşova Anlaşması’yla Polonya Halk Cumhuriyeti’nin tanınması izliyor. II. Dünya Savaşı sonrasında Polonya ve Almanya arasındaki sınır ihtilafı, ki kaynağında Federal Almanya var, ortadan kalkıyor. 1972’de ise iki Alman devleti arasında ilk defa resmi ilişki kurulmasını sağlayan Temel Anlaşma imzalanıyor.

Yeni Ostpolitik, ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki detant (yumuşama) döneminin hızlandırıcılarından bir tanesi oluyor. Yumuşama politikasının geliştirilmesinde etkisi olduğuna kuşku yok…

Bugünle paralelliklere gelelim.

Evvela AB’nin derinleşerek devam eden krizinin Alman emperyalizmini, tıpkı 1969’da olduğu gibi, yüzünü dışarıya daha fazla dönmeye zorladığını tespit edebiliriz. Merkel ve Sarkozy tarafından bağlanan son anlaşma ve bu süreçte ABD’nin AB içindeki yeddi emini İngiltere’nin itilip kakılması esas olarak içe değil, dışa dönüşün habercisidir. Alman emperyalizmi yeni Ostpolitik’ini kendi çöplüğünü temizleme işlemine hız vermeden yapamaz.
İkinci paralellik, Almanya-Rusya yakınlaşmasında biriken işaretlerle ilişkili. Başka işaretler bir yana, geçtiğimiz ay açılışı gerçekleştirilen Kuzey Akım boru hattıyla bir ABD projesi olan Nabucco’nun haritalarına iyi bakılmalı.  

Bu haritanın işaret ettiği sonuç açıktır. Almanya’nın ve Almanya Avrupası’nın enerji tedariği ABD nüfuz alanının dışına taşınmak isteniyor. Ukrayna, Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Polonya ve elbette Türkiye gibi ülkelerin enerji tedarik yolunun dışına atılması dikkat çekici. Burada, 1960’larda Kissinger’in fazla katı davranmakla suçladığı Almanya’nın 1969’dan sonra fazla bağımsız olmasından endişe edilmesine benzer bir durum söz konusudur denilebilir. Rusya’daki son seçimlerin ardından Amerikan basınında “Rusya Baharı”ndan söz edilmeye başlanmasının önemli bir boyutu bununla ilişkilendirilebilir.

Üçüncü paralellik, Ortadoğu’yla ilişkili... Brandt’ın yeni Ostpolitik’inde İsrail’le kurulan ilişki sonrasında Arap dünyasından kopmanın bir etkisi var. Bugün ABD’nin “geniş Ortadoğu”daki büyük operasyonunun takipçisi durumundaki Almanya’nın korkuları yeni bir doğu politikası arayışında etkili olmakta mıdır? Kanımca bundan kuşku duymamak gerekir.

Almanya yeni bir doğu politikası kurmaktaysa, Türkiye’nin ve AKP’nin bunun kapsamı dışında kalması düşünülemez. Bunun işaretlerini, örneğin Deniz Feneri davasını, Tayyip Erdoğan’ın son Almanya ziyaretinde yaşananları, Egemen Bağış’ın “AB’yi biz kurtarırız” yollu efelenmelerini, Erdoğan’ın Alman vakıflarıyla ilgili vur-kaç tarzı hücumunu hızlıca hatırlayabiliriz.

Ve bu işaretlere dünkü Yüksek Askeri Şura toplantısını da ekleyebiliriz. Libya saldırısının en ateşli taraftarlarından Fransa’nın “Suriye’ye dış müdahalenin zamanı değil” demeye başladığı bir momentte YAŞ’ın savaşa hazırlığı tartışması dikkatten kaçmamalı. Daha birkaç hafta önce Irak ve Libya saldırılarının işaret fişeği olan “insani koridor açma” önerisini Avrupa Parlamentosu’na taşıyan Fransa’nın, Merkel’le bağlanan anlaşmadan sonra

Suriye’ye dış müdahale baskısını azaltmış olması bir tesadüf olmamalı.

Bu arka planın üzerine Aydınlık’ın gündeme getirdiği Kaşif Kozinoğlu iddialarını eklemek gerekiyor. Kanımca kanıtlanması olanaksız iddiaların özü şu: “Almanya bu defa bizzat Tayyip Erdoğan’ı merkeze koyan bir hamle yapmaya hazırlanıyor.” Son günlerde içeride ve dışarıda sürekli Erdoğan sonrasının tartışılması bu çerçevede dikkat çekiyor.

O halde yeni Ostpolitik kavgası başlamış demektir.

 

Bookmark and Share

14/12/2018 Gün Ortalama:1737  Bugün381 ziyaret var  Sitede 3 Kişi var  IP:35.175.190.77