Türkçe

Bütçe ve Yeni KHK’lar: Gelmekte Olan

158 kez bakılmış
25 Aralık 2017
11:01
Pazar sabahı iki yeni kanun hükmünde kararnameyle uyandık. Devletin en tepesi tarafından yapılan “biz OHAL’i işçi grevlerini önlemek için kullanıyoruz” itiraflarıyla amacının ne olduğu bir süre önce açık edilmişti OHAL’in. Nitekim halk içinde OHAL’e destekte de ciddi bir düşüş vardı. İstisnanın kurala döndüğü görülmeye başlandı.
 
Tam da böyle bir süreçte Cuma gecesi Meclis’te 2018 bütçesini yasalaştırıp Meclis’i 9 Ocak’a kadar tatil etti AKP-MHP koalisyonu. Ve iki KHK tam da bu tatil sürecine denk getirildi. Seçilmiş olduğu bellidir. KHK’lar hazır olmasına rağmen Meclis’in kapalı olduğu zamanda yayınlandı; çünkü KHK uygulaması zaten Meclis’in kapanması demektir. Sembolik anlamı var.
 
Neticede, yarattıkları torba yasa geleneğini tamamlayan bir yeni yasama biçimi daha var artık ve yasa yetkisini adım adım Saray’a kaydıran sürecin en önemli parçalarından birisi bu: torba KHK uygulaması.
 
İçinde ne ararsanız var. Taşeron düzenlemesinden tutun da kayyımların görev süresince dokunulmaz kılınmasına kadar. Diyanet’te başkan yardımcısı sayısını 5’e çıkarmaktan Milli Savunma Üniversitesi’nde yapılacak atamalarda bu kurumu merkezi yönetim bütçe sınırlandırmalarından muaf tutmaya kadar. İHA’larla ilgili düzenlemelerden afet yardımlarına, Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın doğrudan Saray’a bağlanmasına kadar uzanıyor liste. Özellikle 696 sayılı KHK toplamda 137 madde ve birbiriyle ilgisiz onlarca kanun maddesinde ve önceki KHK düzenlemelerinde değişiklik yapıyor.
 
İKİ YENİ KHK
İçerik konusunu ayrıca ilerleyen günlerde ele alırız elbette, fakat şimdiden iki başlıkta bunları yorumlamak mümkün.
 
Birincisi, hep söyleyip yazdığımız üzere Türkiye’de artık Meclis’in merkezinde olduğu bir Cumhuriyet değil, merkezinde Saray’ın olduğu tekelleşmiş bir yeni rejim var ve kanun yapma yetkisi de Saray’a doğru kaydırılmış durumda. Bugün bu kanun hükmünde kararnameleri yürütme yetkisi Bakanlar Kurulu’nun elinde olsa da, 16 Nisan’da zorla alınan yetkiyle birlikte ilk Başkanlık seçimi sonrasında hem kararname çıkarma hem de uygulama yetkisi sadece Başkan’da, yani Saray’da olacak. Hazırlık buna. Yeni rejime geçiş sürecinde yeni aşamadır.
 
Özellikle 696 sayılı KHK bu açıdan önemli. Terörle, güvenlikle ilgisi olmayan ne kadar konu varsa, ne kadar yasal düzenleme söz konusuysa hepsi bu KHK içine yedirilmiş neredeyse. Yani OHAL ve KHK düzeni, teröre, darbe tehdidine karşı olmanın ötesinde, bizzat yeni rejimin işleme biçimini, geleceği kurumsallaştırıyor. Kanunla yapılabilecek düzenlemeler Meclis’te değil, Saray’dan kararnameyle gerçekleştiriliyor. Bu adım adım yerleşecek; Saray Rejimi dememiz bundan.
 
İkinci başlığa gelelim. Bunu meşrulaştırmak; kamuoyu gözünde haklılaştırmak zorundalar. Başta da belirttik; OHAL’in meşruluğu ciddi oranda sorgulanmaya başlandı. Oysa Saray Rejimi OHAL’e mecbur. OHAL kaldırılsa bile uygulamada kendisine verilen 16 Nisan yetkileriyle zaten OHAL daimileşecek. OHAL’i bir yönetme şekli olarak kaldıralım demek, artık ilk seçimde tam anlamıyla yaşayacağımız Saray Rejimi’nin kendisini sorgulamak demek; çünkü o olağanüstü yetkilerin anayasallaştırılmasına dayalı, istisnayı kurala geçiren bir düzenden söz ediyoruz. Olmadan yaşayamaz. OHAL demek Saray demek artık.
 
Öyleyse Meclis’in tasfiye edilmesine, kuvvetin denetimsizce Saray’da toplanmasına ve OHAL tipi yönetime mecburlarsa, sarsılan meşruluğu takviye edici tedbirler de almak zorundalar. Bu yönde ilk taktik, taşeron işçilerle ilgili kadro düzenlemesinin Meclis eliyle değil KHK ile yapılması. Böylece özellikle halka “bakın KHK, OHAL kötü bir şey değil; yeri geldiğinde sizin için yapacağımız iyileştirmeleri de hızlandırmamızı sağlayan bir yöntem” mesajı veriliyor. Meclis açıkken bu düzenlemenin Meclis yerine KHK ile yapılmasının başka bir anlamı yok. Oysa yargısal-hukuksal denetime sahip olmayan bir KHK Rejimi’nde elde edilen hakların hiçbir güvencesi yok. Bir KHK ile verdiğini bir KHK ile alabilir. Fakat bu kısmın öne çıkmaması için şimdilik “lütuf siyaseti” kampanyası yürütecekler ve sarsılan OHAL meşruluğuna buradan takviye yaratmayı amaçlayacaklar. Önümüzdeki süreçte OHAL’i ve KHK düzenini kaldırmayacaklarının en önemli kanıtı bu KHK. Meşruluğa takviye yapma taktiği bu denli zorunluysa, bunu bu kadar açık açık gösterme ihtiyacı duydularsa yeni yıl öncesinde, bu aslında uygulamayı sürdüreceklerinin göstergesi. 2018’in işaretidir.
 
Fakat sadece böylesi taktikler yetmez. Genel bir strateji içinde bu taktikleri anlamlı kılmaları gerekiyor. Az önce söyledik. Terörle, güvenlikle ilgisi olmayan her şeyi KHK kapsamında düzenlemişler. Bunu gizlemek için ne yapılabilir?
 
2018’DE İKTİDARIN STRATEJİSİ
Saray’ın koalisyonlarına bakalım. Zor aygıtları içinde Silahlı Kuvvetler’de FETÖ karşıtı askerlerle, poliste ağırlıklı olarak MHP ile. Güvenlik koalisyonu, güvenlikçi bir gündemi haklı-meşru kılacak unsurlardan yoksun kalırsa meşruluğu sarsılır. Dolayısıyla KHK ile kısmi sosyal iyileştirmeler yapmak yetmez. Sosyal-ekonomik çelişkinin uzun süreden sonra halkın gözünde güvenlik sorununun önüne geçtiği bir dönemi yaşıyoruz, araştırmalar da doğruluyor. Saray koalisyonunun bu sosyal-ekonomik çelişkiyi çözecek araçları yok; hatta daha da kötüleşeceğinin işaretleri var ekonomide. Öyleyse bu genel sosyal-ekonomik sorunlar hattının güvenlikleştirilmesi, genel güvenlikçi yönetme stratejisinin bir parçası yapılması; gündemin yeniden güvenlik ihtiyacı öncelikli olarak kurulması gerekiyor iktidar bloğu için. Başka bir çaresi görünmüyor. Tam da bu nedenle ana stratejinin 2018’de sosyal-ekonomik çelişki etrafında siyaset ile güvenlik-güvensizlik zıtlığı etrafında siyaset minderi önerenler arasındaki mücadeleye göre şekilleneceği ortada.
 
AKP ve MHP’nin olağan demokratik kanalları aşarak devlet içinde kurdukları koalisyonu sürdürmek için bu güvenlik gündemi etrafında toplumu iki kampa ayırmak ve büyük kampı ilk seçimde kendi etrafında toplamak dışında seçeneği yok ve bunun bir diğer işareti de Cuma günü kabul edilen 2018 bütçesi.
 
2018 BÜTÇESİ: TAMAMLAYICI UNSUR
Bütçeye iyi bakalım; 2018’in nasıl “güvenlik stratejisi” merkezli bir yıl olacağının bir habercisi de orası.
 
Önce ağırlık merkezi.
 
Bütçe artışından en büyük payı alan kurumları ele alalım bunun için. Önümüzdeki yıl için bütçe artışından en büyük payı Milli Savunma Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı, Jandarma alıyor. Bu bir blok olarak bakıldığında, payı en fazla artan kuruluşların güvenlik kuruluşları olduğunu gösteriyor. Buraya “maddi zor aygıtları” diyelim. “Maddi güvenlik aygıtları” da diyebiliriz. Artıştan aslan payı buraya.
 
İkinci sırada, bütçe artışından en fazla pay alan diğer kurumlara bakalım. Milli Eğitim Bakanlığı’nın genel bütçeden aldığı pay ciddi oranda gerilerken, bu pasta içinde öğrenci ve okul başına düşen harcama oranı bakımından imam hatiplerin payı önemli ölçüde arttırılıyor. Ve bunu Diyanet bütçesinde sağlanan artış tamamlıyor. Öyleyse dinselleştirme, mevcut şartlara ideolojik olarak mecbur kılma/sorgulamama/öte dünya ile korkutma aygıtlarının da payında önemli artış var. Toplamına “manevi zor aygıtları” diyelim. “Manevi güvenlik aygıtları” da diyebiliriz.
 
Temel hizmetlerde, eğitim ve sağlık atamalarında gerekli bütçe yok; sosyal ve ekonomik çelişkiyi çözecek bir reçeteleri yok; aksine 2018 bütçesi ekonomik ve sosyal sorunun, işsizlik ve hayat pahalılığı/geçinememe gibi acil meselelerin karşısında güvenlikçilik ve zorlama dışında bir öneriye sahip değil.
 
Bunu Saray Rejimi’nin ve koalisyonlarının 2018 yılı siyasi yol haritası olarak okuyabiliriz.
 
Yapabilecekleri ve aslında amaçladıkları tek şey var: toplum gözünde güvenlik sorununu yeniden birinci mesele haline getirmek ve halktan yapılan kesintileri buradan meşrulaştırmaya çalışarak koalisyonu seçime kadar dağılmadan götürebilmek ve yeni rejim kurumsallaşmasında son durağı da geçmek. Hem Maliye Bakanı Ağbal’ın hem de Mehmet Şimşek’in “savunma sanayi için daha fazla kaynağa ihtiyacımız var, vergi zamları bu yüzden” açıklamalarını hatırlayalım. Sosyal-ekonomik sorunlar, şimdiden güvenlik meselesinin yedeğine geçirilmeye çalışılıyor; ama yetmez, toplum buna ikna olmaz.
 
Bu noktada yapabilecekleri; ekonomiyi güvenlikleştirmek ve güvenliği de ekonomileştirmek. Yapıyorlar. Ekonomiyi bir güvenlik sorunu söylemi etrafında anlamlandıran akım faşizme yakın; daha yeni Trump ulusal güvenlik stratejisinde benzer bir vurgu yaptı. Ekonomik kötüleşmeyi “dış saldırıların bir parçası” olarak gösterip bunun etrafında “milli cephe”yi tahkim etme stratejisi. Hem bütçe hem de yeni KHK’lar bunun artarak süreceğinin işareti.
 
Bir diğeri de güvenliği ekonomileştirmek; yani savunma sanayi alanında yatırımlarla kamu harcamalarını arttırmak, kamudan kaynak transferini sürdürmek ve giderek kendisi bir güvenlik riski haline gelmeye başlayan “diplomalı işsizler ordusu”nu güvenlik ordusunun bir parçası yaparak işsizlik sorununa kısmi pansuman yapmak. Üniversite mezunlarını eğitim aldıkları alanda değil de, polislikte, jandarmalıkta, askerlikte, bekçilikte, özel güvenlikçilikte istihdam ederek “güvenlik sorunu” olabilecek işsizleri güvenlik ordusunun parçası yapmak da bunun parçası. Bir taşla iki kuş.
 
Tam da bu nedenle eğitime, sağlığa değil güvenliğe bütçe. Tam da bu nedenle öğretmen açığını kapatacak kadar öğretmen ataması bütçesi yerine güvenlikte istihdam bütçesi.
 
HALKÇI STRATEJİYE GÖRE NE YAPMALI?
Ekonomiyi güvenlik sorununun, güvenliği ekonominin bir parçası yapma stratejisi eninde sonunda ekonomi karşısında öncelikli ihtiyaç olarak güvenlik sorununun olduğuna toplumu yeniden ikna etmek zorunda. OHAL’i sürdürebilmek, bunca güvenlik harcamasını meşrulaştırabilmek ve olağanüstü başkanlık yetkilerini kullanmaya ilk seçimde onay alabilmek için.
 
Görünen, önümüzdeki yılın gündemini, bu stratejik ihtiyaçlar belirleyecek.
 
Burada yapılabilecek olan belli. İktidar bloğunun kendi minderinde güvenliği öncelikli ihtiyaç olarak dayatacağı bir siyasi gündemin karşısında, sosyal-ekonomik meseleleri güvenlikle irtibatlandıran bir başka hat önermek gerekiyor. Bunun için de güvenliği yok sayan değil, harcamaların kaynağını tartıştıran bir hat gerek.
 
Milli Eğitim Bakanı “evet 100 bin öğretmen açığı var ama kimse sormuyor ki devletin kaynağı var mı?” diyerek özlü biçimde ilan ediyor. 2018’de halkçı siyaset hattının ana meselesi “kaynaklar” tartışması yaratmak olmalı. “Kaynak var, ama nereye kullanılıyor?”. Buraya odaklanarak her türlü iktidar stratejisi karşısında halkın temel ihtiyaçlarının mevcut iktidar stratejisi nedeniyle görülemez hale geldiğinin/geleceğinin anlatılması; kaynakların halk için kullanılması gündeminin yerleştirilmesi ve güvenlikçi strateji karşısında sosyal ve ekonomik önceliklerin merkeze alınması. Belli ki 2018’i güvenliği öncelikli ihtiyaç olarak yeniden kuracak stratejileri belirleyecek; öyleyse bizim de bu güvenlik söylemi karşısında ekonomik alana sıkışmak yerine, güvenlik ihtiyacı karşılanırken bütçe yükünün halkın sırtına bindirilmesine karşı iktidarın kaynakları nasıl kullandığını tartıştıran bir hat geliştirmemiz gerekiyor. “Güvenliğe bütçe gerekiyorsa; milletin maaşından değil; makam arabalarınızdan, kamu ihalelerinizden, lüks harcamalarınızdan, yüzde 11 büyüyenlerden karşılayın, halkın ekmeğinden değil” şeklinde özetlenebilecek bir hat.
 
Ekmek, hürriyet ve barış programı etrafında halkın ekonomik durumunu iyileştiren, kaynakları halk için kullanan bir yenilenmiş Cumhuriyet inşası böyle böyle olacak. 
 
Deniz YILDIRIM
 
ABC Gazetesi 24 Aralık 2017

25/04/2018 Gün Ortalama:1895  Bugün 306 Ziyaret var  Sitede 7 kişi var  IP:54.80.185.137