Türkçe

Tarihsel Ayrışma ve Hesaplaşmaya Doğru

231 kez bakılmış
9 Nisan 2017
21:26
Modernleşmenin tarihi, aynı zamanda gericilikle hesaplaşmanın da tarihidir. Önce Avrupa'da sınıf  mücadelelerinin sonucu kazanımı olarak ortaya çıkıyor. Çünkü, feodalizm çözülüyor, monarşiler  çöküyor. Öte yandan sanayileşme ve şehirleşme başlamış, bilimsel, teknolojik  devrimler  var.  Burjuvazi devrimci bir sınıf, bunlarla birlikte kültür, sanat da gelişiyor, insan hak ve özgürlükleri de .
Bizde ise, Osmanlı geriliyor sürekli toprak kaybediyor. 
Gecikmeli olsa da bizde de, Selanik, İstanbul, İzmir gibi ticaret kentlerinde zayıf da olsa bir ticaret  burjuvazisi ortaya çıkıyor. Esas olarak Tanzimat ile başlayan modernleşme hız kazanıyor. Çünkü  bu topraklar da dünyadan ayrı ve izole değil, etkilenme kaçınılmaz. 
Bunlarla birlikte kültür de gelişiyor, yeni düşünce akımları da, tarihsel  süreç genel hatlarıyla böyle.  
 
Kabaca iki görüş var, Tanzimat ve sonrasına yansıyan. Birincisi: Dinin referans alındığı  merkezinde padişahın olduğu çözümden yana olanlar. İkincisi: Batılı değerlere  ve  modernleşmenin kazanımlarına  bakan, Bilim ve teknolojiye önem veren, kişi hak ve özgürlüklerinin bu topraklarda   uygulanmasını savunanlar. Namık Kemal’ler, Mithat Paşalar bu düşünceyi savunuyorlar. Bunlar ilerici ve devrimci olanlar. Bir taraf da Abdülhamid’e karşı dağa çıkan Resneli Niyazi beyler, Eyüp  Sabri  gibi devrimciler var. Diğer taraf da, İngiliz emperyalizminin desteklediği gerici, şeriatçı  31 Mart kalkışması var.  Abdülhamid’in despotik  politikalarına karsı biriken öfke nasıl  bir  patlamaya  dönüşmüşse onun ardıllarına karşıda aynı öfke birikmektedir.
 
“ Türkiye  Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en  hakiki  tarikat medeniyettir “ diyen M. Kemal‘ lerde kurucu, jakoben ve devrimci bir irade beyanı var.  Cumhuriyetin kurucu iradesi tarikatları yasaklıyor, tekke ve zaviyeleri kapatıyor ya da sonradan  anlaşıldığı gibi yeraltına itiliyor.  
Ya  sonra ?
Cumhuriyetin  kurucularına ve aydınlarına hakim olan “  irtica karşıtlığı “ günümüze  kadar  olan  süreçde siyasal İslam ‘a tek başına iktidar olma şansı tanımadı. Siyasal  İslam daha çok  enformel  örgütlenmeler “adı cemaat olan“  kanalla ve dini bir iktidar ve egemenlik aracı olarak kullanan  sağcı, milliyetçi partiler içinde  kendilerine yer buldular ve yeniden ürettiler. 
Bağımsız bir parti olarak siyasal alana çıktıkları 1960 ‘ın sonu ve 70, 80 li yıllar boyunca yüzde 3  ile yüzde 10  gibi oranlarda oy alabilen siyasal İslamcı partiler önce yüzde  otuzlara,  hızla  düşüşe  geçtiği 7 haziran seçimleri hariç yüzde 50 ‘in üzerine çıkabildiler.
 
Günümüzde siyasal İslam, Cumhuriyet Tarihinde ve kendi  tarihinde  ilk  defa  partileşti  ve  Devlet leşti. 16  Nisan  Referandum’ undan sonra da, tecridi  de  olsa  kendi  rejimini  yerleştirmeye  çalışıyor.  Açık açık  bir hesaplaşmaya gidiyorlar, gidiyoruz.
 
“  Şimdi insana  50, 60  seneden beri  memleket  içinde   görülen  irtica  hareketleri  ve  akımlarının  en cesaretli, en iddialı günlerinde bulunuyoruz gibi  bir vehim geliyor “……Bir  zamanlar – aşırı   sağa’ da,  aşırı  sol’ a  da  karşıyız  resmi  söylemini  dillerinden düşürmeyen ama esas  olarak  kendisini sol ‘a,  sosyalizme  karşı  konumlandıranlar, Cumhuriyet’ in kazanımlarına karşı asıl  tehditin  nereden geldiğini geç olsa  da  anlamışlar. “ İleride olan asıl tehlike aşırı sağdadır,  görüşüm budur. “  demektedir İsmet  İnönü . (İnönü,  Atatürk‘ü anlatıyor. 1968  Abdi  İpekçi) 
Aynı röportajda   “Evvelce pek  iyimser  olduğumuz  zamanlarda  her  mesele hallolunmuştur     zannediyorduk. Her meselenin  hallolunmadığı anlaşılmıştır . ……. ‘Ama ‘ Bütün bu işler  köklü  değildir, tarihten gelen cereyanlar serbest  kalırsa bütün  bu sonradan  meydana çıkan usulleri, fikirleri  kolaylıkla silip süpüreceklerdir.“   iddiasının da doğru olmadığı  kesin  olarak  anlaşılmıştır…..Bir  bakıma  Cumhuriyet , milletin  her  tabakasına gün ışığı  olarak  yerleşmiştir.  Köklüdür.  Sahipleri  çoktur.  “  Bugünden  bakıldığında   İnönü'nün  iyimser olduğu  görülüyor. Bizde  iyimser olmak isterdik ama  Cumhuriyet'in   kazanımları yok edilir  ve Cumhuriyetin  kurumları  yeterli  sahiplenmeyi  gösterememişken iyimser olamıyoruz.  Yine bu konuda en  direngen ve yeni bir  cumhuriyet  programına  sosyalistlerin  sahip  olduğu  görülüyor. 
 
Özdemir  İnce  (Cumhuriyet’in  şairi  Nazım  Hikmet, Cumhuriyetsiz  şair  Necip  Fazıl başlıklı  kitabında  “ Friedrich  Nictzehe‘den mülhem  ‘ üstün  insan‘  ideali,  Necip  Fazıl'da ‘Büyük  doğu  gençliği‘ , Fettullah  Gülen'de,  ‘ Altın  nesil‘   sapkınlıklarına  yol  açtı.  Bu  iki  sapkınlık  da   Cumhuriyet  ve  Devrim  düşmanıdır.  Ve  bu  iki  güdümlü  insan türü  Türkiye‘de  iktidar kavgası  yapmaktadır.“  demektedir.  Yine  devamında  daha  çarpıcı  bir  tesbitde  bulunuyor;  A. Gül , R:T:E ve T: Yildız ‘ın   Necip  Fazıl'ın  müridi  olduğunu  belirtip,  A .Gül ‘ün  “ Türkiye ‘de   Cumhuriyet dönemi artık  sona ermiştir. Laik  sistemi  kesinlikle  değiştirmek  istiyoruz .”  demecini  Guardion   Gazetesine verdiğini  ve  yalanlamadığını  ifade  ediyor.   
Yeterince  açık olmalı,  tehlike  büyük  ve burada  mutlaka  bir  direniş  ve  mukavemet  örülmelidir. Sosyalist  bir  cumhuriyet  için.
 
Bookmark and Share
 
Vural  mağdenli

24/01/2018 Gün Ortalama:1720  Bugün 73 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:54.234.190.237