Türkçe

Bir Tarihi Solumak: Türkiye ve Sosyalizm Sorunları

347 kez bakılmış
16 Kasım 2016
19:01
“Türkiye ve Sosyalizm Sorunları”nın gerek Türkiye siyasi tarihi açısından önemli kırılmaların yaşandığı 1968 yılında kaleme alınıyor olması gerekse de Türkiye siyasetinin öncü isimlerinden biri olan Behice Boran tarafından yazılmış olması, dönemin tartışmalarını birinci elden izlemek için önemli fırsatlar sunmaktadır.
 
Yordam Kitap’ın, Gökhan Atılgan öncülüğünde başlattığı “Türkiye’de Sosyalist Düşüncenin Klasikleri” dizisi önemli bir boşluğu dolduracak, değerli bir hamledir. Serinin ilk kitabı olarak seçilen Behice Boran’ın temel eseri “Türkiye ve Sosyalizm Sorunları” kitabı bu yargıyı destekler. Kitapla temas edildiği andan itibaren, ne denli özenli bir şekilde hazırlandığı anlaşılmaktadır. Kapağından sayfa düzenine kadar yoğun bir emeğin ürünü olduğu çok açıktır.
 
Cem Eroğul’un hazırladığı Sunuş; Behice Boran’ın kimliği, kitabın yazıldığı dönemin koşulları, bağlam, tezler gibi alt başlıklarla, metnin takibini kolaylaştırmaktadır. Bu bölümde göze çarpan, Eroğul’un kişisel yargılarına fazlaca yer vermiş olmasıdır. 2016 yılında yeniden yayımlanan bu eser, Türkiye siyasi tarihi açısından önemli kırılmaların yaşandığı 1968 yılında kaleme alınmıştır. “Türkiye ve Sosyalizm Sorunları”, kaleme alındığı yıl itibariyle tarihsel bir projeksiyon olma özelliğine sahiptir. 1968 yılının heyecanlı günlerinde, Türkiye siyasetinin öncü isimlerinden biri tarafından yazılıyor oluşu, dönemin tartışmalarını birinci elden izlemek için fırsat sunmaktadır. Öncelikle bir sosyalist olan Behice Boran’ın, sosyal bilimci kimliği kitabın akışında gözle görülür bir fark yaratmaktadır. Sosyalizm, bilim temeli üzerine inşa edilir. Bilimin sonsuz, sınırsız tarafsızlık iddiası ile sosyalizmin sınıf ideolojisi olması noktasında yaşanan gerilim, kavramların birlikte düşünülmesini desteklemektedir. Boran, tam bu gerilim noktasında dimdik ayakta durmaktır.
 
 Eser, birinci bölümde Osmanlı’dan Türkiye’ye tarihsel bir çerçeve çizmektedir. Sebebi Boran’ın şu ifadesinde gizlidir: “… her ülkenin işçi sınıfı dünya olaylarından, uluslararası ilişkilerin akışından, öncelikle kendi toplumu, kendi ekonomisi yoluyla etkilenir” (Boran, 2016, 32). Boran bunu akademik bir gereklilikten öte, “metodolojik gerekçeler” ile yapmaktadır: “Toplumun tarihsel gelişme doğrultusu” (Boran, 2016, 63).  Bölüm boyunca, Batılı kavramların, yerel özellikler tarafından yeniden anlamlandırılması ile karşılaşılmaktadır.
 
İkinci bölümde, 27 Mayıs’ın değerlendirilmesi yapılmıştır ve Türkiye sosyalist hareketinin bu bağlamda yaşadığı sorunlar ele alınmıştır. 27 Mayıs’ın sosyalistler için yarattığı “olanak” ve “kısıtlamalar” bu bölümde ayrıntılandırılmaktadır. “Sosyalizme giden yol, hangi şartlar altında ve ne yöntemle olursa olsun hiçbir zaman dikensiz, rizikosuz bir yol değildir” (Boran, 2016, 156). 
 
İç tartışmalara ayrıntılı yer verilmesinin ardından üçüncü bölümle birlikte Türkiye’nin dünya sistemi ile ilişkileri ele alınmıştır. Kapitalist dünya ile kurduğu ilişkilere değinirken, bu ağın işçi sınıfı lehine çevrilmesinin de yolları aranmaktadır. Sosyalist Enternasyonal değerlendirildikten sonra Türkiyeli sosyalist hareketin Enternasyonal konusundaki genel tutumları incelenmiştir.
 
Kitabın anayasa ile ilgili bölümünde de yine sınıfa odaklanılmıştır. Anayasa maddelerinde sınıfın tanımı, ilişkileri gibi konulara odaklanılmaktadır. Bu bölümün en önemli alt başlıklarından biri “Seçimle İktidara Gelmek Sorunu” isimli bölümdür. TİP’in bu konudaki tavrı ve genel tartışmaları bu alt başlıkta incelemiştir.
 
LAİKLİK ve BEHİCE BORAN
 
Günümüzün en can alıcı mücadele başlıklarından biri olan laiklik, bu kitabın bugün geçerliliğini sürdüren en kritik tartışmadır. Sosyalistler hakkındaki en yaygın kara propaganda, din noktasında yapılmaktadır. Boran, Anayasa’nın laiklik maddesinin sosyalistleri karşıladığını ileri sürer. “Çağdaş toplumlar genellikle laiktir” (Boran, 2016, 352). Laikliğin temel noktalarını da ele almaktadır: İnanma ve inanmama, ibadet etme veya etmeme özgürlüğünün korunması laikliğin ilk kuralı olarak tanımlanmaktadır. Toplumsal hayatın düzenlemede, dinsel referansların kullanımına izin verilmemesi de laikliğin ikinci temel kuralıdır. Osmanlı’nın modernleşme hamlelerinin yapıldığı dönem boyunca gericilik, dini kaynaklar temelinde yükselmiştir. “Gericilik meselesi toplum yapısı ve sosyal sınıflar ilişkileri açısından ele alınmadıkça doğru bir teşhise ve geçerli bir çözüm yoluna varılamaz” (Boran, 2016, 357).
 
Bir başka bölüm olan kalkınma başlığında, kitabın yazıldığı döneme kadar olan ekonomik gelişmeler ele alınmıştır. Azgelişmiş ülkeler, kapitalist ülkelerin kalkınma noktasında çizdiği doğrultuyu takip etmektedir. Kapitalist kalkınma yöntemini benimsemek Türkiye için önemli bir yanlıştır. Boran, bu yanlışın sosyolojik bir gerçeği işaret ettiğini ifade etmektedir. Türkiye’nin özgül koşullarına uygun bir yöntemi de hem TİP programı hem de kitabın bu bölümü aracılığıyla detaylandırmıştır. Son bölümde de, NATO başta olmak üzere kurduğu dış ilişkileri ayrıntılı ele almaktadır.
 
Behice Boran’ın kaleminden çıkan bu eserin günümüz Türkiye koşullarında yeniden okuyucuyla buluşması heyecan vericidir. 1968’deki yakıcı tartışma başlıklarının, hâlâ aynı sıcaklığı sahip olması, Türkiye sosyalist hareketinin yüzleşmesi gereken bir sorundur.
 
Bookmark and Share
 
 
Bahar Ön
 
14 Kasım- 2016 
 
KÜNYE: Türkiye ve Sosyalizm Sorunları, Behice Boran, Yordam Kitap, 2016, 462 sayfa

25/04/2018 Gün Ortalama:1895  Bugün 306 Ziyaret var  Sitede 2 kişi var  IP:54.80.185.137