Türkçe

Direnen cam işçileri ile röportaj

565 kez bakılmış
14 Şubat 2016
17:49

Beykoz Haziran Hareketidirenen Cam işçilerinden İsmail Yılmaz ile röportaj yaptı.

 

Önce sizleri tanıyalım ve yakın tarihle devam edelim.

Topkapı Fabrikası'nın Eskişehir'e taşınması sürecinde Kristal-İş'e bağlı 420 sendikalı işçi fabrikayı ele geçirmişti. 13 gün sonunda işvereni anlaşmaya zorladı. İstanbul'da kalmak isteyen 130 işçiye tazminatları verildi, 50 geçici işçi Eskişehir'e kadrolu olarak alındı, geri kalanlar ise diğer Şişecam fabrikalarına yatay geçiş hakkını elde etti. Sizce bu elde edilmiş olanlar işçi sınıfı açısından bir kazanım sayılabilir mi? Topkapı'da büyük bir yenilgi yaşansaydı Kristal-İş diye bir sendika ayakta kalabilir miydi?

 

Merhaba, adım İsmail Yılmaz. 1996 yılında Paşabahçe Cam Sanayi Mersin Fabrikası'nda işe başladım. Sendika üyeliğimden itibaren Kristal-İş Sendikası'nda sendikal faaliyetlere giriştim. 2004-2006 yılları arasında Mersin Şubesi yönetim kurulunda yer aldım ve eğitim sekreterliği görevini yerine getirdim. Görev yaptığım dönem itibariyle Kamu İdareleri Reform Yasası'na, Genel Sağlık Sigortası Yasası'na yönelik eğitici faaliyetlerde bulundum. Bu yasaların çıkmaması için uğraş verdim. 2002-2004 yılları Eskişehir örgütlenmesi içinde bir çok faaliyette bulundum. Çeşitli kereler de sendika yönetimlerine ve işyeri temsilciliklerine aday oldum. İşçi arkadaşların bizlere öngördüğü muhalefet olma misyonunu yerine getirmeye çalıştım.

2013 yılı yılbaşında Topkapı direnişi yaşandı. 13 günlük direniş sonunda emekli olanların ve kıdem teşvikinden faydalananların dışında kalanlar gittikleri fabrikaların saat ücretleri ortalamasından gittiler. Birçok işçinin saat ücretlerinde kayıplar oldu. Orada da sendika sessiz ve tepkisiz kaldı. Baştan, işçilerin direnişe geçmesiyle, direnişi sahiplenmek zorunda kalan Kristal-İş Sendikası genel merkez yönetiminin başarısından söz edemeyiz. İşçilerin ise kısmi bir başarısı olmuştur. İşveren ve sendika ölümü gösterip hastalığa razı etmiştir.

Mersin'de ne oluyor? Oradaki zücaciye fabrikanızda tehlike var mı? Fabrikanın şehir içinde kalması gerekçe gösterilerek Mersin'i komple ortadan kaldırabilirler mi? Böyle bir süreçte sendika nasıl bir tutum almalıdır sizce?

 

Sadece Mersin için değil, bütün fabrikalar için tehlike her zaman mevcuttur. Şişe cam işvereni şehir içinde kalmasa bile birçok işletmeyi teknolojik yenilenme ve stratejik değişiklik gibi nedenlerle kapatabiliyor. Ancak, unutulmasın ki 1935'ten beri şişe cam hep büyümüş, üretim alanını genişletmiş ve kapasitesini büyütmüştür. Mersin Fabrikasıyla ilgili de Orta Doğu'daki savaş halinden dolayı sıkıntılar yaşanmıştır. Savaş sonsuza kadar sürmeyeceği için de yatırımını askıya almıştır. Ve daralan Orta Doğu pazarı yüzünden şişe cam da daralmaya gitmiştir. Orta Doğu durulana kadar tek fırın gidecektir. Savaş hali bitince de yatırımları artarak devam edecektir.

İşveren krizi fırsata çevirmiştir. Krizi bahane ederek uzun süredir çalışıp iş kazası ve meslek hastalığı geçiren, yıpranmış, eski işçi olduğu için saat ücreti yüksek olan ve sendikal bilince sahip olan “sorunlu” “tehlikeli” işçileri de tasfiye etmiştir. Bu da sendikanın işine gelmiştir.

Elbette krizler yaşanıp fabrikalar daralmaya gidebilir. Ancak sendikanın asli görevi 2000 yılından önce olduğu gibi çalışanları/üyelerini hiçbir mağduriyet yaşatmadan başka şehirlerdeki şişe cam fabrikalarına naklettirmektir.

 

Buradan sizin direnişinize geçebiliriz. 90 küsur gündür direniyorsunuz, direniş sürecini ve mücadelenizin geleceğini bir de sizden dinleyelim. Nasıl bir yol haritanız var? Mücadeleyi kendi içinizde oluşturduğunuz bir komite ile mi yürütüyorsunuz? Yoksa; direnişinize destek veren Paşabahçe halkı ile dayanışma bağını kuran bir de yerel komite oluşturdunuz mu?

 

Sendikamız çıkışlara onay verdiği için direnişimizi kendi irademizle başlattık. Başlangıçta şube yönetimini yanımızda görsek de, çeşitli iç dinamikler yüzünden daha sonra onların da desteğinden mahrum kaldık. Arkadaşlarımızın çok fazla direniş tecrübesi olmadığı için ya da şöyle diyelim sendikasız bir direniş deneyimi olmadığı için baştan bir düzensizlik ve doğaçlama vardı. Ancak direnişimizin ilerleyen günlerinde biz de deneyim kazandık. Kendiliğinden bir görev bölümü oluşturduk. Her direnişte yaşanabilecek sıkıntıları biz de yaşıyoruz elbette. Ama hep beraber üstesinden geliyoruz.

Beykoz'a gelene kadar işimiz daha kolaydı aslında. Beykoz'da biraz daha mücadele pratiğinin içinde bulduk kendimizi. Genel Merkez'in bize karşı takındığı acımasız tutumu ve uygulamaları, bizim ise inancımız ve mecburiyetlerimiz, direnişimizin olaylar karşısında pozisyon almasını sağladı ve bizi yeni arayışlara itti.

 

Paşabahçe'ye taşıdığınız direnişinize, bölge halkından yeterli destek buldunuz mu? Direnişinizin amacına ulaştığını düşünüyor musunuz? Topladığınız imzaları teslim ettiniz, bu imzaların ne kadarını iş kolunuzdaki çalışan işçilerden topladınız?

 

Kendi başıma analiz yaptığımda bazen iyi ki Sendika Genel Merkezimiz Beykoz'daymış diyorum. Zira farklı ilçelerde aynı desteği bulamayabilirdik. Beykoz halkının çoğunluğunun Paşabahçe kökenli olması bazen avantaj, bazen de dezavantaj oldu. Çok fazla sayıda destek görmüyoruz. Baştan destek veren birçok emekli ağabeylerimizi ve bazı siyasi partileri artık yanımızda göremesek de. Yanımızda olan ve buraya gelişimizden beri destek olanların üstün niteliklerinden dolayı şanslıyız.

Kişi kişi, tek tek bakarsanız amacımıza ulaşamasak da kazanımlarımız oldu. Mesela; hiç kimse direnişe başladığı günkü gibi değil. Herkes üzerine az da olsa çok da olsa bir şeyler koydu. Bir gün bir yerde direnen birilerini gördüklerinde, onlara elleri ve yürekleri dolu gidecek insanlar var artık aramızda. Kimimiz öz güvenini kazandı, kimimiz bu kadar süre zor şartlarda direnmenin haklı gururunu yaşıyor. En azından çocuklarına, torunlarına ve en önemlisi direniş tarihi kitaplarının yazacağı bir hatıraları var artık. Ve ben eminim ki cam işçileri yıllar boyu bizim bu meşakkatli ve onurlu mücadelemizi unutmayacak. Bir de bunu zaferle taçlandırırsak dünyanın en mutlu insanları biz oluruz.

Topladığımız imzaların % 90'ı cam işçileri dışında. Arkadaşlarımızı o kadar korkutmuşlar ki facebook'ta bir fotoğrafa beğeni yapmaya bile çekiniyorlar. Bunu da bize itiraf ediyorlar.

 

Son olarak, Topkapı direnişine dönersek. Bu süreç sonunda bir çok işçi; “Tamam, kendi çabamızla direnişe geçtik, ama sendikamızın katkısı büyük oldu. Kristal-İş iyi bir sendika.
Bizim sendikada temsilciyi, şube başkanını oyla seçmemizden kaynaklı işçinin dediği oluyor. Sendika olmasaydı kazanamazdık.” diyordu. Ne değişti de Siz; “sarı ve işçi düşmanı bir sendika diyorsunuz.? Genel Merkez'e bir alternatif geliştiriyor musunuz? Nasıl?

 

Başta dediğim gibi Topkapı sürecinde bir kazanım varsa, bu sendika yönetiminin değil, işçilerin zaferidir. Biz de eğer 18 kişi değil 180 kişi olsaydık, biz de aynı şeyleri yaşayacaktık. O zaman sendikacılar kahraman mı olacaklardı?

Burada sorun sadece bizim işe dönmemiz değil, sorun bundan sonra cam işçilerinin benzer kaderi paylaşacak olmasıdır. 1999'da çıkan mezarda emeklilik sayasının sıkıntıları ileride daha da fazla yaşanacak. Onun için sendikada önce işçiyi savunmayan işverenle bir olup işçisini göz göre göre işsiz bırakan sendikal anlayışın değişmesi gerekir. Bunu da cam işçisi yapacak. Kristal-İş Sendikası aslına dönecektir.

Biz, bu bölgede bizlere yürükleri ile destek olan insanlara teşekkür ediyoruz.  

Bookmark and Share

22/01/2018 Gün Ortalama:1704  Bugün 451 Ziyaret var  Sitede 6 kişi var  IP:54.234.45.10