Türkçe

TİP: Suriye halkları, ülkenin geleceğine el birliğiyle karar vermeli

174 kez bakılmış
24 Aralık 2018
23:51
ABD'nin Suriye'den çekilme kararı ve Erdoğan'ın "Fırat'ın doğusuna operasyon yapacağız" söylemlerinin ardından başlayan tartışmalarda Türkiye İşçi Partisi'nin tavrını Merkez Komitesi üyesi Can Soyer'le konuştuk.
 
ABD'nin Suriye'den askerlerini çekme kararı almasının ardından başlayan süreç çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi. Trump'ın, Erdoğan'la yaptığı telefon görüşmesinde kendisine güveninin tam olduğunu söylemesi, Erdoğan'ın seçim öncesi savaş arayışına girmesi gibi başlıklar çeşitli mecralarda tartışılıyor.
 
ABD, Suriye'den çekilme kararnamesini imzaladı
İleri Haber olarak Türkiye İşçi Partisi (TİP) Merkez Komitesi üyesi Can Soyer'le, partisinin Suriye hakkındaki görüşlerini konuştuk. Soyer , "Baştan beri tavrımız, Kürtler de dahil Suriye halklarının Şam hükümetiyle birlikte ülkenin geleceğini el birliğiyle kurmaları şeklinde olmuştur" derken, AKP/ Saray rejiminin attığı adımların Türkiye açısından zor sonuçları olacağının altını çizdi.
 
Suriye'de 2011'den bu yana devam eden savaşta artık yeni bir aşamaya gelindi. Rusya ve İran desteğiyle birlikte Suriye ordusu ülkenin yarısından fazlasında tam kontrolü sağlarken, Trump, IŞİD'in yenilgiye uğratıldığını gerekçe göstererek ABD askerlerini Suriye'den çekme kararı aldı. Gelinen aşamayı siz nasıl yorumluyorsunuz? 
 
Öncelikle Suriye'de yaşanan büyük trajedinin emperyalistlerin ve onların işbirlikçilerinin yayılmacı politikalarının bir sonucu olduğunu, Suriye'de bir emperyalist saldırının yaşandığını tespit  etmemiz gerekiyor. Evet, Suriye'de yönetimin kapitalist bir karakteri olduğunu, pek çok kez demir yumrukla ülkeyi yönetmeye çalıştığını biliyoruz. Ancak, son 7 yılda gördüklerimiz, ABD öncülüğündeki Batılı güçlerin, Suudi Arabistan, BAE gibi Körfez ülkelerinin ve Türkiye'nin kendi yayılmacı planlarını uygulamak üzere Suriye'nin altını üstüne getirdiğidir. Suriye'de yüzbinlerce kişinin yaşamını yitirmesinden ve milyonlarca kişinin evlerini terk etmek zorunda kalmasından, birinci derecede bu ülkelerin iktidarları sorumludur.
 
An itibariyle Şam hükümetinin destek istemediği tüm "yabancı güçler", buna IŞİD karşıtı koalisyon içinde bulunan Fransa ve Türkiye de dahildir, Suriye'yi derhal terk etmelidir. ABD, işgalci bir güç olarak Ortadoğu'nun tamamından bir an önce çekip gitmelidir. Suriye toprakları Suriye'nin meşru hükümetine bırakılmalıdır. 
 
Öte yandan, İran ve Rusya'nın, Şam'ın hakimiyetini eline almaya başlamasındaki payı küçümsenemez. Bu ülke yönetimlerinin de kendi ulusal çıkarları adına Suriye'den çeşitli imtiyazlar aldıkları, üs ve nüfuz alanı elde ettikleri bir gerçektir. Suriye halkının savaşın sona ermesinden sonraki gündemlerinden bir tanesi de ülkenin bağımsızlığını tesis etmek olacaktır. 
 
“ABD-TÜRKİYE İTTİFAKININ BOZULDUĞUNU İLERİ SÜRENLER YALAN SÖYLEYEREK SARAY’A HİZMET ETTİLER”
 
ABD'nin çekilme kararının arkasında yatan nedenler hakkında ne söylemek istersiniz? 
 
ABD'de önceki Başkan Barack Obama ve bugün Trump, Suriye'den çekilmek istediklerini birden çok kere dile getirmişlerdi. Bu onların emperyalist bir karaktere sahip olmadıkları anlamına gelmiyor. Suriye'deki askeri varlığın maliyeti, oradaki gücü Rusya ve bölge güçlerine karşı korumanın güçlükleri, ABD'nin Suriye'de giriştiği maceranın gayrimeşruluğunun daha görünür hale gelmesi gibi faktörleri dikkate almak gerekiyor.
 
Neden bugüne kadar geciktiği sorusuna ise şu yanıt verilebilir: İran ve Rusya'nın artan nüfuzunun nasıl dengeleneceği konusunda yaşanan kafa karışıklığı, İsrail-Suudi Arabistan gibi stratejik müttefiklerin özellikle Suriye'deki İran etkisini kırmak için uyguladıkları basınç vb. Hatta bundan yaklaşık 6 ay kadar önce Trump'ın bu ülkelere seslenerek "O zaman faturayı siz ödeyin" dediğini hatırlıyoruz. 
 
Bu noktada Trump yönetiminin artık belirginleşmeye başlayan bir karakterini daha görmemiz gerekiyor. ABD'de baskın popüler ve sermaye eğilimi, dünyanın birçok başka ülkesinde olduğu gibi, küresel ekonomik krizin ülkelerine etkisini minimize etme çabası. Bu da daha korumacı ve içe kapanmacı, gümrük duvarlarını yükselten, deniz aşırı faaliyetlerin maliyetlerini gözden geçiren bir yaklaşımı beraberinde getiriyor. Patron ve sıkı pazarlıkçı Trump, seçmenlerine "korumacı" bir politika vaat etmişti. Öte yandan, yine ABD'nin yüzünü daha çok Pasifik hattına doğru çevirmek gibi bir yönelim değişikliğine girmesi gerektiği bir süredir ifade ediliyor. Bu yönelim değişikliğini uygulamaya koymak elbette kolay değil.
 
Ancak Trump iktidarının ulusal güvenlik stratejisinde Çin ve Rusya'yı "baş tehditler" olarak gördüğünü, Pekin'le bir ticaret savaşı içine girdiğini, Kore Yarımadası açılımını, Tayvan'la ilişkilerini, Güney Çin Denizi'ndeki faaliyetlerini gözlemleyebiliyoruz. Anlık bir karar için değilse de orta-uzun vade için bunların da dikkate alınması gereken unsurlar olduğunu söyleyebiliriz. 
 
ABD'nin bu kararında Türkiye'nin rolünden hiç bahsetmediniz? 
 
Onu sona saklıyordum... Türkiye-ABD ilişkilerinin geçen aylarda tarihin en kötü döneminden geçtiği söylendi durdu. Buna hep mesafeli yaklaştık. Bizim açımızdan Türkiye ile ABD egemen sınıfları arasındaki ilişki öyle kolayca çöpe atılabilecek türden değildir. Krizler yaşanmaz mı, elbette yaşanır. Ancak gerek ticaret hacmi, gerek askeri ilişkiler ve NATO bağı, gerekse bölge politikası açısından Ankara-Washington hattında yaşanacak derin bir kırılma iki taraf açısından da kabullenilir bir şey olamaz. Açıkça söylemek şart: Türkiye'nin NATO'dan çıkacağını, ABD ile Türkiye arasındaki ittifakın bozulduğunu ve bunun yerini bölgede diyelim ki Kürtlerin aldığını ileri sürenler açıkça yalan söylediler. Ve bu yalanları Saray'a hizmet etti. Saray'ın bölgedeki yayılmacı politikalarını meşrulaştırmasına, kendine yeni savaş alanları açmasına, başarısızlıklarını örtmesine hizmet etti. 
 
Türkiye, Fırat'ın doğusuna operasyon sinyaliyle ABD'ye net olarak "bölge operasyonlarında ortağın benim" hatırlatması yapmıştır. ABD de müttefikine hakkını vermiştir. Hakkını neden vermiştir? Burada da Saray Rejimi'nin kendisi açısından başarıyla uyguladığı bir politikaya değinmek gerekiyor. Erdoğan iktidarı, ABD ile Rusya arasındaki gerilime iyi oynamış, zaten titrek olduğunun emarelerini veren NATO ittifakında bir yüzünün de Moskova'ya dönük olabileceğini hissettirmiştir. ABD açısından kabul edilemez olan, bir NATO müttefikinin Rusya'yla "haddinden fazla" yakınlaşmasıdır. Saray Rejimi açısından da kabul edilemez olan, Barzani benzeri kolay ilişkilenemeyeceği Kürtlerin bölgede elini güçlendirmesidir. Her iki taraf da kırmızı çizgilerini ortaya koymuş ve müttefikler olarak bir noktaya varmışlardır. Gelinen noktanın Türkiye açısından zor sonuçları olabilir.
 
Örneğin Saray şimdi, Suriye'deki neredeyse tek "yabancı askeri güç" pozisyonundan kurtulma derdine çare arayacaktır. Örneğin, Rusya'yla İdlib ve Suriye'nin kuzeyi için yeni bir rekabet olasıdır. Örneğin, ABD'nin İran'a karşı beklentilerini belli düzeyde de olsa karşılama sorunuyla karşı karşıyadır. İhvancılığın ağababası Saray Rejimi, bu açıdan hem kalıcı ve geçici partnerlerinin hem de bölgede hamiliğini yaptığı cihatçı güçlerin beklentilerini karşılamak gibi bir sorumlulukla karşı karşıyadır. 
 
“TABLO SAVAŞ DESTEKÇİSİ İKİNCİ ENTERNASYONAL PARTİLERİNİ HATIRLATIYOR”
 
Kürt cephesinden, ABD'nin Suriye'den çekilmesine itiraz eden unsurlar olduğunu gördük. Birkaç gündür özellikle basında ve sosyal medyada bu açıdan ciddi bir tartışma olduğunu görüyoruz... 
 
Bizim başından itibaren tavrımız, Kürtler de dahil Suriye halklarının Şam hükümetiyle birlikte ülkenin geleceğini el birliğiyle kurmaları şeklinde olmuştur. Bölgede ciddi bir IŞİD tehdidiyle karşı karşıya kalan Kürtler, kendilerini savunmuş, daha sonra da ABD'yle işbirliği yapmışlardır. Burada sorunlu nokta kendini savunmak değil, tarihi boyunca kendisi de dahil Ortadoğu halklarına karşı suç işlemiş bir güçle işbirliğine girişmektir. Hem politik olarak hem de stratejik olarak doğru değildi. Sonuçlar da bunu teyit ediyor. Öte yandan, son aylarda Kürt cephesinden, ABD'nin kendilerini İran'a karşı bir güç olarak kullanma isteğinde olduğuna ilişkin yorumlar işitiyorduk. Bölge politikalarını biraz yakından izleyenler için böyle bir talebin var olduğunu tahmin etmek de zor olmasa gerek. Ancak Kürtlerin ufak tefek kimi pürüzler dışında İran'a karşı şu ana kadar agresif bir tutum içine girdiğini görmedik.
 
Bu bakımdan, Kürtlerin İran, Şam hükümeti veya ABD'nin bölgede hasım ilan ettiği güçlere karşı özel bir saldırganlığına tanık olmadığımızın altını çizmemiz gerekiyor. Bu tespitleri bir kenara koyarsak, Kürt cephesinde Amerikancı unsurlar var mıdır, türemiş midir? Vardır, türemiştir. Onlara, son yaşananları da göz önünde tutarak akıllarını başlarına devşirmelerini söylemek dışında söyleyecek bir şeyimiz yok. 
 
Meselenin diğer yönüne gelirsek, orada da en az "Kürtlerin içindeki Amerikancı unsurlar" kadar büyük bir sorunun olduğunu görüyoruz. Aslında bir bulamaç var. Biraz Saray'a hizmetkârlık, bir tutam anti-kapitalist olmayan "ulusalcılık", biraz "ABD Türkiye'yi sattı" saçmalığı birleşiyor. Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin ciddi bir söz söylemeyeceksin, Saray Rejimi'nin bölgedeki yayılmacı emellerine, faşist karakterine, halklara düşman politikalarına, ABD'yle ilişkisine bir şey demeyeceksin sonra millete anti-emperyalizm dersi vermeye kalkacaksın. Daha Türkiye ile ABD arasındaki emperyalist ilişkiyi anlayamayacaksın, yurtseverim diyeceksin. Bu komedi falan değil, basbayağı manipülasyon ve ihanettir. Bu tablo bana, ülkesinin yayılmacı politikasına "hayır" demeyen, savaş destekçisi İkinci Enternasyonal partilerini hatırlattı. 
 
Doğru politika, o dönem de belliydi, bugün de aynıdır. ABD bölgeden defolsun. Türkiye, Suriye'den derhal çekilsin. Suriye halkları ülkenin geleceğine, el birliğiyle, kardeşçe karar versin. 
 
Bookmark and Share
 
 
İleri Haber 24 Aralık 2018

17/09/2019 Gün Ortalama:269  Bugün20 ziyaret var  Sitede 1 Kişi var  IP:3.227.235.220